İki Dudağın Arasında Sıkışan Hukuk

Kıbrıs’ın kuzeyinde hakikati dile getirmek bedel ister. Kalem tutan her parmak, sesiyle hakikati dillendiren her boğaz, bir gün ya mahkeme salonlarında ya da karanlık oda köşelerinde hesap vermeye zorlanır.
Bugün bu gerçekle bir kez daha karşı karşıyayız. Gazeteci ve yazar Şener Levent’e Türkiye mahkemelerince verilen toplamda 2,5 yıllık hapis cezası, sadece bireysel bir hesaplaşmanın değil, sistemli bir susturma mekanizmasının tezahürüdür.
Türkiye yargısı, bir karikatür yüzünden Levent’i mahkum etti.
Oysa aynı dosya, Kıbrıs’ın kuzeyinde yıllar önce yargılanmış ve beraatle sonuçlanmıştı. Yani bu topraklarda Levent’in yaptığı şey bir suç değil, bir ifade özgürlüğü hakkıydı.
Ancak şimdi, Türkiye’nin adli yardımlaşma protokolünü öne sürerek Şener Levent’i iade talebi, Kıbrıs’ın kuzeyinde yaşayan bizlerin hem iradesine hem de yargısına açık bir müdahaledir.
Bu açıkça bir kırılma noktasıdır.
Çünkü mesele sadece bir karikatüristten, bir yazardan ibaret değildir.
Mesele, basın özgürlüğünün, düşünce ifadesinin, mizahın ve eleştirinin tamamının susturulmak istenmesidir.
Şener Levent’in kendi ifadesiyle “hukuk bir diktatörün iki dudağı arasına sıkışmışsa” orada adaletten söz etmek mümkün değildir.
Türkiye’de yaşanan tam olarak budur. Siyasetin tamamen emrine girmiş bir yargı mekanizması, muhalefeti bastırmak, basını susturmak ve kamuoyunu sindirmek için bir sopa olarak kullanılmaktadır.
Bu sopanın şimdi Kıbrıs’ın kuzeyine de uzanması, işte asıl tehlikeyi ortaya koymaktadır.
Bir düşünün…
Kıbrıslı bir yazar, Türkiye vatandaşı değil.
Bir başka ülkenin mahkemesi, burada yargılanmış ve aklanmış bir davayı yeniden açıyor ve cezalandırıyor.
Yetmiyor, bu kişiyi kendi ülkesine götürmek için hukuki zemin hazırlamaya çalışıyor.
Bu, sadece hukuka değil, halk iradesine, toplumsal egemenliğe ve ifade özgürlüğüne yapılmış doğrudan bir saldırıdır.
Uzun zamandır adım adım örülen bir kuşatma var.
Medya üzerinde kurulan baskılar, muhalif seslere yöneltilen tehditler, seçilmiş iradelerin yok sayılması, dini yapılar eliyle toplumu dönüştürme çabaları ve şimdi de yargı eliyle sindirme politikaları…
Bunların tümü bir araya geldiğinde ortaya çıkan tablo açıktır: Kıbrıs’ın kuzeyi Türkiye’nin vesayetine tam anlamıyla sokulmak isteniyor.
Ancak bu halk buna boyun eğmeyecek.
Biz bu topraklarda, bağımsız düşüncenin, çok sesliliğin ve özgür yaşamın ne olduğunu çok iyi biliyoruz.
Şener Levent’e yapılmak istenen, aslında hepimize yapılmak istenendir.
Bu susarsa, yarın sırada bir başka yazar, bir başka gazeteci, bir başka düşünür olacaktır.
Bu sadece bir mahkeme kararı değildir.
Bu, iradeye vurulmuş kelepçedir.
Bu, ifade özgürlüğüne atılmış zincirdir.
Bu, bağımsız düşünceye karşı bir gövde gösterisidir.
Bu saatten sonra sessiz kalmak, teslim olmaktır.
Bu saatten sonra “ama o da çok konuşuyordu” demek, zalimin sopasına omuz vermektir.
Şener Levent’in yanında durmak, bu halkın kendi yargısına, kendi egemenliğine ve kendi sesine sahip çıkmasıdır.
Buradan açıkça söylüyorum:
Bir başka ülkenin yargısı, bizim topraklarımızda hüküm süremez.
Kıbrıslı bir yazar Türkiye’ye iade edilemez.
Bu halk kendi mahkemesini, kendi kararını, kendi özgürlüğünü sonuna kadar savunacaktır.
Ve şunu da unutmayın:
Susturulan her ses, yankılanarak geri döner.
Bastırılan her fikir, daha güçlü filizlenir.
Ve siz ne kadar çok karikatürden korkarsanız, o kadar çok karikatür doğar.
Bu toprakların mizahı da kalemi de teslim alınamaz!
Ne mahkemelerinizle ne protokollerinizle ne de tehditlerinizle…
Hodri meydan! Bu halk susturulmayacak!




















