InstagramKöşe Yazarlarımız

Türkiye Kıbrıslı Türkleri Nasıl İkna Edecekmiş?







Geçtiğimiz günlerde sosyal medyada önüme bir paylaşım düştü. Yenidüzen’in başyazarı Cenk Mutluyakalı’nın bir yorumu. Hani şu yıllardır kendini “halkın vicdanı” gibi sunmaya çalışan, muhalefeti “cesur” göstermeye gayret eden gazeteci. Yazmış ki:

“Asıl soru şu: Türkiye Kıbrıslı Türkleri nasıl ikna edecekmiş?”

İnsanın sinirleri bozuluyor. Gerçekten mi? Yahu, Cenk bey, sen bizimle dalga mı geçiyorsun? Biz burada yaşamıyor muyuz? Ya siz gerçekten halkı hafızasız, balık belleğine sahip bir topluluk mu sanıyorsunuz?

Ben soruyorum: Türkiye’nin Kıbrıslı Türkleri ikna etmesine gerek mi var?

Hadi dürüst olalım. Türkiye bugüne kadar hangi konuda Kıbrıslı Türkleri “ikna etmeye” çalıştı?
İktidarıyla muhalefetiyle siyasetçileri Ankara’ya çağırdığında, hangi lider çıkıp “Hayır, bu bizim irademizi bağlamaz” diyebildi?

Hangi kritik kararda halkın görüşü soruldu da ona göre adım atıldı?

Hangi dönemde Ankara “bizimle eşit ilişki kurdu” da biz görmezden geldik?

Gerçek ortada: Türkiye hiçbir zaman ikna yolunu seçmedi. Her zaman dayatma yaptı.

Hatırlayalım:

Afrika gazetesine saldırı… Ankara’dan düğmeye basıldı, onlarca kişi linç için sokağa salındı. Bu ikna mıydı?

Cumhurbaşkanına açık açık “Sen bizim başkanımız değilsin, bizim başkanımız Ankara’dadır” dendi. Bu ikna mıydı?

Ercan Havaalanı’nda açılan “Gerçek Kıbrıslılar burada” pankartı ile toplumun bir kısmı aşağılandı. Bu mu ikna?

Bunların adı ikna değil, zorbalık, dayatma, irade gaspıdır.

Ama gelin görün ki bu zorbalığın karşısında dimdik duran bir muhalefet de yok. Türkiye’nin “iki devletli çözüm” masalını dünyaya ilan ettiği günlerde, kim yanındaydı? Tufan Erhürman!

Türkiye Dışişleri Bakanı’nın yanında oturdu, ağzını açıp tek kelime etmedi. Ne “Biz federasyon istiyoruz” dedi, ne de “Bu irade bizi bağlamaz” diyebildi. Sonra döndü, “Bizi süs bitkisi gibi götürdüler” diye şikâyet etti.

Koskoca muhalefet lideri dediğin bu mudur?

Süs bitkisi gibi oturup sonra şikâyet eden!

Halkın iradesini temsil eden böyle bir lider mi olacak? Bizim kaderimizi mi değiştirecek?

Cenk Mutluyakalı ise kalkmış, bu tabloyu tersyüz etmeye çalışıyor. Sanki Erhürman, orada oturup diklenmiş, haykırmış, Türkiye’ye meydan okumuş da biz fark etmemişiz gibi yazıyor. Kusura bakma Cenk, ama bu ya halkın aklıyla alay etmektir ya da hayal dünyasında yaşamaktır.

Bir başka trajikomik sahne de şu meşhur “Külliye” meselesi. Daha dün, “Telleri aşarız, bu külliyeyi yaptırtmayacağız!” diye haykıranlar, bugün o külliyenin içine girmek için kırk takla atıyor. Önce bağır, sonra koltuğa oturabilmek için Ankara’ya selam çak.

Bu mudur muhalefet?

Bu mudur halkın iradesini savunmak?

Ama Mutluyakalı’nın gözünde bunlar “kararlı duruş” oluyor.

Gerçekten insanın aklıyla dalga geçiyorlar.

Hadi diyelim ki iktidar Ankara’nın memuru, peki muhalefet ne? O da Ankara’nın süs bitkisi!

Biri emir alıyor, diğeri sessiz kalıyor.
İrade mi? Hangi irade!

Onurlu duruş mu? Hangi duruş!

Biz Karpaz’ın eşekleri gibi “koruma altına alınmış varlıklar” olarak görülüyoruz. Ne iktidardan ses var ne muhalefetten. Halkın çıkarını savunacak tek bir gerçek duruş yok.

Bugün Cenk Mutluyakalı çıkıp “Türkiye Kıbrıslı Türkleri nasıl ikna edecekmiş?” diye soruyorsa, bunun tek açıklaması var: Ya gerçekten halkı saf sanıyorlar ya da kendileri gerçekle yüzleşmekten korkuyorlar.

Türkiye’nin Kıbrıslı Türkleri ikna etmesine hiç gerek yok. Çünkü bu topraklarda iktidar da muhalefet de zaten teslim olmuş durumda. Ankara istedi mi, bir işareti yetiyor.

Halk ise hâlâ “irade” kelimesini dilinde sakız yapıyor.

Ama ortada ne irade var ne de bu iradeyi savunacak cesur bir lider.

Ve işte asıl trajedi bu!















Başa dön tuşu