
Ekonomist Mertkan Hamit, kamunun en büyük “başarısı“nın kamu okulunu güçlendirmek değil, insanları kamu okulundan kaçmaya ikna etmek olduğunu söyleyerek, ekonomistler olarak buna “reform” değil, “piyasa çözümü” dediklerini belirtti. Hamit bu politikadan geriye; “herkesin kendi imkanı kadar kader satın aldığı bir düzen” kaldığını vurguladı
Hamit: Özel okul bizde artık istisna değil, giderek “normal” oluyor
Sosyal medya hesabından açıklama yapan Hamit, Kıbrıs’ın kuzeyinde “özele kayan eğitimle” ilgili verileri paylaşarak, kamu eğitiminin orta sınıfın zihninde yavaş yavaş varsayılan seçenek olma halini kaybettiğini kaydetti.
Hamit, “Oran Avrupa’da üst sıralara oturuyor; özel okul bizde artık istisna değil, giderek ‘normal‘ oluyor. Daha tuhafı şu; Kişi başına gelirin kuzeyin neredeyse iki katı olduğu güneyde bu oran belirgin biçimde daha düşük; yarısından az seviyede” dedi.

“Minumum seviye kuzeyde 5 bin 380 dolar güneyde 4 bin 720 dolar”
Hamit şöyle devam etti;
“Demek ki mesele yalnızca ‘zenginleşince özel artar‘ basitliği değil. Dahası, burada eğitim enflasyonunun hanelere nasıl yansıdığını ve kuzeyde asgari ücretin neden sürekli baskı altında kaldığını daha berrak görürüz; Eğitim, bütçenin içinde sessizce büyüyen bir zorunlu harcamaya dönüşüyor.
İşin daha acı tarafı şu; ‘Özel arttı ama bari ucuz olsun‘ diye bir teselli yok. International School Database’in şehir bazlı verisine kuzeyi de ekleyince tablo sertleşiyor; Kuzeyde özel okul ücretlerinde minimum seviye 5 bin 380 dolar civarında; Güneyde 4 bin 720 dolar.
“Bir yanda satın alınabilen öte yanda ‘idare et’ denilen bir eğitim dünyası”
Yani kuzeyde eğitim yalnızca daha fazla özelleşmiyor; birçok ülkeye göre daha pahalıya da gidiyor. Bizde eğitim, cebin diliyle konuşuyor; üstelik dövizle.
Şimdi durup soralım; Bu ne anlatıyor?
Birincisi; Kuzeyde eğitim hızla iki katmanlı bir düzene gidiyor. Bir yanda ‘satın alınabilen’ bir eğitim dünyası, öte yanda ‘idare et‘ denilen bir eğitim dünyası. Bugünün adaletsizliği yarına ertelenmiyor; yarının işgücü niteliği, verimliliği ve sosyal uyumu olarak geri dönüyor.
“Kamu eğitimini tercih olmaktan çıkaran her adım, memleketin geleceğini daraltır”
İkincisi; kamunun en büyük ‘başarısı‘ kamu okulunu güçlendirmek değil, insanları kamu okulundan kaçmaya ikna etmek olmuş gibi görünüyor. Buna ‘reform‘ demiyoruz, ‘piyasa çözümü‘ diyoruz.
Oysa piyasa çözümü denen şey, çoğu zaman tek bir cümleye indirgenir; Maliyeti bireyin omzuna bırakmak.
Üçüncüsü; asıl trajedi, tartışmanın hâlâ ‘kaç okul, kaç bina‘ düzeyinde dönmesi. Oysa mesele artık ‘kaç çocuk sistemden çıktı‘ meselesi. Ve çıkanların sayısı, azımsanacak gibi değil.
Kamu eğitimini tercih olmaktan çıkaran her adım, bu memleketin geleceğini daraltır. Çünkü kamu okulunu kaybederseniz yalnızca bir kurumu kaybetmezsiniz; ortak bir zemini kaybedersiniz.
Aynı sınıfta oturan, aynı öğretmene maruz kalan, aynı ölçekte değerlendirilip aynı ufka yürüyen çocuklar fikrini kaybedersiniz. Geriye, herkesin kendi imkanı kadar kader satın aldığı bir düzen kalır”




















