
Halkın Partisi Sözcüsü ve Çalışma Yaşamı Komitesi Başkanı Aral Moral, Çalışma Bakanlığı‘nın, “5 ve üzeri çalışanı olanlar maaşları banka üzerinden ödeyecek” uygulamasının tek başına yeterli olmadığını, maaşın asgari ücret kadar olan kısmının bankadan, kalanının da elden “prim” adı altında verildiğini söyleyerek, “prim” ödemesinin açık ve net şekilde yasal tanımının yapılması gerektiğini belitti
Moral: Maaşın asgari ücret kısmı bankadan yatırılıyor, kalanı “prim” adıyla elden veriliyor
Yazılı açıklama yapan Moral, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından yürürlüğe koyulan; “5 ve üzeri çalışanı olan iş yerlerinde banka üzerinden ödeme zorunluluğunun” 31 Mart’ta başlayacağını duyurması üzerine, bunun tek başına yeterli olmayacağı uyarısında bulunduklarını hatırlattı.
Moral, “Nitekim, yaptığımız araştırmalarda halen bazı iş yerlerinin maaşı asgari ücret üzerinden yatırdığı, geri kalanını ise ‘prim’ adı altında çalışanlara verdiğini, çalışanlarla yaptığımız temaslar sonucu öğrenmiş bulunuyoruz” dedi.
“Devletin gelir kaybına yol açan bu durum ahlaki de değil”
Bu durumun ciddi anlamda ahlaki açıdan sorun olduğu gibi çalışanların da geleceğinin çalınması anlamına geldiğini söyleyen Moral, bunun yanında, devletin de gelirlerinin ciddi bir kayba yol açan bu konunun üzerine ivedilikle eğilinmesi gerektiğine vurgu yaptı.
Moral, “Daha önce de bu konuyla ilgili yaptığımız açıklamada, 22/1992 sayılı İş Yasası’nın AB müktesebatı uyarınca AB direktiflerine uyumlaştırılması gerekmektedir. Örneğin, bir iş yerinde işe giriş çıkış saatlerinin kayıt altına alınması zorunluluğu getirilmesi de bu konuda önemli bir başlangıç noktasıdır” dedi.
“Bu primin neyin karşılığı olduğu yasal zemine oturtulmalıdır”
Moral şöyle devam etti;
“Gördüğümüz kadarıyla, birçok iş yeri, çalışanlarına ekstradan ödediği ancak gerçekte ücretin bir parçası olan tutarları ‘prim ödeneği’ adı altında hesaplarına yatırmaktadır. Bu primin neyin karşılığı olduğu açık ve denetlenebilir bir yasal zemine oturtulmalı; işverenden de bu ödemenin mahiyeti konusunda somut ve izah edilebilir açıklama talep edilmelidir.
Ürün pazarlayan çalışanların maaş + prim modeliyle çalışması bilinen ve belirli kriterlere bağlanabilen bir uygulamadır. Ancak tüm mesaisini ofis içerisinde geçiren, satış ve pazarlama faaliyeti bulunmayan çalışanlara yapılan ‘prim’ ödemelerinin altında yatan gerekçe çoğu zaman ücretin parçalanmasıdır.
Bu durum, yalnızca çalışanların sosyal güvenlik haklarının zedelenmesine değil, aynı zamanda devletin prim ve vergi gelirlerinde kayba yol açılmasına da neden olmaktadır.
“Meselenin yalnızca maliyet hesabına indirgenmesi ciddi bir yanılgıdır”
Bu noktada özellikle altı çizilmesi gereken husus şudur: Çalışan açısından ister ‘maaş’ ister ‘prim’ adı altında olsun, elde edilen gelirin tamamı çalışanın toplam kazancını oluşturur. Bireyin yaşam standardını belirleyen unsur da bu toplam kazançtır.
Ancak uygulamada maaş üzerinden sosyal sigorta ve ihtiyat sandığı yükümlülükleri yerine getirilirken, prim ödemelerinin bu yükümlülüklerin dışında bırakılması; çalışanın aktif çalışma döneminde ulaştığı yaşam standardını emeklilik döneminde sürdürememesi sonucunu doğurmaktadır.
Bu nedenle mevcut maaş + prim ayrımı, çalışanları uzun vadede dezavantajlı bir konuma itmekte, aynı zamanda kamunun gelir kaybını derinleştirmektedir.
Öte yandan, bu meselenin yalnızca maliyet hesabına indirgenmesi de ciddi bir yanılgıdır. Sosyal sigorta ve ihtiyat sandığı primleri söz konusu olduğunda, konunun salt matematiksel bir çerçevede ele alınması, meselenin ahlaki boyutunun göz ardı edilmesine yol açmaktadır.
“Hukuki olduğu kadar ahlaki olarak da kabul edilemez”
Oysa bu konu, doğrudan emek hakkı ve kamu düzeni ile ilgilidir. Nasıl ki bir çalışan, maaşının yetersiz olduğunu ileri sürerek kendisine ait olmayan bir değeri tasarrufuna geçiremezse; aynı şekilde hiçbir işveren de artan maliyetleri gerekçe göstererek çalışanın hak ettiği ücretin bir kısmını kayıt dışı bırakamaz. Bu yaklaşım, hukuki olduğu kadar ahlaki olarak da kabul edilemez bir durumdur.
Bu çerçevede ilgili bakanlığın denetim mekanizmalarını etkin şekilde işletmesi, personel eksikliği bulunması halinde teşkilat yapısını güçlendirmesi ve hem çalışanların hem de devletin hakkını koruyacak yapısal düzenlemeleri hayata geçirmesi büyük önem arz etmektedir”



















