InstagramKöşe Yazarlarımız

Ayrımcılık Var mı?







Lefke’den Karpaz’a kadar tüm yerleşim yerlerinde hissedilen şey sadece hizmet eksikliği değil; derinleşen bir dışlanmışlık duygusudur. Ve bu duygu her geçen gün büyüyor.

Kırsal bölgelerin neredeyse tamamında, devlet hizmetleri, istihdam olanakları ve kamu imkanları konusunda ciddi bir ayrımcılık hissi var.

Bu hissiyat yeni değil ama artık daha görünür, daha yüksek sesle dile getiriliyor. Çünkü görmezden gelindikçe, bastırıldıkça büyüyor.

Evet, bugün merkezi bölgelerde yaşayanlar da memnun değil. Ancak kırsalda yaşanan durum, basit bir memnuniyetsizlikten çok daha fazlasıdır.

Bu, sistemli bir ihmal ve dışlanmışlık algısıdır. Sahada en etkin kurumların belediyeler haline gelmiş olması da bu yüzden tesadüf değildir.

Belediyelerin doğru ellerde olması, doğru amaçlarla çalışması artık hayati bir öneme sahiptir. Bunun pozitif yönlerini görüyoruz

Şimdi ayrımcılığın detaylarına boğulmadan temel bir soru soralım; Ayrımcılığı yapan mı suçludur, yoksa bunu hisseden ve dile getiren mi?

Bu ülkede doğmuş, büyümüş, eğitim almış; sınavlara girmiş ve yazılıyı geçmiş bir genç düşünün.

Eğer bu genç mülakatta eleniyorsa ve bunun nedeninin kırsalda yaşamak ya da etnik kökeni olduğunu hissediyorsa, ona dönüp “ayrımcılık yok, hepimiz eşitiz” diyebilir miyiz?

Yıllarca bu memleket için umut beslemiş, emek vermiş, bedel ödemiş bir aile, çocuğuna bu durumu nasıl anlatır?

Bir çocuk hastalandığında, bir genç üniversiteye başladığında ya da iş aradığında; kırsalda yaşamakla merkezde yaşamak gerçekten aynı mı?

Değildir.
Zordur be arkadaş…

Bu memlekette kırsalda yaşayan gençler için hayat gerçekten çok zordur. Etnik kökeni nedeniyle damga yemişse bu zorluk katlanır. Üzerine bir de siyasi bir damga eklenmişse, çoğu zaman kapılar tamamen kapanır.

Bunları olasılık olarak yazmıyorum.
Yaşanmış örnekler olduğu için yazıyorum.

Ve ne yazık ki yaşanma ihtimali devam ettiği için yazıyorum.

Bu satırlar, sesi duyulmayan kardeşlerimizin sesi olmak içindir. Bu yüzden ısrarla söylüyorum; Bu zümre siyaseten etkin ve güçlü bir temsiliyete sahip olmak zorundadır. Bu temsil, yaşanan haksızlıkları açıkça dile getirmeli ve gençlerimizin hakkını kararlılıkla savunmalıdır.

Size bir şey olmaz”, “sizi içlerine almazlar”, “sizi istemiyorlar” diyenlere karşı; “Biz de varız” demek zorundayız.

Ve bu algıyı ancak görünür olarak, birlikte ve cesaretle çürütebiliriz.

Siyasi yapı içerisinde bu algıyı yıkmak isteyen, yönetmeye talip olan insanların varlığı ise bize güç vermektedir.

Görmezden gelinenleri görmeye, duyulmayan sesleri duymaya niyetli bir iradenin filizlendiğini görmek önemlidir.

Ben yeni dönemden umutluyum. Çünkü bu ince ama hayati hassasiyetlerin artık göz ardı edilemeyeceğini biliyorum.

Kırsalı yok sayan, etnik kökenleri görmezden gelen, sorunları erteleyen bir anlayışla yol alınamayacağı çok açıktır. Bu başlıklar “zor” diye kenara itilecek konular değildir.

Aksine; kırsalı ve farklı etnik kökenleri hesaba katan, adaleti merkeze alan ve gerektiğinde radikal kararlar almaktan çekinmeyen bir duruş şarttır. Yarım adımlar, süslü cümleler ve geçici çözümler bu yarayı kapatmaz.

Yaşayıp göreceğiz.

Ama bu kez sadece izleyen değil; talep eden, takip eden ve hesap soran taraf olmak zorundayız.

Güneşin Doğduğu Yerden, Herkese Selam Olsun.













Başa dön tuşu