InstagramKöşe Yazarlarımız

Barış Konuşulmadan Gelmez! Kıbrıs’ta Dİyalogdan Korkmak Neden?







Kıbrıs meselesi yarım asrı aşkın süredir çözülemiyor.
Nesiller değişiyor…
Hükümetler değişiyor…
Liderler değişiyor…
Dünya değişiyor…

Ama değişmeyen tek şey, adanın bölünmüşlüğü oluyor.
Peki neden?

Çünkü biz yıllardır çözümü konuşmaktan çok, birbirimizi suçlamayı tercih ediyoruz.
Oysa dünyanın hiçbir yerinde kalıcı barış silahla kurulmadı.

Hiçbir çatışma, taraflar birbirini tamamen susturarak sona ermedi.
Tam tersine…

Barış, en zor zamanlarda bile konuşabilen insanların cesareti sayesinde mümkün oldu.
İşte bu nedenle Birleşik Kıbrıs – İki Toplumlu Barış İnisiyatifi’nin düzenleyeceği iki toplumlu panel son derece önemlidir.

Çünkü amaç herhangi bir siyasi propaganda yapmak değil; İsviçre’nin federal yönetim deneyimini kamuoyuyla paylaşmak, insanların farklı modelleri öğrenmesine katkı sağlamak ve Kıbrıslıtürklerle Kıbrıslırumlar arasında açık bir diyalog zemini oluşturmaktır.

Asıl sorulması gereken soru şudur:
Bir ülkenin başarılı olmuş yönetim modelini dinlemekten neden korkuyoruz?
Bir konferans, bir panel ya da akademik bir tartışma kime zarar verebilir?
Bilgi hiçbir zaman tehlikeli değildir.

Tehlikeli olan, insanların bilgiye ulaşmasını engellemektir.
Çünkü bilgiyi yasaklayan toplumlar çözüm üretemez.

Sadece korkularını büyütür.
İsviçre neden örnek gösteriliyor?

Bazı çevreler “Kıbrıs ile İsviçre aynı değildir” diyebilir.
Doğrudur.
Hiçbir ülke birbirinin aynısı değildir.

Ancak başarılı örneklerden ders çıkarmak da çağdaş siyasetin en temel yöntemlerinden biridir.

İsviçre dört resmi dili olan bir ülkedir.
Almanca…
Fransızca…
İtalyanca…
Romanşça…

Farklı kültürler…
Farklı kimlikler…
Farklı dini yapılar…

Buna rağmen insanlar ortak bir devlet çatısı altında yaşamayı başarabiliyor.
Neden?

Çünkü sistem farklılıkları tehdit olarak değil, zenginlik olarak görüyor.
Yetkiler merkezi hükümet ile yerel yönetimler arasında paylaştırılıyor.

Her kanton kendi ihtiyaçlarına göre karar alabiliyor.
Kimse kimliğini inkâr etmek zorunda kalmıyor.

Hiç kimse diğerini yönetmek için mücadele etmiyor.
Ortak yaşam, ortak kurallarla güvence altına alınıyor.

Elbette kimse “İsviçre modeli aynen Kıbrıs’a uygulanmalıdır” demiyor.
Ancak başarılı deneyimlerden ilham almak neden yanlış olsun?
Dünyada bunun başka örnekleri de var
Belçika…

Yıllarca Flamanlar ile Valonlar arasında ciddi siyasi krizler yaşandı.
Bugün federal yapı sayesinde farklı dil toplulukları aynı devlet içerisinde yaşamaya devam ediyor.
Kanada…

Fransızca konuşan Quebec ile İngilizce konuşan eyaletler arasında zaman zaman büyük görüş ayrılıkları yaşansa da federal sistem ortak yaşamı mümkün kılıyor.
Almanya…

Federal yapı sayesinde eyaletler güçlü yerel yönetimlere sahip.
Merkezi hükümet ile yerel yönetimler arasında dengeli bir yetki paylaşımı bulunuyor.
Bütün bu örnekler bize tek bir gerçeği gösteriyor.

Farklılıklar yönetilemez değildir.
Yeter ki siyasi irade olsun.
Yeter ki insanlar birbirini dinleyebilsin.

Kıbrıs neden hâlâ konuşamıyor?
Asıl sorun burada başlıyor.
Biz çözümü konuşmadan reddediyoruz.

Daha masaya oturmadan “olmaz” diyoruz.
Daha öneriyi dinlemeden kapıları kapatıyoruz.
Peki bu anlayış bize ne kazandırdı?

1974’ten bu yana geçen onlarca yılda kaç fırsat kaçtı?

Kaç nesil çözümsüzlük içinde büyüdü?
Kaç genç geleceğini başka ülkelerde aramak zorunda kaldı?
Kaç işletme uluslararası izolasyonlardan etkilendi?
Kaç öğrenci dünyaya açılmak için engellerle karşılaştı?
Kaç aile sınırların iki tarafında yaşamaya devam etti?

Çözümsüzlük sadece siyasi bir mesele değildir.
Ekonomiyi etkiler.
Eğitimi etkiler.
Turizmi etkiler.
Yatırımı etkiler.

Uluslararası ilişkileri etkiler.
En önemlisi de insanların geleceğe olan inancını tüketir.
Diyalog korkulacak değil, desteklenecek bir adımdır

Bir panel düzenleniyor.
Akademisyenler konuşacak.
Deneyimler paylaşılacak.
Sorular sorulacak.
İnsanlar fikirlerini ifade edecek.

Demokrasi tam da budur.
Demokrasi, yalnızca seçim sandığı değildir.
Demokrasi; farklı düşüncelerin özgürce tartışılabilmesidir.

Eğer bir fikir gerçekten yanlışsa, bırakın insanlar tartışarak bunu görsün.
Ama konuşulmasını bile istememek demokratik özgüven eksikliğinin göstergesidir.
Barış, cesaret ister

Bugün dünyanın birçok yerinde çatışmalar yaşanıyor.
Ancak tarih bize şunu gösteriyor.
Barış hiçbir zaman kendiliğinden gelmedi.
İnsanlar oturdu.
Konuştu.
Birbirini dinledi.
Uzlaşmanın yollarını aradı.

Kuzey İrlanda bunun önemli örneklerinden biridir.

Yıllarca süren şiddetin ardından taraflar diyalog masasına oturdu ve bugün geçmişe göre çok daha istikrarlı bir yapı oluştu.
Kıbrıs neden bunu başaramasın?
Neden sürekli geçmişin yüküyle geleceği rehin alalım?

Son söz:
Federal çözümü savunabilirsiniz.
Karşı da çıkabilirsiniz.
Bu herkesin demokratik hakkıdır.

Ama farklı modellerin konuşulmasını engellemek, insanların bilgi edinmesini istememek ve diyalogdan korkmak, Kıbrıs’a hiçbir şey kazandırmaz.
Tam tersine, çözümsüzlüğü kalıcı hale getirir.

Belki de artık şu soruyu kendimize sormanın zamanı gelmiştir:
Biz gerçekten çözüm mü istiyoruz?
Yoksa alıştığımız statükonun devam etmesini mi?

Çünkü çözüm isteyenler konuşur.
Statükodan beslenenler ise konuşulmasını bile istemez.

Kıbrıs’ın bugün her zamankinden daha fazla diyaloğa, daha fazla cesarete ve daha fazla ortak akla ihtiyacı vardır.
Barış, birbirini susturanların değil; birbirini dinleyebilenlerin eseridir.

Ve belki de bu panelin en büyük katkısı, insanlara tek bir gerçeği yeniden hatırlatacak olmasıdır:

Konuşmaktan korkmayan toplumlar geleceği birlikte kurabilir.















Başa dön tuşu