InstagramKöşe Yazarlarımız

Borcu Borçla Kapatma Ekonomisi | The Economy of Paying Debt with More Debt







İngiltere, Amerika ve Kore’de çalışmış dünyaca ünlü Kıbrıslı ekonomi profesörü arkadaşım George Theoharidis, Türkiye ekonomisi konusunda yapacağı sunum için benimle sohbet ederken, “Yaptığım araştırmaya ve elde ettiğim verilere göre Türkiye ekonomisi iflas etmiştir. Bu kadar yüksek enflasyonla elli yıl, nasıl ayakta kalabiliyorlar, nereden kaynak bulabiliyorlar? Bilimsel olarak açıklanması çok zor” demişti.

Ben de kendisine ortada görünmeyen ancak ekonomiyi ayakta tutan gerçek kaynağın “kara para” olduğunu hatırlattığım zaman, “şimdi taşlar yerine oturdu” demişti.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Osmanlı’dan devraldığı borçları 1950’li yılların sonuna kadar ödeme yükünün altında ezilmişti.

Ülkenin gelişiminin dış borçlanmayla başarılabileceği siyasetini güden Amerikancı Demokrat Parti, Yahudi lobisinin hakimiyetindeki İngiliz ve Amerikan bankerlerinden, Dünya Bankası’ndan ve Uluslararası Para Fonu’ndan (IMF) borçlanmaya ağırlık verdi.

Seksenli yıllara gelindiğinde ödeme dengesinde oluşan dengesizlik nedeni ile enflasyon azmış, Türk Lirası’nın değeri pula dönmüştü.

O dönemin Adalet Partisi Başkanı ve daha sonra Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel verdiği bir beyanatta bu gerçeği “memleketi 70 sente muhtaç ettiler” diyerek özetlemektedir.

12 Eylül faşist cunta sonrası, Turgut Özal hükümetleri döneminde ödemeler dengesindeki açığı kapatmak ve yatırımları artırmak için yatırım yapmak kaydıyla, kara paranın kaynağını sormadan ülkeye gelişi için yasal altyapıları oluşturmuştur.

Ege ve Akdeniz kıyılarında yapılan lüks turizm yatırımlarında patlama görülmesi ve turizmin ekonomideki katkısının artmasının nedenin, kaynağı belirsiz paranın (kara para) olduğu açıkça görülebilir.

Yine bu dönemde başlayıp, Erdoğan – AKP Hükümetleri döneminde doruk noktasına gelen “özelleştirme” adı altında kamu mallarının kaynağı sorulmadan, özel ve yabancı sermayeye peşkeş çekilmesi, küresel güçlerin öngördüğü sistem doğrultusunda hem siyasi hem de ekonomik yapılanmaya önemli katkı koydu.

Bu dönemde ülkeye giren para, sayıları iki elin parmağını geçmeyecek sayıdaki AKP yandaşının cebine akarken, vatan, millet, bayrak, şehit, ezan, türban, cami, namaz edebiyatı ile büyülenip, İHA, SİHA, füze, uçak Togg araba gibi objelerle yaratılan algı operasyonlarına dayalı propaganda ile uyutulan halk daha da fakirleştirildi.

Bugün Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin toplam dış borcu 565 milyar doları bulmuş olup, kişi başına 6 bin dolar borç düşmektedir. Kısacası her doğan bebek 6 bin dolarlık borçla doğmaktadır.

Borç ödemelerinde yaşanan dengesizlik nedeni ile azan enflasyonu kontrol altında tutmak için TC Merkez Bankası bir yandan altın rezervlerini satarak elinden çıkarmakta, bir yandan da “borçları borç ile kapatma” stratejisi ile hareket ederek uluslararası tefecilerden yüksek faizle para borçlanmaya devam etmektedir.

İtibardan tasarruf olmaz” siyaseti ile oluşturulan saray rejimi, halkı uyutmaya devam ederken, fakirlik ve yoksulluk halka kader diye sunulmaktadır.

Emeklisine 20 bin TL, çalışanına 28 bin TL asgari ücreti layık gören anlayış, medyada sürdürdüğü algı operasyonları ile dikkatleri sürekli olarak başka noktalara çekerek, halkın çektiği açlığı örtmektedir.

Devlet, “borcu borçla kapatma siyasetini” ileri taşırken, halk da kredi kartları ile benzer siyaseti devam ettirerek açlığını gidermeye çalışmakta ve bankaların kölesi durumuna gelmektedir.

Bu tabloya bakıldığında, iflasın kaçınılmaz olduğu görülse de uzun bir süreden beri devam eden bu kısır döngüyü ayakta tutanın kara para olduğu açıktır.

Kara paranı en çok döndüğü yer sadece Türkiye değildir. Dubai merkez olmak üzere, körfez ülkeleri ve hepsinden önemlisi İngiltere kara para ile ekonomik çarkların döndürüldüğü yerlerdir.

Bu paraların kaynakları, uyuşturucu ticareti, vergisi ödenmemiş gelirler, sanal bet ve kumardır.
1990’lı yılların başında Türkiye’de kumarhaneler kapatılıp, Kıbrıs’a taşınmıştı.

Değerli dostum rahmetlik Profesör Bakır Çağlar bir söyleşimizde Kıbrıs’a kumarhanelerin taşınmasının temel nedeninin ekonomik faaliyet adı altında kara paranın aklanması olduğunu söyleyerek, devamla “kara para buraya gelir, kumarhanelere girer, herkes komisyonunu alır ve kumarda kazandım diyerek buradan çıkar” demişti.

Medyada çıkan haberlerde bu paranın miktarının yıllık 100 milyar dolar olduğundan bahsedilmektedir.

Milyarlarca dolarlık kara paranın aklandığı kuzey Kıbrıs çamaşırhanesinde, Türkiye’nin memuru olarak hükümet edenler, maaş ve ücret siyaseti ile halkı kontrol altında tutmaya çalışmaktadırlar.

Türk Lirası’nın yüksek enflasyonu nedeni ile eriyen ve alım gücü düşen maaş ve ücretleri korumak için verilen hayat pahalılığı ödeneği düzenlemesi ile başa çıkılması artık mümkün görünmemektedir.

Türkiye’nin adaya yığdığı nüfusun ihtiyaçlarını artması, istikrarlı para birimi kullanan Kıbrıs Cumhuriyeti’nin ucuz olması nedeni ile ticaretin güneye kayması, pahalılık, ulaşım sorunu ve Orta Doğu’daki savaş nedeni ile turizm gelirlerinin düşmesi, partizanlıkla şişirilen kadrolara para yetiştirememe, aşırı borçlanma gibi etmenler gelirleri düşürmüştür.

Türkiye’nin memuru olan hükümet, grev kesintilerinden elde ettiği gelirle, sendikalar bağırdığı için Ankara ile protokol yaparak daha önce askere ödediği 14 milyar TL’yi alarak, vergi gelirlerine “peşin ödeme indirimi” getiren düzenleme ile artırarak, bankalardan borçlanarak ve son olarak kara para gelirlerini yasa ile aklayarak süreci bir süre daha ileri taşımayı hedeflemektedir.

Sendikalar, bu gerçekler karşısında sessizliklerini korumakta ve sadece seçim sonrası hükümette koltuk kapmak için “hükümet istifa, erken seçime gidelim” diye yaygara koparmaktadırlar.

Borcu borçla kapatıp, halkını açlığa mahkum edenlerin ve ülkemizi kara para aklama cennetine dönüştürenlerin parasından da boyunduruğundan da kurtulmanın tek çıkış yolumuz olduğunu söylemekten de korkarak, rejime hizmet etmektedirler.

***

The Economy of Paying Debt with More Debt

While speaking with my world-renowned Cypriot economist friend, Professor George Theoharidis — who has worked in England, America, and Korea — about a presentation he was preparing on the Turkish economy, he told me:

“According to my research and the data I have gathered, the Turkish economy has effectively gone bankrupt. With such high inflation lasting for fifty years, how are they still standing? Where do they keep finding resources? Scientifically, it is very difficult to explain”

When I reminded him that the real source sustaining the economy, though invisible on the surface, was “black money,” he replied, “Now the pieces fit into place”

The Republic of Turkey had long been crushed under the burden of repaying the debts inherited from the Ottoman Empire, a burden that lasted until the late 1950s. The pro-American Democrat Party, which pursued the policy that the country’s development could only be achieved through foreign borrowing, focused heavily on borrowing from British and American bankers dominated by the Jewish lobby, as well as from the World Bank and the International Monetary Fund (IMF).

By the 1980s, imbalances in the balance of payments had caused inflation to spiral out of control, and the Turkish lira had become virtually worthless. Süleyman Demirel, leader of the Justice Party at the time and later President, summarized this reality in a statement by saying: “They reduced the country to needing 70 cents”

Following the September 12 military junta, during the governments of Turgut Özal, legal frameworks were established to allow black money to enter the country without questioning its origin, provided it was invested.

The boom in luxury tourism investments along the Aegean and Mediterranean coasts, and the growing contribution of tourism to the economy, clearly demonstrate that the driving force behind this growth was money of unknown origin — in other words, black money.

Likewise, the privatization wave that began during this period and reached its peak under the Erdoğan–AKP governments — where public assets were handed over to private and foreign capital without questioning the source of funds — made a major contribution to both the political and economic restructuring envisioned by global powers.

While the money flowing into the country enriched only a handful of AKP supporters, ordinary people were further impoverished through propaganda centered on themes such as homeland, nation, flag, martyrs, the call to prayer, headscarves, mosques, and religion, as well as perception operations built around drones, missiles, aircraft, and the Togg automobile project.

Today, the Republic of Turkey’s total foreign debt has reached 565 billion dollars, amounting to approximately 6,000 dollars per person. In short, every newborn baby enters the world already burdened with a debt of 6,000 dollars.

To keep soaring inflation under control amid imbalances in debt repayments, the Central Bank of Turkey has been selling off its gold reserves while simultaneously pursuing a strategy of “paying debt with more debt,” continuing to borrow money at high interest rates from international money lenders.

While the palace regime established under the slogan “there can be no savings on prestige” continues to lull the public, poverty and deprivation are presented to the people as fate.

A mindset that sees 20,000 TL for retirees and a 28,000 TL minimum wage for workers as sufficient distracts public attention through constant media manipulation, thereby concealing the hunger experienced by society. As the state advances its “pay debt with debt” policy, ordinary citizens are also trying to survive through credit cards, becoming slaves to the banks in the process.

Looking at this picture, although collapse appears inevitable, it is clear that the black money sustaining this vicious cycle has kept it alive for a long time. Turkey is not the only place where black money circulates heavily.

Gulf countries — especially Dubai — and, most importantly, England are also centers where economic wheels are turned by black money. The sources of these funds include drug trafficking, untaxed income, online betting, and gambling.

In the early 1990s, casinos in Turkey were shut down and relocated to Cyprus. During one of our conversations, my dear late friend Professor Bakır Çağlar explained that the main reason casinos were moved to Cyprus was to launder black money under the guise of economic activity.

He said: “The black money comes here, enters the casinos, everyone takes their commission, and then it leaves claiming, ‘I won it gambling.’” Media reports mention that the amount of this money reaches 100 billion dollars annually.

In the northern Cyprus “laundromat,” where billions of dollars in black money are laundered, those governing as officials of Turkey are trying to keep the public under control through wage and salary policies. Due to the high inflation of the Turkish lira, salaries and wages continue to lose value and purchasing power, and it no longer seems possible to cope merely through cost-of-living adjustments.

The increasing needs of the population Turkey has brought to the island, the shift of commerce to the south because the Republic of Cyprus — using a stable currency — is cheaper, rising costs, transportation problems, declining tourism revenues due to war in the Middle East, inability to finance bloated partisan public staffing, and excessive borrowing have all reduced revenues.

The government, functioning as an extension of Turkey, aims to prolong the process a little longer by using income from strike deductions, signing protocols with Ankara to reclaim the 14 billion TL previously paid to the military, increasing tax revenues through “advance payment discounts,” borrowing from banks, and finally legalizing black money revenues through legislation.

Faced with these realities, the trade unions remain silent and merely create uproar with slogans such as “government resign” and “let’s go to early elections” in hopes of securing positions in a future government after elections.

Afraid even to say openly that the only way out is to free ourselves from both the money and the domination of those who pay debt with debt, condemn the people to hunger, and turn our country into a haven for money laundering, they too end up serving the regime.















Başa dön tuşu