Hep Yanlış Yönlendirmelerle Kaybolan Yol

1960’ta Kıbrıs Cumhuriyeti’ni kurduk. Türk ve Rum ortaklığı dediler. Kısa sürdü, bitti. 1964’te kendi Otonom Türk Yönetimimizi ilan ettik. 1974 sonrası ise Kıbrıs Türk Federe Devleti’ni kurduk.
İşte tam da orada elimizde en güçlü koz vardı. Hem kendi kendimizi yönetiyor hem üretim yapıyor hem dünyaya satıyor hem de uluslararası toplumun “federal çözüm” zemininde bizi dikkate aldığı bir yapıya sahiptik.
Sonra ne oldu? Türkiye’nin yönlendirmesiyle 1983’te KKTC’yi ilan ettik. Bir sabah ansızın dünyaya meydan okuduk.
Ve dünya da bize sırtını döndü. Tanınma gelmedi. Çünkü Türkiye’nin söylediği gibi “herkes bizi tanıyacak” bir hayaldi. Dünyanın diplomasi mantığında böyle bir ihtimal yoktu.
Bugün hâlâ aynı yanlışı sürdürüyoruz.
Şimdi de “iki eşit, egemen devlet” masalını anlatıyoruz. Türkiye’nin ağzından çıkan cümleler bizim resmi politikamız haline geliyor. Ama gerçekte ne BM ne AB ne de uluslararası toplum bu söylemi dikkate alıyor.
Peki biz?
Ceplerimizde AB kimliğiyle geziyoruz. Çocuklarımız AB üniversitelerinde okuyor, gençlerimiz AB pasaportuyla özgürce seyahat ediyor.
Ama siyasette çıkıp “AB bizi düşman görüyor” diyoruz. Kendi halkımızı bile kandıramıyoruz.
Asıl gerçek şudur; Bizim en büyük yanlışımız, kendi aklımızla siyaset yapmamamızdır.
Her dönemde Türkiye ne dediyse ona uyduk. Federe Devlet’ten KKTC’ye geçiş, Türkiye’nin ısrarıyla oldu.
Bugün “iki devletli çözüm” söylemi yine Ankara’nın talimatıyla sürdürülüyor. Yani biz kendi geleceğimizi belirlemiyoruz, belirleyemiyoruz.
Oysa halk başka bir şey istiyor:
Özgür olmak, bağımsız olmak, barış içinde yaşamak ve dünya ile bütünleşmek. Federe Devlet döneminde biz bunu görmüştük.
Üretim vardı, ihracat vardı, dış dünyayla temas vardı. Şimdi elimizde ne var?
Tanınmayan bir devlet, kapanmış kapılar, sürekli göç eden gençler ve her gün biraz daha Türkiye’ye bağımlı bir yapı…
Türkiye’nin bizi yanlış yönlendirmesiyle biz, elimizdeki tüm diplomasi kozlarını kaybettik.
Bugün ne dünyada sözümüz var ne de geleceğe dair bir vizyonumuz. Ankara’dan gelen direktifleri tekrarlamaktan başka bir şey yapmıyoruz.
Şimdi kendimize sormalıyız;
Biz gerçekten kendi irademizle mi hareket ediyoruz?
Yoksa Ankara ne derse onu tekrar eden bir topluluk muyuz?
Dünya bizi dinlemiyor, dikkate almıyor. Çünkü dünya görüyor ki biz bağımsız değiliz, kendi kararımızı alamıyoruz. “Egemen devletiz” diye bağırıyoruz ama gerçekte Türkiye’nin gölgesinde bir özerk yapıdan öteye gidemiyoruz.
Yanlış işte burada:
Biz kendi aklımızı kaybettik.
Biz kendi yolumuzu kaybettik.
Biz, geleceğimizi Türkiye’nin yanlış yönlendirmelerine bıraktık.
Eğer gerçekten özgür olmak, bağımsız olmak ve barış yapmak istiyorsak, önce kendi aklımıza, kendi irademize sahip çıkmalıyız.
Türkiye’nin çıkarlarına göre değil, Kıbrıs Türk halkının çıkarlarına göre siyaset yapmalıyız.
Yoksa böyle devam edersek, hep arayışta kalacağız. Hep ortada kalacağız. Hep başkalarının gölgesinde yok olup gideceğiz.




















