
Toplumcu Demokrasi Partisi (TDP) Parti Meclisi üyesi Kemal Baykallı, Kıbrıs Türk hareketinin yalnızca uluslararası alanda değil, Kıbrıs’ın güneyindeki kamuoyunda da kendisini doğru anlatmak zorunda olduğunu söyledi
Baykallı: Sosyalist Enternasyonal’de TDP’nin bildirisi oy birliğiyle geçti
Baykallı, Kanal T’de yayınlanan Pınar Gözek ile Dünya Dönerken isimli televizyon programında, hem partinin Sosyalist Enternasyonal bünyesindeki çalışmalarını hem de Kıbrıs sorunu etrafında şekillenen bölgesel ve küresel gelişmeleri değerlendirdi.
Söz konusu platformun sosyalist ve sosyal demokrat partileri de bir araya getiren küresel bir zemin olduğuna dikkat çeken Baykallı, Güney Kıbrıs’tan EDEK’in isebir süredir toplantılara katılmadığını hatırlattı;

“Orası global bir platform. Herkes kendi derdini, kendi sıkıntısını, bakış açısını anlatıyor. Yalnız sosyalist partilerin değil, sosyal demokrat partilerin de üye olduğu bir platform. Güney Kıbrıs’tan EDEK aslında oranın üyesi ama son derece tutucu bir parti olması sebebiyle, özellikle bizim katılmamız nedeniyle son dönemlerde bu toplantılara katılmıyor”
Türkiye’den CHP’nin, Yunanistan’dan PASOK’un da bu platformda yer aldığını söyleyen Baykallı, bölgedeki hareketliliğin tüm bu aktörler tarafından yakından izlendiğini belirtti, “Türkiye’den CHP katılıyor. Yunanistan’dan PASOK katılıyor. Bu bölgede olan hareketlenmenin herkes farkında. Özellikle toplantılar başlamadan önce özel bir Akdeniz oturumu yapıldı” dedi.
Baykallı, TDP olarak sundukları teklifin oy birliğiyle kabul edilmesinin önemine vurgu yaptı;
“Orada biz TDP olarak aslında son derece dengeli bir bir teklif sunduk ve oy birliği ile geçti. Kıbrıs’ta barış istencimizin, Kıbrıslı Türklerin bu konudaki çözüm kararlılığının altını çizen ve tüm aktörlere de bu yönde destek çağrısı yapan bir bildiriydi. Bunun oy birliği ile geçiyor olması, yani Yunanistan’ın da Türkiye’nin de bizim Kıbrıs’taki çözüm irademize destek vermesi çok kıymetli bizim gözümüzde”
“Sadece Kıbrıs çerçevesinde konuşmak bizi sınırlandırıyor”
Baykallı, dünyanın farklı kriz alanlarına da angaje olmanın önemine dikkat çekerek, enerji krizinden iklim krizine, kadınların siyasete katılımından çevre sorunlarına kadar birçok başlıkla ilgilendiklerini söyledi.
Baykallı şöyle konuştu;
“Dünyada o kadar çok olay, o kadar konu var ki, bizim onlarla ilgili bir iş birliği yapmamız, onları da konuşuyor olmamız, onların dertlerini dinliyor olmamız da kıymetli. Enerji krizinden çevre krizine, iklim krizine kadar çeşitli konular…
Bizim oradaki temsilcilerimiz kadınların siyasete katılımı konusundaki oturumlara da katıldılar. Yalnızca oraya gidip Kıbrıs sorununu anlatmamız değil; bölgede ve dünyadaki diğer konularla ilgili de angaje olmak hem bizi besliyor hem de burada siyasetin yalnızca Kıbrıs sorunu çerçevesinde yapılıyor olmasının üzerine geçmemize katkı sağlıyor”
Program yapımcısının bu konulara özel ilgi göstermesini de kıymetli bulduğunu ifade eden Baykallı, dünyanın “küçük bir köy”e dönüştüğü bir çağda yalnızca adanın küçük bir kısmındaki siyasetle sınırlı kalmanın doğru olmadığını ancak Kıbrıs sorununun da günlük yaşamın her alanını etkileyen derin bir mesele olduğunu vurguladı, “Geçişlerden tutun da ekonomimize, bölgedeki enerji denkleminden tutun da Türkiye–Yunanistan ilişkilerine kadar her şeyle ilişkili Kıbrıs sorunu. Bu soruna sadece Lefkoşa’dan bakmamak gerekiyor” dedi.
Soğuk Savaş’tan 2004’e, oradan enerji denklemine…
Baykallı, Kıbrıs sorununun uluslararası sistem içindeki yerini tarihsel bir perspektifle anlattı;
“Soğuk Savaş döneminde Kıbrıs sorunu özellikle Batı bloğunun kendi arasında bir sorun olmasın gözüyle bakılan bir sorundu. Türkiye ile Yunanistan arasında potansiyel bir sorun olması soğuk savaş koşullarında tercih edilmeyen bir yaklaşımdı.
Soğuk savaştan hemen sonra bu kez Kıbrıs’ın Avrupa Birliği’ne katılımı çerçevesinde çözülmeye çalışıldı. 2004 aslında bunun sonucuydu. Bu da farklı sebeplerle başarısız oldu.
Daha sonra da enerji konusu gündeme geldi; bölgedeki hidrokarbon yataklarının çözüm için bir etki yaratacağı öngörüldü”
Bu sayfanın tamamen kapanmadığını, ancak Kıbrıs’ın abartılı biçimde “büyük enerji oyuncusu” gibi sunulmasına katılmadığını belirten Baykallı, GKRY Başkanı Nikos Hristodulidis’in söylemlerini eleştirdi;
“Hristodulidis özellikle Kıbrıs’ı çok büyük bir bölgede oyuncu gibi, Kıbrıs Cumhuriyeti’ni enerji konularında bir anahtar aktör gibi yansıtıyor. Oysa Kıbrıs Adası çevresindeki enerji yatakları enerji denklemine çok büyük katkı yapacak ölçüde değil.
Bunlar ancak İsrail’le, Mısır’la, bölgedeki enerji yataklarıyla birlikte değerlendirildiği zaman anlam kazanıyor. Aksi hâlde tek başına büyük yataklar yok ki Hristodulidis’i Kıbrıs Adası’nda tek başına bir oyuncu haline getirsin; öyle bir şey yok”
“Afrodit” yatağıyla İsrail’deki rezervlerin birleştirilerek satılması tartışmalarının sürdüğünü hatırlatan Baykallı, çevresel ve ekonomik etkilerin göz ardı edilemeyeceğini söyledi;
“Kıbrıs Adası’nın çevresindeki yerin dibini deliyorsunuz enerjiyi çıkarmak için. Bunun çevresel faktörleri var. Kıbrıs’ın turizmden çok büyük gelir aldığını düşünürsek… Sonra bunu Mısır’a satıyorsunuz. Mısır çok büyük enerjiye ihtiyacı olan ve büyük bir enerji ithalatçısı. Ama bu yatakların çok uzun süreli enerjiyi sağlamayacağı da konuşuluyor”
“ABD artık enerji satan bir ülke; istikrar arıyor”
Baykallı, ABD’nin bölgedeki rolünü de enerjiyle ilişkilendirerek değerlendirdi;
“Amerikan hükümetinin bölgede çok daha etkin olmasının birkaç sebebi var. Bir sebebi de hem Yunanistan üzerinden hem Türkiye üzerinden enerji anlaşmalarıyla enerji satımı.
Dikey koridorla Yunanistan üzerinden, Bulgaristan, Romanya’yı geçerek Ukrayna’ya ulaşan bir enerji koridoru söz konusu. Amerika eskiden enerjiyi çok satın alan bir ülkeydi, şimdi enerji satan ülke konumunda”
Yeni Washington yönetiminin “rejim ihraç eden” değil, başka ülkelerin içişlerine karışmadan çıkarlarını düşünen ve istikrar arayan bir yaklaşım benimsediğini söyleyen Baykallı şöyle devam etti;
“Amerikalılar diyor ki: ‘Biz artık bölgedeki ülkelerin iç işlerine karışmayacağız. Rejim ihraç etmeyeceğiz. Kendi aralarındaki sorunlara karışmak istemiyoruz ama bu bölgede de sorun olsun istemiyoruz’
Dolayısıyla kendi satışlarını da yapabilmeleri için belli bir istikrarın olması çok önemli. Bence bizi esas çözüme veya en azından potansiyel sorunlara uzak tutacak, çözüme yaklaştıracak bakış açısı bu”
Yeşil Hat Tüzüğü: Önce kendi ev ödevimizi yapmalıyız
Yeşil Hat Tüzüğü konusunda uzun yıllar çalıştığını söyleyen Baykallı, öncelikle kendi üretimimizi AB standartlarına taşımamız gerektiğini vurguladı;
“Benim naçizane görüşüm şudur ki, bizim öncelikle kendi ödevlerimizi yapmamız lazım. Üretimlerimizi Avrupa Birliği standartlarında tutmamız lazım. Hükümetin de yapacağı çok işler var. Üreticilere, odalara bu konuda destek olmak, verilecek imkânların bu konulara yoğunlaşması çok önemli”
Kıbrıs Rum tarafının bu konuda “aşırı titiz” davrandığını ancak asıl sorunların siyasetten çok bu titizlenme ve üretici baskılarıyla ilgili olduğunu kaydeden Baykallı şunları söyledi;
“Kıbrıslırumlar bu konuda çok fazla titiz davranıyorlar ama genellikle çıkış noktaları siyasi olmaktan çok aşırı titizlenmenin bir tercih sebebi olduğunu görüyoruz.
Limasol’dan giriş yapan ürünlere rastgele uygulama -100 üründen 7’sini kontrol ederlerken- bizden 100’den 100’ünü kontrol ediyorlar. Kendi üreticilerinden gelen baskılar da var. Ama meşru kanalları kullanıyorlar. Kimse ‘Biz bu kriterleri yapmıyoruz, siz bize göz yumun’ demiyor; ama bunun için altyapının çok önemli olması lazım”
Baykallı, temel sorunun “Yeşil Hat bir sınır mıdır, değil midir?” noktasında düğümlendiğini belirtti;
“Yeşil Hat bir sınırsa, kapılarda gümrük noktaları varsa ona uygun önlemler almaları lazım. Hayır değilse ve Avrupa Birliği’ne katıldıklarında söyledikleri gibi geçici bir hat ise ona uygun bir yaklaşım yapmaları lazım. Zaten Schengen konusu da bunlarla ilgili”
Schengen ve AB: “Yeşil Hat sınır değildir” çelişkisi
Schengen ve Avrupa Birliği’nin ayrı süreçler olduğunu hatırlatan Baykallı, 1999’da Amsterdam Zirvesi ile Schengen’in AB çatısı altına girdiğini anlattı.
Baykallı, ““Schengen, insanların pasaport ve kimlik kontrolü olmadan serbest dolaşımına ilişkin bir anlaşma olarak başladı. 1999’da Amsterdam zirvesiyle Avrupa Birliği’nin altında bir direktörlük haline geldi. Her Avrupa Birliği üye ülkesi Schengen’e uymak zorunda. Bu ne demektir? Ülkeler arasında insan dolaşımı yapılırken pasaport kontrolünün yapılmaması” dedi.
Bugün Schengen’e üye olmayan iki AB ülkesi kaldığını belirten Baykallı, bunların İrlanda ve Kıbrıs Cumhuriyeti olduğunu, İrlanda’nın Kuzey–Güney ayrımı nedeniyle istisna aldığını söyledi.
Kıbrıs’ın AB üyeliği sırasında kabul edilen 10. Protokolün adayı şöyle tanımladığını aktaran Baykallı, “Kıbrıs’ın kuzeyi de güneyi de Avrupa Birliği üyesidir ama Kıbrıs’ın kuzeyinde Kıbrıs Cumhuriyeti hükümetinin kontrolü olmadığı için Avrupa Birliği yasaları askıdadır” dedi.
Avrupa Komisyonu’nun Kıbrıs temsilciliğinin web sitesinde “Yeşil Hat bir sınır değildir” ifadesinin yer aldığını anımsatan Baykallı, Schengen’in ise AB’nin dış sınırlarını tanımladığını ve kişisel verilerin paylaşımını zorunlu kıldığını söyledi.
Baykallı, “Schengen’e giren herkesin kişisel bilgilerinin, pasaport bilgilerinin paylaşımı gündeme gelir. Mevcut kapılar, geçiş noktaları tıpkı bir sınır gibi işlem görmek zorunda. Kapılar dışında olan hat boyunca da çok yoğun denetim yapmak zorunda Kıbrıs Cumhuriyeti. Bu, Yeşil Hat’ın sınır olmadığı iddiasıyla çelişen bir yaklaşım” ifadelerini kullandı.
Schengen’in Kıbrıslıtürklere olası etkileri ve Erhürman’ın 10 maddelik paketi
Baykallı, Kıbrıs Cumhuriyeti belgelerini taşımayan Kıbrıslıtürklerin Schengen rejiminde ciddi sorunlarla karşılaşabileceğini vurguladı;
“Kıbrıs Cumhuriyeti belgelerini taşımayan Kıbrıslı Türkler var. Bunların geçiş kapılarından geçişinin nasıl olacağı… İçeri girdiğiniz andan itibaren bu bilgilerin bütün Schengen üyelerine gitmesi gerekiyor. Eşinden dolayı güneye geçebilen, geçemeyen konular var. Bunların nasıl olacağı konusu var”
Bu noktada, Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman’ın geliştirdiği 10 maddelik güven artırıcı önlemler paketine özel vurgu yapan Baykallı şöyle konuştu;
“O yüzden Sayın Erhürman’ın bu konudaki hassasiyet göstermesi, 10 maddelik güven artırıcı önlemler paketi vermesi; bunların içerisinde bunlara da değiniyor olması çok kıymetli”
Baykallı, Schengen’e tam katılım için hem AB Komisyonu’nun tavsiyesinin hem de tüm üye ülkelerin onayının gerektiğini hatırlatarak, “lobi ve diplomasi yapıyoruz, yapmalıyız. Bir ülkenin Schengen’e tam katılımı için hem Avrupa Birliği Komisyonu’nun bu konuda tavsiye vermesi hem de bütün üye ülkelerin onay vermesi gerekiyor. Dolayısıyla biz lobiden ve diplomasiden konuşuyoruz” dedi.
Avrupalı muhatapların kendisiyle ve Kıbrıs’ta bu konuda çalışan insanlarla doğrudan temas ettiğini aktaran Baykallı, Kıbrıs’ın özel durumunun sanıldığı kadar iyi bilinmediğini söyledi;
“Zaman zaman benimle de konuşuyorlar, ‘sizin kaygılarınız nelerdir, bu sizi niye rahatsız ediyor?’ diye soruyorlar. Hep zannediyoruz ki herkes Kıbrıs’ın özel durumunu çok iyi biliyor. Halbuki böyle bir şey yok. Anlatmak lazım, burada yaşanan sıkıntıları aktarmak lazım. Biz de elimizden geldiğince aktarmaya özen gösteriyoruz”
“Kıbrıs sorunu bir açık yara; bu ülkeyi normalleştiremeyiz”
Baykallı, Kıbrıs sorununun hukuki, siyasi ve toplumsal açıdan “açık yara” olduğunu vurguladı;
“Burası bir açık yara. Kıbrıs sorunu yasal olarak da hukuki olarak da, siyasi olarak da bir yere oturmadığı sürece burada sanki normal bir ülkeymiş gibi davranmak kimsenin çıkarına değil; gerçeklerle de bağdaşmıyor. Bizim yapacağımız en önemli şey bunu ısrarla anlatmak, bunu vurgulamak”
Mülkiyet ve Taşınmaz Mal Komisyonu: Önemli kazanım ama tek başına çözüm değil
Mülkiyet meselesinin Kıbrıs sorununun en çetrefilli alanlarından biri olduğunu belirten Baykallı, Taşınmaz Mal Komisyonu’nun Strazburg’da yeniden değerlendirildiğini hatırlattı;
“Çünkü bu komisyonun etkinliğinin gözden geçirildiği mekanizmalar var. Kıbrıslırumlar bunun etkin bir yol olmadığını, başarısız olduğunu lobisini yaparken, bizim ısrarla son dönemlerde -seçim öncesinde de- ‘Buna gerekli özen gösterilmelidir, bu önemli bir kazanımdır’ dememizin sebebi buydu”
Özellikle Hristodulidis yönetiminin uluslararası hukuku işine geldiği zaman kullandığını, işine gelmediğinde ise farklı pozisyonlar alabildiğini söyleyen Baykallı, “Kıbrıslırumların ama özellikle Hristodulidis yönetiminin, işine geldiği zaman uluslararası hukuku kullanması ama işine geldiği zaman kendi çıkarlarına uygun başka pozisyonlar alması bunun ilginç bir örneğidir” dedi.
Baykallı, komisyonun rolünün sık sık yanlış anlaşıldığını vurguladı;
“Bu komisyon bizim elimizi rahatlatan bir komisyon. Ama hiçbir zaman çözümle gelecek olan mal–mülk konusunun ne olacağını tek başına çözebilecek bir uygulama değil. Sanki bütün mülkiyet konularına çözüm getireceğini, global takasta bu işin çözüleceğini öngören görüşler var; bu doğru değil. Bu ancak bir kısmını, özellikle tazminatla, değişimle veya başka şekillerde çözülmesinin yolunu açan ve Kıbrıs sorunu çözülene kadar bizi bir süre daha rahatlatan bir araçtır”
Tüm bu başlıkların nihai çözümünün ancak kapsamlı bir Kıbrıs çözümüyle mümkün olacağını ifade eden Baykallı, Kıbrıs Rum tarafının ise “sanki normal bir ülkeymişiz gibi, Kıbrıs sorunu yokmuş gibi” davranmayı sürdürdüğünü söyledi.
Cyprus Mail yazısı: Artık karşılarında inisiyatif alan bir liderlik var
Baykallı, kısa süre önce Cyprus Mail’de yayımlanan ve Kıbrıs Rum liderliğinin artık eskisi gibi rahat hareket edemeyeceğini ifade eden yazıya atıfta bulundu;
“Cyprus Mail’de bu konuyla ilgili bir yazı çıktı. ‘Kıbrıs Rum liderliği zorlanacak artık, eskisi gibi değil’ dedi. Çünkü karşılarında her konuda girişim üstlenen, açıklamalar yapan, bu konuda angaje olan bir liderlik var. İşi zorlaşacak artık”
Kıbrıs sorununun tek tarafın iradesiyle çözülebilecek bir konu olmadığına dikkat çeken Baykallı, “kendi ev ödevimizi iyi yapmamız” gerektiğini vurguladı.
Kapılar, pahalılık ve toplumsal fay hatları
Geçiş kapılarının tarihsel seyrine değinen Baykallı, trafiğin yönünün bir dönem güneyden kuzeye yoğun olduğu zamanlarda Güney yönetimi üzerinde “ekonomi kuzeye akıyor, kapıları kapatın” baskısı olduğunu hatırlattı; bugün ise koşulların değiştiğini söyledi.
Kapılardaki durumun sürdürülebilir olmadığını, sadece ekonomik değil, toplumsal olarak da ciddi sorunlar yarattığını ifade eden Baykallı, adada oluşan “organik yaşamdan” söz etti;
“Organik şeyler oluştu. Adanın bir tarafında çalışanlar, çocuğu orada okuyanlar; Rumlar, Türkler, evliler… böyle organik bir durum var”
Güneyde yaşayan Kıbrıslırum bir arkadaşının kuzeye geçince fiyatlar karşısında yaşadığı şaşkınlığı aktaran Baykallı, “Uzun süreden sonra kuzeye geçmiştim; fiyatlara baktım gözlerime inanamadım. Siz nasıl hayatta kalıyorsunuz, nasıl yaşıyorsunuz bu pahalılıkla?’ dedi. Gülümsedim. Çünkü Türk lirasının döviz karşısında değer kaybetmesine rağmen hâlâ bu kadar pahalı olmamız, enflasyonun bu kadar yüksek olması kolaylıkla açıklanabilecek bir şey değil” dedi.
Baykallı, kapılar konusunun bu çerçevenin parçası olduğuna işaret etti.
Erhürman, Tatar, Harmancı ve kapılar: “Bu iş sorumluluk bizde değil deyip oturmakla olmuyor”
Kapılar konusunda yoğun diplomasi yürütme niyetini belli eden Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman’ın ve Kıbrıs Türk liderliğinin doğru bir yolda olduğunu düşündüğünü söyleyen Baykallı, bu noktada önceki Cumhurbaşkanı Ersin Tatar’a da haksızlık etmek istemediğini ifade etti; ancak uyarısını net yaptı;
“Bu iş, ‘Bizim sorumluluğumuz değil, karşı tarafın sorumluluğu’ deyip oturmakla olmuyor maalesef. Çünkü bu konuda en çok rahatsız olan bizim insanlarımız. Orada yaşayan, orada çalışan, bu geçişleri her gün yaşayan insanlar”
Baykallı, bu konuda BM ile, Avrupa Birliği üyesi ülkelerin buradaki temsilcileriyle konuşmanın, bunu sürekli gündeme getirmenin ve somut çözüm önerileri sunmanın önemine dikkat çekti.
Geçtiğimiz dönemde başlatılan inşaatlar ve yol genişletme çalışmalarının ekstra zorluklar yarattığını söyleyen Baykallı, Lefkoşa Türk Belediyesi Başkanı Mehmet Harmancı’nın uzun süredir mevkidaşıyla bu konuda girişim yürüttüğünü hatırlatarak şunları söyledi;
“Biz üzerimize düşen her şeyi yapmaya hazırız. Yalnız yaya geçişi değil, trafikle ilgili olarak da başka kapıların açılması konusunda. Var olanlar da artık eskiden yoğun olmayanlar da — örneğin Bostancı gibi — Noel tatili çerçevesinde yoğunlaşmaya başladı”
İnsanca ulaşım hakkına vurgu yapan Baykallı, geçişlerin Kıbrıs Türk toplumunda yeni bir ekonomik fay hattı yarattığını söyledi.
Baykallı, “Kıbrıs’ın güneyine geçemeyen, bu ekonomik faydayı sağlayamayan vatandaşlarımız da var. En büyük darbeyi de onlar yaşıyor aslında. Eşi dostu aracılığıyla bazen ‘Şu daha ucuzmuş, gelirken getirir misiniz?’ diyor ama bu ekstradan bir fay hattı bizim toplumumuzda. Güneye geçemediği için ekonomik olarak bütçesi zarar gören insanlarımız var; bunun da farkında olmamız lazım”
Geçişlerin açılması, genişlemesi, büyümesinin önemli olduğunu, ancak konuşulan tüm eşitsizlik ve haksızlıkların çözümünün nihayetinde Kıbrıs sorununun çözümünden geçtiğini kaydetti.
Rusya, Trump, göç ve popülist dalga: ELAM yalnız başına açıklanamaz
Baykallı, özellikle Rusya kaynaklı ve Avrupa ile Amerika’da artan nüfus hareketleri sonrasında ortaya çıkan tepkilerin, popülist ve aşırı sağcı hareketler tarafından istismar edildiğini söyledi;
“Son dönemlerde Kıbrıs’ın güneyinde bunun etkisini görüyoruz. II. Dünya Savaşı sonrası demokrasi, insan hakları, aklın ve bilimin üstünlüğü anlayışından baktığımızda, Rusya’nın tutucu söylemler dile getirdiğini, ayrılıkçı popülist partileri desteklediğini gördük. Örneğin Fransa’da Le Pen’i desteklediği, partisine kaynak sağladığı bir çağdan bahsediyoruz”
Baykallı, birkaç gün önceki açıklamalarında Donald Trump’ın Avrupa Birliği’ni ‘kendi kendini yok eden bir uygarlık’ olarak nitelendirdiğini hatırlatarak, bunun göç ve demokrasi üzerinden kurulan bir söylem olduğunu ifade etti;
“Trump, nüfus hareketleriyle kendi toplumlarını mahvettiklerini söylüyor. Onun demokrasi dediği, aşırı sağcı yönetimlerin daha fazla söz bulması. Avrupa Birliği’nin buna karşı mekanizmaları var; buna karşı durmasını eleştiriyor. Trump, Avrupa Birliği’nin tamamen karşısında çünkü Avrupa içerisindeki ülkelerle teke tek kendi hegemonyasını kurmak istiyor. Avrupa Birliği’nin birlikte hareket etmesi onu mutsuz ediyor”
Bu genel dalganın Güney Kıbrıs’ta ELAM’ın yükselişiyle de ilişkili olduğunu söyleyen Baykallı, ELAM’ı yalnız başına okumamak gerektiğini belirtti ve şöyle devam etti;
“ELAM aslında 1974 sonrası Kıbrıs’ın güneyindeki o aşırı söylemi benimsedi. ELAM’ın söylediği birçok şey DISY tarafından, DİKO’nun belli kanadı tarafından, sağ partiler tarafından dillendirilen şeylerdi. ELAM, bu aşırı söylemleri dillendiriyor, halkta bunun karşılığı var çünkü daha önceden başka partiler tarafından pişirildi. Ama aynı zamanda bu aşırı söylemleri merkeze, kendisini merkeze taşıyor”
Yeni oluşumlar: ALMA ve Fidias’ın Doğrudan Demokrasi hareketi
ELAM’dan ziyade dikkat edilmesi gereken iki yeni oluşum olduğuna işaret eden Baykallı, bunları şöyle anlattı:
“Biri ALMA denilen, daha önce Sayıştay başkanlığı yapmış bir Kıbrıslı Rum’un kurmuş olduğu bir parti. Özellikle temiz toplum üzerinden gidiyor ama ideolojik altyapısını çok fazla göremedik. Bir de meşhur Fidias’ın -Avrupa Birliği Parlamentosu üyesi- kurmuş olduğu Doğrudan Demokrasi hareketi var”
Anketlerdeki tabloyu da özetleyen Baykallı, “Şu anda anketlerde bir numaralı parti DISI gözüküyor. Yüzde 1 farkla AKEL ikinci. ELAM yüzde 3–4 farkla üçüncü. Ardından ALMA geliyor. Sonra DİKO geliyor ki DİKO yıllar içerisinde hep 3. partiydi. Fidias geliyor. Onun ardından yüzde 2 ile 4 arasında Volt gibi bir parti var; onlar ve yeşiller. EDEK iyice silinmiş durumda” dedi.
Bu tablonun, Hristodulidis’in 2028 planlarıyla da doğrudan ilişkili olduğunu kaydeden Baykallı, resme bir bütün olarak bakmak gerektiğini vurguladı.
“Kıbrıs’ın güneyinde lobi yapmak zorundayız”
Baykallı, Kıbrıs Türk hareketinin yalnızca uluslararası alanda değil, Kıbrıs’ın güneyindeki kamuoyunda da kendisini doğru anlatmak zorunda olduğunu söyledi;
“Modern ve başarılı bir siyasi hareket, özellikle Kıbrıs konusunda lobi yapabildiği her yerde lobi yapabilmeli. Kıbrıs’ın güneyinde sessiz kalan, sisteme güvenini kaybetmiş binler var. Bu insanların bizi daha iyi anlaması, bakış açımızı iyi görmesi bizim lobi kapasitemizle alakalı”
“Sürekli dış güçler bize müdahale ediyor” söyleminin, tek taraflı bir okuma olduğuna işaret eden Baykallı, “oyunu karşılıklı oynamak gerektiğini” vurguladı.
DISY’nin bir numaralı parti olmasına rağmen bu süreçten ciddi şekilde etkilendiğini, Hristodulidis’in partiyi bölmeye ve kendi taraftarlarını yaratmaya çalıştığını ifade etti.
2026: AB dönem başkanlığı, seçimler ve Schengen süreci
Baykallı, Kıbrıs sorunu ve dış konuları konuşurken 2026 yılının özel önemine dikkat çekti;
“2026’nın ilk 6 ayı boyunca Kıbrıs Rum kesimi dönem başkanı sıfatıyla çok aktif bir diplomasi yürütecek. Hem üye ülkelerin hem Avrupa Birliği’nin çok önemli kişileri Kıbrıs’ta olacak. Bunları yakalamak, bunları konuşmak, bunlara baskı yaparak Kıbrıs Türk tarafıyla da konuşmasını sağlamak gerekiyor”
İkinci olarak, 24 Mayıs 2026’da Güney Kıbrıs’ta parlamento seçimleri yapılacağını hatırlatan Baykallı, bu seçimlerin sonuçlarının Kıbrıs Türk tarafı açısından da önemli olduğunu söyledi;
“Bu parlamento seçimlerinin sonuçları bizim için önemlidir. Çözüm yanlısı partilere yardımcı olabilecek politikaları yürütebilmemiz, bunu dile getirebilmemiz gerekiyor. Bu diplomasiyi yapmamız gerekiyor”
Üçüncü olarak da Schengen sürecinin yakından takip edilmesi gerektiğini vurgulayan Baykallı, özellikle AB üyesi ülkelerin Kıbrıs’taki temsilcileriyle güçlü diplomasi yürütmenin zorunlu olduğunu kaydetti.
Baykallı, “Ben 2026 için ümitliyim. Kıbrıs sorunu çözülmeyebilir ama Kıbrıs sorunundan kaynaklanan birçok konuda aktif diplomasi yürütmemiz bizi belki daha iyi bir yere getirir diye düşünüyorum” dedi.



















