İstirdat Planı Bitti mi?

Kıbrıs sorununun yaratılmasında, NATO‘cu subayların oluşturduğu yeraltı örgütlenmelerinin payının olduğu artık tüm açıklığı ile bilinmektedir.
EOKA ve TMT’nin rolü ve yaptıkları provokasyonlar, iki toplumun birbirlerine düşürülüp, çatıştırılması ayni odaklar tarafından planlanmıştır.
1955 yılında Enosis talebi ile EOKA’nın başlattığı silahlı mücadele, 1958’de TMT’nin taksim talebi ve buna bağlı silahlı mücadele ile karşılık buldu.
TMT’yi kuran Türkiye’deki “Seferberlik Tetkik Kurulu”nun “Kıbrıs İstirdat Planı” hala daha yürürlükte olup, görüşme süreçlerinin sonuçsuz kalmasının temel nedeni olarak ortada durmaktadır.
Kronolojik olarak olayları takip ettiğimizde, bu sonuca kolayca ulaşabiliriz. Şöyle ki;
Makarios 1960 yılında kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti’nin yürütülemeyeceği ile ilgili 13 maddelik sorun paketini İngilizlerin teşvikiyle Ankara’ya götürmüştü.
Ankara sorunu görüp, bu maddelerin işleyişi ile ilgili yaşanan sorunları ele alacak bir görüşme süreci başlatmış olsaydı, hiç kuşkusuz 21 Aralık 1963‘de patlak veren bir olay bahane edilerek, iki toplumun çatışması engellenmiş olacaktı.
Türkiye yetkilileri diyalog yolu ile sorunu çözme yerine, Makarios’u azarlayıp geriye göndermeyi tercih ederek, çatışmaya zemin yaratmışlardır.
Bu da yetmezmiş gibi çatışma sonrası Ankara’daki sivil yönetim, Kıbrıs Türk liderliğine “Cumhuriyet çatısı altına dönün“ çağrısı yaparken, Türkiye derin devleti ve TMT dönmemek için direnme yanında, 103 yerleşim birimindeki Kıbrıslı Türk’ün göçünü organize etmiştir.
İki toplumun birbirinden koparılmasına, 4 Mart 1964’de Türkiye’nin 186 sayılı Birleşmiş Milletler kararına onay vererek Kıbrıslı Rumları Kıbrıs Cumhuriyeti’nin sahibi yapması da eklenince, Kıbrıs Türk toplumu devletsiz kalmıştır.
Bu gelişmelerle birlikte, Türkiye’nin yolladığı subaylar, TMT liderliğini yürüten Kıbrıslıları tasfiye ederek, Kıbrıs Türk toplumunun siyasi iradesini gasp etmişlerdir.
1974 yılında, “Kıbrıs Cumhuriyeti’nin toprak bütünlüğünü korumak ve bozulan anayasal düzenini tekrardan tesis etmek” hedefi ile garantörlük sorumluluğu çerçevesinde, Kıbrıs’a askeri müdahalede bulunan Türkiye, uluslararası antlaşmaların ona verdiği yetkiyi “İstirdat Planı” yönünde kullanmıştır.
Adayı bir sınırla bölme, Kıbrıslı Rumları etnik temizlikle güneye gönderme, yerleşim yerlerinin isimlerini değiştirme, Türk Lirası’nı tedavüle sürme, Rum mülklerini yağmalama, mülkiyet rejimini değiştirme, Cenevre Sözleşmelerine aykırı adaya sistematik nüfus taşıyıp, demografik yapıyı bozma, dağıtılan vatandaşlıklarla Kıbrıslı Türklerin siyasi iradesini gasp etme, kadastro sistemini, bankacılık sistemini değiştirme, verilen yapılan ayrıcalıklarla sermayesini buraya taşıma ve ayrı devlet kurma “İstirdat Planı” doğrultusunda hareket edildiğini göstermektedir.
1994 yılında, Türkiye Avrupa Birliği’nin Gümrük Birliği’ne dahil olma karşılığı, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Avrupa Birliği’ne girişi görüşmelerinin başlatılmasına devamına onay verirken, Kıbrıslı Türklerin bu görüşmelere katılımına engel koymuştur.
1999’da, Helsinki Zirvesi’nde Türkiye AB’ye “aday ülke statüsü” alırken, Kıbrıs’ın çözüm olmadan da AB’ye üye olmasına onay vermiştir.
Bu süreç devam ederken ortaya çıkan Annan Planı Referandumunun 2003’de yapılmaması için her türlü engeli çıkarmıştır.
2003’de yapılacak olan referandumda “Kıbrıs’ın Avrupa Birliği’ne üye olmasına ve Annan Çözüm Planı’na“ evet veya hayır sorusu sorulacakken, bu süre aşıldığı ve Kıbrıs Cumhuriyeti AB’ye üye olduğu için 2004’de sadece “Annan Çözüm Planı’na” evet veya hayır sorusu sorulmuş bu da Kıbrıslı Rumların yüzde 67 hayır oyunu almıştır.
Bu süreç boyunca AKP Hükümeti, çözümcü görünürken, Türkiye derin devleti süreci tıkamak için Rauf Denktaş’ı kullanmıştır.
Annan Planı’nda onaylanan anayasanın uygulanmasının çözüm sürecine önemli bir katkısı olacağı gerçeği ortada dururken, Türkiye yetkilileri buna da engel olmuşlardır.
Maraş’ın yasal sahiplerine geri verilerek ve Mağusa Limanı ile Ercan Havaalanı’nın uluslararası kullanıma açılması teklifi dikkate bile alınmamış, yeni geçiş kapılarının açılması için de her türlü engel çıkarılmaya devam etmektedir.
Annan Planı referandumundaki “evet ve hayır” oyu üzerinden Kıbrıslı Rumların suçlanması siyaseti güdülerek süreç tıkanmıştır.
Bu konuda Kıbrıs Rum tarafını zorlayacak, Maraş’ın ve yeni geçiş kapılarının açılması, eğitim alanında ortak projelerin ileriye taşınması, ticaretin kolaylaştırılıp, hacminin artırılması, çevre ve doğal afetler konularında iş birliği yapılması, suçlarla ortak mücadele, bankacılık sisteminin bütünleştirilmesi, askersizleştirme, enerji ve doğal gaz konusunda ortak işbirliği projeleri gibi barışa ve bütünleşmeye hizmet eden çalışmalar yapma yerine “iki ayrı eşit egemen devlet” önerisi ile süreç Türkiye tarafından tıkanmaya devam edilmektedir.
Gidilecek köyün minareleri görünmektedir.
Bir sonraki adım, adanın kuzeyindeki oldubittiyi (de facto) tüm dünyaya kabul ettirmek ve her türlü hakkı elinden alınıp susturulan, Kıbrıs Türk toplumunu Kıbrıs Cumhuriyeti ile Avrupa Birliği’nden koparmaktır. Bundan sonra sıra adanın bütününü ilgilendirmektedir.