
Lefkoşa Türk Belediyesi (LTB) Başkanı Mehmet Harmancı, Kıbrıslıtürklerin bir idari yapıya ihtiyaç duyduğunu ve bunu 42 yıl önce kurduğunu ancak bu yapının hiçbir zaman “çözüme hazır, şeffaf, hesap verebilir, adil bir cumhuriyet” olamadığını vurguladı
Harmancı: 42 yıl geçti; ama doğan çocuk, hâlâ emekleyemiyor
‘KKTC‘nin kuruluş yıldönümü olan bugün; sosyal medya hesabından açıklama yapan Harmancı, devlet kurmanın; fikirlerin çarpıştığı, yüreklerin yorulduğu, umutların sınandığı bir doğum sancısı olduğunu söyleyerek, Kıbrıs’ın kuzeyinde, o sancının sonunda bir devlet doğduğunu belirtti.
Harmancı, “42 yıl geçti; ama doğan çocuk, hâlâ emekleyemiyor. Hukukumuz eksik, demokrasimiz topal kaldı.
İnsan hakları karnemizi her yıl kırmızı mürekkeple doldurduk” dedi.
“Yanlışta ısrar etmek yetmedi, yanlışı sistemleştirdik”
Harmancı şöyle devam etti;
“Yaşam tarzlarımızla, hayallerimizle, hak ettiğimiz çağdaşlıkla aramıza duvarlar ördük; son beş yılda o duvarlar betonlaştı, dikenli tellerle çevrildi.
İstikrarsızlık artık kronik bir hastalık; son beş yılda metastaz yaptı.
Yanlışta ısrar etmek yetmedi, yanlışı sistemleştirdik. Liyakatsız atamalar, kara para ekonomisi ile kaçırılan milyarlar,denetimsiz fonlar, kapalı kapılar ardında paylaşılan ihaleler… Her biri yeni bir ur, her biri yeni bir yara.
“Yurttaşı merkeze alan bir yapı değil onu figüran yapan bir tiyatro kurduk”
Yurttaşı merkeze alan bir yapı kurmalıydık; yerine, yurttaşı figüran yapan bir tiyatro kurduk. Son beş yılda sahne karardı, perde hiç açılmadı.
Hakkı olmayanları kamuya doldurduk; son beş yılda doldurmak yetmedi, kamuyu onlara teslim ettik.
Kuraklık olmasa da ‘tazminat’ diye kaynak aktardık; Gram toprağı olmayanları ‘yatırım’ kılıfıyla ganimete boğduk; aileler birbirine düştü, mahalleler bölündü, nesiller küstü.
Türkiye’den gelenleri oy deposu sandık; entegrasyon mu? O kelimeyi sözlüğümüzden sildik. Yurtdışındaki evlatlarımızı hor gördük ve unuttuk bilgi birikimlerini, deneyimlerini, aidiyetlerini hiçe saydık.
Kıbrıs sorunu hâlâ çözümsüz bir yumak; biz ise çözüme hazır olmaktan uzaklaştıkça uzaklaştık.
“Gençlerimize burada umutsuzluk, dışarıda yabancılaşma sunduk”
Gençlerimiz, uluslararası toplumun kapısında bir kısmı pasaportsuz ve vizeli, bir kısmı AB burslu, eğitimine göre liyakatına göre bir hayata özlem duyuyor; biz onlara burada umutsuzluk, dışarıda yabancılaşma sunduk.
Avrupa Birliği’nin koridorlarında, Birleşmiş Milletler’in salonlarında, dünya üniversitelerinde, start-up’larında, laboratuvarlarında yer bulmak isteyen gençlerimize ‘burada kal, burada yap’ diyemedik; çünkü burada ne altyapı, ne vizyon, ne özgürlük bıraktık.
Uluslararası toplumla bütünleşme, onların diliyle konuşmak, onların standartlarında yaşamak demekti; biz ise izolasyonun konforunda uyuduk, gençlerimizi yalnız bıraktık.
“Son beş yılda hesap soranlar susturuldu, hesap verenler kovuldu”
Bir idari yapıya ihtiyacımız vardı, evet. Ama o yapı, günü geldiğinde çözüme hazır, şeffaf, hesap verebilir, adil bir cumhuriyet olmalıydı. Olmadı. Yapamadık. Yapamayanlara hesap sormadık; son beş yılda hesap soranlar susturuldu, hesap verenler kovuldu, hesap kitap unutturuldu.
Bu yıl, artık düşünme değil, hesaplaşma yılı olmalı. Gerçekten ülkeyi yönetecek miyiz? Yoksa talimatla, ricayla ve minnetle yaşamaya devam mı edeceğiz?Bütün mesele budur; ve mesele hâlâ çözülmedi.
“Kendi çocuklarımızın gurur duyacağı bir yurdu hala kurabiliriz”
Ama 42 yıl, aynı zamanda bir uyarıdır: Zaman daralıyor.
Beş yıl daha kaybettik; ama bir beş yıl daha kaybetmek zorunda değiliz. Hâlâ nefes alıyoruz.
Hâlâ düzeltebiliriz. Hâlâ hak ettiğimiz yönetim tarzını, gençlerimizin uluslararası toplumla omuz omuza duracağı, Kıbrıs sorununun adil bir çözüme kavuşacağı, kendi çocuklarımızın gurur duyacağı bir yurt kurabiliriz.
Yeter ki: Yolsuzluğun katmanlarını soyalım, liyakati yeniden tahta oturtalım, gençlerimize dünya kapılarını aralayalım, hesap soralım, hesap verelim ve en önemlisi birlikte, cesaretle, utanç duymadan gerçeklerle yüzleşelim. Saygılarımla”



















