
I. Cumhurbaşkanı Rauf Raif Denktaş‘ın kızı Ender Denktaş, hem kendisi hem de tüm Denktaş ailesi tarafından defalarca yalanlanmasına rağmen, “Denktaş’ın öğrencisiyim” diyen ve son propagandasında da “Onun Yolu” diyerek yine Denktaş’ı kullanan atanmış Cumhurbaşkanı Ersin Tatar‘a bir kez daha sert tepki koydu
Denktaş: Denktaş’ın izinde olsalar; son 5 yılda memleket, memleket halinden çıkmazdı
Sosyal medya hesabından açıklama yapan Denktaş, “Şimdi, o bize ‘neden’ diye sormayıp hiç düşünmeden eleştirenlere, partizanlara ve de sözde milliyetçilere artık böyle; bir de ana sayfamdan sesleneyim çünkü yorumlarda ‘kafi’ gelmez ki eleştirileri devam eder bazıları” dedi.
Denktaş şöyle devam etti;
“Önce ‘Star’ gazetesinin attığı başlıkla başlayım. Kimindir, kimdir, necidir bilmem. Çok da önemli değil kim olduğu. Şöyle bir başlık atmış; ‘Denktaş’ın izinde Tatar’la devam’
‘Babanız’ deyip bin kelime söyleyerek bizi eleştirenlere, ‘Neden o tuttuklarınızı memleketimizle ilgili sorgulamazsınız?’ diyerek gireyim konuya çünkü ne siz bizden daha iyi tanıyabilirsiniz babamızı ne de bizden daha çok sevebilir ya da anlayabilirsiniz. Biz onu yaşayanlarız…
Bir kere Denktaş’ın izinde olsa ya da olsalar; iki kelimeyle geçirilmiş son 5 yılda memleket memleket halinden çıkmazdı.
‘Müzakere’ sürecinin ne olduğunu ve bilinmeyen gerçekleri en azından bilen biri olarak, birilerine de katkım olsun sürekli ‘izah’ durumunda bırakılmaktan.
“Türkiye’ye giriş yasakları, tetikçiler, kapılardaki kriz…”
Belki birileri anlar biz de bazıları gibi keyfe bakarız.
Ne oldu son beş yılda?
Hade hep beraber bakalım.
İlk mesele hiçbir şey yokken külliyenin alelacele bitirilerek içine de kurulmuş olunması mesela.
Sonra kendi insanlarımızın ‘eleştiri’ yapmışlar diyerek Türkiye’ye giriş yasağıyla karşılaşmaları. Koruyan biri var mı devletin başında? Yok!
Peki kendi ülkemize ‘tetikçilerin, onların bunların elini kolunu sallayarak girmiş olmalarına rağmen herhangi bir tedbir var mı? Ara sıra diyelim. İş görmeye gelenler yaptı yapacağını zaten.
Sonra ‘kapılardaki kriz’, her geçen gün had safhaya ulaşan karambol.
Yani Denktaş‘ın son yaptığı şey kapıları açmak; ya gerisi? Yok!
Sonra; ‘Yapın da gorkmayın’ dediği adamın Rum tarafında zindanda çaresiz kalışı… Sanırım orada ölebilir de
ve insanlarımızın mal mülk konusunda 50 yıl sonra ‘sorgulanma’ durumları…
“Türk devletleri nerede? Rum‘u tanıdılar, ‘KKTC yok’ dediler, Ses var mı? Yok!”
‘Tanıtacağız’ diyerek çok kez gittikleri Türk devletleri nerede? Aniden gittiler Rum‘u tanıdılar, ‘KKTC yok’ dediler, ‘Türkiye de işgalci’ dediler.
Ses var mı? Yok! Ne TC’den ne de KKTC’den tek bir kınama, tek bir ses seda yok!
E hangi devletin başında oturursunuz pardon! Peki ya hükümet! Siz hangi devletin makamlarında oturursunuz da ses çıkaramadınız?
Rumları işaret edip Türk devletlerine sessiz kalmaları sizce neyi ifade eder? Bence her şeyin bilinerek ve isteyerek yapıldığını.
“Susun denildi ve sustular”
Çünkü insan bildiği bir şeyi kınamaz ve kınattırmaz!
Susun dendi ve sustular.
Peki önümüze atılan ‘Türban Tüzüğü’ konusunda; Denktaş‘ın bu konuyla ilgili ikazını da mı duymadılar sizce! Duydular ama duymamazlıktan geldiler!
Neden? Ne diyor Denktaş orada; ‘Böyle bir şeyi dayatanlar “köklenmiş bir çınar ağacının kökten kurumasına sebep olur!
Peki sizce niyetleri ne? Elbette ki kökten kurutmak!
Ve şimdi oy için yaptıkları ‘vatandaşlıklarla’ demografik yapımızı tamamen bitirdikleri yetmedi, art arda ülkemize seçimler için gelen müdahaleciler!
“Kuklalar tahtadandır ve şuurları yoktur”
Ve onlardan birinin devletin adını kendince değiştirmiş olmasını dahi şuursuzca veya bilerek alkışlayan seçtikleriniz.
Kuklalar tahtadandır ve şuurları yoktur; şimdi ne farkları kaldı kuklalardan?
Bunun hesabını sormadıkları bir yana KKTC’nin makamlarında utanmadan oturuyorlar. Devletin başı sordu mu?
Hayır, duymadım ya siz?
Ve o da yetmiyor, yaptıkları yasada da ‘Kıbrıs Türk Devleti’ deniyor ve ne halka ne de Meclis’e sormadan. Bunun anlamı ise şöyle; ‘Siz yoksunuz, onlar ne isterse biz yaparız’ anlamı taşır.
Sözde yöneticiler ve partizanlar ne ne yapıyorlar bu arada? Sadece alkış…
Bunun hesabını sorabilecek biri var mı KKTC’nin başında oturan? Bence yok! Varsa da görülmez ve duyulmaz.
“Memlekete çökme operasyonu var”
Geliyoruz bu güne; kim geliyormuş memlekete ‘marketler zinciri’, yerli esnaf mı? Kimin umurunda! Bakın bakalım kim sorgulayacak bunu, iyi belleyin tuttuklarınızı da tutmadıklarınızı da!
Çünkü bu memlekete bir nevi ‘çökme’ operasyonudur, net!
Peki kimindir acaba bu zincirler ve kime ait bilen var mı? Ben bilirim mesela ve sırf oy için memleketi mesken tutan zatlardan biri, KKTC’nin adını kime sorarak değiştirdi?
Ve siz devletin adına sözleşme yapıp yasa geçiriyorsunuz ve bunun sorgusu sorabilecek kim var aranızda? Bence yok!
Sahi ya siz gerçekten kimsiniz?!
Ne yapmaya çalışırsınız memleketimize?
Ve ne yaptığınızın farkında mısınız?
“Sen bu memleketin neresindesin Ersin bey?”
‘Sen bu memleketin neresindesin Ersin bey’ desem, ‘Aha halkın içinde’ der ve geçer, hala 5 yıldır bizlerin bile derdine ulaşamamışken, halkın içinde olman ya da senin ‘iyi bir insan’ olman ne beni ne de bu halkı sanırım ilgilendirmez, ilgilendirmemeli.
Nedeni; Ne dediğine ve nerede olduğuna değil ben ne yaptığına ve ne yapmadığına bakarım.
Her insan ‘kendince’ iyidir.
Hatta son 20 yıl önce ve hatta son 5 yıl önceye kadar ben de kimsenin tahmin edemeyeceği kadar iyi biriydim. Ama artık değilim.
Sebebi; ‘şahsıma’ küfür et umurum olmaz ama babam için verdiğim mücadele duyulmazdan gelinir umursanılmazsa veya gelecek nesilde bu ülkenin geleceğini temsil edecek olan torunlarım için endişeliysem, bu toplum bilincidir ve ben ‘memleketim’ adına hesap sorma yetkisindeyim…
Kendim içinse namerdim. Çünkü o adama yapılanlar peyder pey insanlarımıza yapılıyor ve suskunluk kabulleniştir.
Ben doğup büyüdüğüm bu topraklarda, böylesi bir yaşamı, usulsüzce, adaletsizce, iradesiz şekilde yaşamayı kabul etmiyorum.
Artık eskisi kadar ‘tahammüllü’ değilim, olanlara ve ülkem adına bildiğim her şeyi yazmak, uyarmak ve söylemek verilmiş bir sözün akıbetidir.
Onun adını ne şahsınıza ne de yalanlarınızın içine katıp kullanamazsınız. Buna bir evlat olarak iznim yok.
Ben uyarılarını ve ikazlarımı o yüce ruh adına ve gelecek nesil adına yaparım. Çünkü bizler yaşadık ve bitti…
Savaşlar geçirmiş bir neslin çocukları ve torunlarının, huzur ve güven içinde yaşamasını istediğim içindir kaygım ve gelecek çabam.
“O gün ona, bugün insanımıza yapılır her şey, bugün de farklı şekilde yaptırılıyor”
Peki ya sizin?
Geleceğin bu denli ve her açıdan ‘tehlikeye’ girişine duyarsız kalamam. Ne 2004’de kaldım ne de bu gün. Ne o gün sustum ne de bu gün.
Bu yüzden bizi sorgulayanlar; önce ‘memlekete ne yapılıyor’la ilgilensin.
Bizi yerenler, hangi aşamalardan geçip doğruyu ve yanlışı belirlediğimize baksın.
Bizi kınayanlar, önce hangi kişi ve görüşlerin hükümdarlığı altında olduklarına baksın. Çünkü o kişi
ayni kişi. Adı zat- muhterem!
Denktaş dediğinizde, ona ne yapıldığına bakarak değerlendirin bu günü. Çünkü ben öyle yapıyorum.
O gün ona, bugün insanımıza yapılır her şey, bugün de farklı şekilde yaptırılıyor.
‘Aşağılayarak’ ‘Siz yoksunuz biz varız ve her şeye biz karar veririz’ davranışlarıyla.
O lider bunları kabul etmedi, dik durdu.
Uyardı ve KKTC’yi halkı kimi isterse onlara emanet etti ama ülke hiç bu duruma gelmemişti. Çünkü son darbeler de işte böyle yine aldatılarak.
“Babam ne kandı ne kandırıldı”
Bu yüzden, onun yolunda deyip kestirip attığınız yol, ‘özgürlük’ ve ‘bağımsızlık’ yoluydu. Bunu ‘yalanlarla’ bozmuş olanların yolu ise mahkumiyettir.
O ne kandı ne kandırıldı.
Ve ‘Benim halkımın hamuru sağlamdır kanmaz’ dedi her şeye rağmen.
Üzgünüm ki önce sol sonra sağ oldukça kandırıldı çünkü birinin ihtiyacı onun hedefine ulaştırdı.
Son deyeceğim; sınanmadığınız hayatları bilmeden suçlamayın. Çünkü biz sözümüzü yaşayarak
söyleyenlerdeniz, birilerinin kandıramadığı ve kendi emrine alamadıklarıyız.
Bizim inançlarımız değil, sadece inandıklarımız değişti.
Resim 2021 yılında daha henüz Başbakanken çekildi. Hiç işte dert anlatıyorum dinlenmeyen.

Diğer resimde ise o KKTC dediklerine on harmanlık yer isteyenlerin, devletin adını kimsenin haberi yokken değişmiş olmalarının kanıtı.

Yani bizim meselemiz uzun mesele, aradan tam 5 yıl geçti geçmesine de hiçbir şey tam olarak ve hala bitmedi.
Bazı haklar helal edilmez ve bazı insanlar affedilmeye layık değildir. Ne geçmişte ne de bugün.
Bir şeyi söyleyenler değil mesele; siz söylettirenlere bakın. Denktaş’ın yolu bu yol değildi. O yol, bu yol değil”



















