EkonomiInstagramKıbrısManşetSiyaset

İş insanları anlattı: Rüşvetsiz iş yürümüyor!







Kuzey Kıbrıs’ta Yolsuzluk Algısı-2026 Raporu yayımlandı. Raporun bu yılki verileri, yolsuzluk algısındaki yükselişi, bizzat iş insanlarının ağzından doğruladı. “Rüşvet vermeden iş yapamıyoruz” diyenlerin oranı yükselirken, en çok rüşvetin de kamu arazileri ve binalarının tahsisinde yaşandığını ortaya koydu

Faustmann: Rüşvet verme geleneği birçok ülkede yolsuzlukla mücadeleyi zorlaştırmakta

Akademisyenler; Prof. Dr. Sertaç Sonan ve Ömer Gökçekuş‘un tarafından her yıl hazırlanan raporun bu yılki verileri, yolsuzluk algısındaki yükselişi, bizzat iş insanlarının ağzından doğruladı.

Raporda yer alan Friedrich-Ebert-Stiftung Kıbrıs Ofisi Direktörü Hubert Faustmann‘ın önsözünde; dünya genelinde, yolsuzlukta yaşanan artışın, toplumların refahı ve iyi yönetişim için ciddi bir tehdit oluşturduğuna dikkat çekildi.

“Yolsuzluk, adanın her iki tarafında da ciddi bir sorundur”

Faustmann şu değerlendirmeleri yaptı;

“Kamu kaynaklarının rant olarak dağıtılması ve yıllar içinde oluşan rüşvet verme geleneği dünyadaki birçok ülkede yolsuzlukla mücadeleyi zorlaştırmaktadır.

Hükümetlerin, kamu sektörü içerisinde yolsuzluğa karşı hoşgörü gösterme, hatta yolsuzluğa karışma eğilimi, halk arasında hükümetlere, karar vericilere ve genel anlamda siyasete karşı gittikçe artan bir hayal kırıklığına neden olmaktadır.

Bu durum, toplumlar ve kamu yararı üzerinde büyük çaplı zararlara yol açmakla kalmayıp, sivil toplum güçlerinin içinde bulundukları toplumları daha iyiye götürme çabalarına da ket vurmaktadır.

Kıbrıs sorununun diğer toplumsal konuları büyük ölçüde gölgede bıraktığı ve bunların gerektiği kadar tartışılmasını engellediği Kıbrıs’ta, demokrasinin güçlendirilmesi ve iyi yönetişim ilkelerinin yerleştirilmesine yönelik çabalar her iki toplumun refahı açısından da büyük önem taşımaktadır.

Yolsuzluk, adanın her iki tarafında da ciddi bir sorundur. Bundan önceki sekiz raporda da açıkça görüldüğü üzere adanın kuzey kesiminde yolsuzluk algısı daha kötüdür.

“Bu rapor,da diğer ülkelerle karşılaştırılabilir bulgular ortaya konuldu”

Kuşkusuz, yolsuzluğun daha az olduğu ve daha iyi idare edilen bir kuzey Kıbrıs burada yaşayanlar için faydalı olacaktır. Fakat bu, aynı zamanda, gelecekte oluşmasını umut ettiğimiz yeniden birleşmiş bir Kıbrıs’ın siyasi, toplumsal ve ekonomik yaşayabilirliğini de artıracaktır.

Friedrich-Ebert- Stiftung tarafından 2018 yılında yayınlanmış olan ve 2017 yılındaki durumu inceleyen ilk yolsuzluk algısı raporu, kuzey Kıbrıs’ta yolsuzlukla mücadele anlamında, önemli bir kilometre taşı olma özelliği taşımaktadır.

Gerek bu ilk rapor gerekse onu takip eden sekiz rapor medyada geniş yer bulmuş ve yolsuzluk konusunun kamuoyunda tartışılmasına katkı sağlamıştır. Dünyada yolsuzluk üzerine incelemelerde bulunanların en fazla başvurduğu kaynak, Berlin merkezli

Uluslararası Şeffaflık Örgütü tarafından her yıl yayınlanan Yolsuzluk Kuzey Kıbrıs’ta Yolsuzluk Algısı: 2025 Raporu
Algı Endeksi’dir. Endeks, Kıbrıs Cumhuriyeti dahil olmak üzere 180 ülkeye ait önemli veriler sunarken, uluslararası olarak tanınmayan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni içermemektedir.

Friedrich-Ebert-Stiftung olarak bu boşluğu doldurmaya ve bilimsel bulgular sunarak karar vericileri yolsuzlukla mücadele konusunda teşvik etmeye yönelik olan vizyonumuz, 2018 yılında yayınlanan raporu ortaya çıkaran çalışmanın hazırlanmasına yardımcı olmuştu.

Raporun yazarları Ömer Gökçekuş ve Sertaç Sonan’ın çıkardığı mükemmel çalışma sayesinde Kıbrıs’ın kuzey kesimindeki yolsuzluğun aktörleri, mekanizmaları ve özelliklerine dikkat çekilmekle kalınmamış, aynı zamanda Kıbrıs Cumhuriyeti, Yunanistan, Türkiye ve Malta gibi ülkelerle karşılaştırılabilir bulgular ortaya konulmuştur.

Buna ek olarak, hazırlanan raporlar adanın her iki kesiminde konunun daha kapsamlı bir şekilde tartışılmasına ve Kıbrıs’ta yaşayanların faydasına olacak şekilde yolsuzlukla mücadele edecek reform ve politikaların geliştirilmesine katkıda bulunmuştur.

“Bu önemli çalışmayı desteklemeye devam edeceğiz”

Tüm çabalara karşın, zorluklar karşımızda durmaya devam etmektedir: Elinizdeki ve önceki sekiz raporda da görüldüğü üzere, yolsuzluk ve iyi yönetişim zafiyeti kuzeyde ciddi bir sorun teşkil etmektedir.

2017 raporu, kuzeydeki yolsuzluğun her yıl raporlanması bakımından uzun süreli bir girişimin başlangıç noktası olarak ortaya çıkmıştı.

FriedrichEbert-Stiftung Kıbrıs olarak 2026 yılında da 2025 içerisinde yolsuzluğun önemli paydaşlar tarafından nasıl algılandığına dair gelişmeleri ele alan çalışmayı yayınlamaktan gurur duyuyoruz.

Bu çalışma, oldukça uzun bir yolculuğun dokuzuncu adımı olarak, kuzeyde daha iyi bir idare ve daha güçlü bir sivil topluma yönelik önemli katkılar sağlayacaktır. FriedrichEbert-Stiftung Kıbrıs, önümüzdeki yıllarda da Sertaç Sonan ve Ömer Gökçekuş’un ortaya koyduğu bu önemli çalışmayı desteklemeye devam edecektir.

(1 Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) sadece Türkiye Cumhuriyeti tarafından tanınmaktadır. Kıbrıs Cumhuriyeti
uluslararası toplum tarafından adadaki tek hükümet olarak tanındığından adanın tamamı Avrupa Birliği üyesi olarak kabul edilmektedir. Bununla birlikte, Katılım Anlaşması’nın 10. Protokolü uyarınca, Avrupa Birliği müktesebatı siyasi bir çözüm bulununcaya kadar adanın kuzeyinde askıya alınmış durumdadır)

Sonan-Gökçekuş

Sertaş Sonan ve Ömer Gökçekuş ise raporla ilgili şunları söyledi;

Bu yıl dokuzuncusunu tamamladığımız Kuzey Kıbrıs’ta Yolsuzluk Algısı çalışmamızın beş temel amacı bulunmaktadır.

Bunlar:

(1) uluslararası kabul görmüş bir yöntem kullanarak ülkemizdeki yolsuzluk algısını ölçmek;

(2) yolsuzlukla mücadele konusunda ülkemizin dünyanın geri kalanına göre hangi noktada olduğunu tespit etmek;

(3) bir önceki yıla göre yolsuzluk algısında gerçekleşen değişimi saptamak;

(4) genel olarak iş insanlarının yolsuzluk konusundaki nabzını tutmak ve

(5) çalışmanın bulgularından hareketle toplumsal farkındalık yaratmaktır.

Özellikle ilk üç amacı gerçekleştirmek adına, bu çalışma, Uluslararası Şeffaflık Örgütü’nün (Transparency International, TI) her yıl yayınlanan, fakat ülkemizi kapsamayan, Yolsuzluk Algı Endeksi (Corruption Perceptions Index, CPI) metodolojisini temel almaktadır ve iş insanlarıyla uzmanların görüşlerine dayanmaktadır.

Önceki yıllarda olduğu gibi, TI-CPI metodolojisini temel alarak ortaya çıkardığımız ve Kuzey Kıbrıs’a özel sorularla genişlettiğimiz anket, Lipa Danışmanlık anket şirketi tarafından telefonda görüşme (CATI) ve ‘online’ (CASI) anket yöntemiyle Kıbrıs Türk Ticaret Odası, Kıbrıs Türk Sanayi Odası, Kıbrıs Türk İnşaat Müteahhitleri Birliği, Kıbrıs Türk Esnaf ve Zanaatkarlar Odası ve Kıbrıs Türk Otelciler Birliği’ne kayıtlı firmalarda yönetici pozisyonunda bulunan 352 katılımcıya uygulandı.

İş insanlarıyla yapılan anketlerin saha çalışması 2025 yılının sonunda başladı ve 2026 yılının başında tamamlandı. Örneklemi oluşturan 352 kişinin seçimi, bölgesel, sektörel, çalışan sayısı, şirketin faaliyette bulunduğu süre ve benzeri konularda, iş dünyasını temsil edecek şekilde yapıldı. Anket sonuçlarının güven düzeyi ve hata payı yüzde 5’tir.

Uzmanların görüşleri de yine Uluslararası Şeffaflık Örgütü’nün geliştirmiş olduğu metodolojiden yararlanarak hazırladığımız bir anket çerçevesinde 2025 yılının Aralık ayında CASI yöntemiyle toplandı.

Geçmiş yıllarda olduğu gibi, uzman anketini, ülkemizdeki devlet mekanizmasının işleyişine dair geniş deneyime sahip, küçük bir grup, üst düzey emekli kamu görevlisi cevapladı.

Kuzey Kıbrıs’ta Yolsuzluk Algısı: 2025 Raporu İş insanları ve uzmanların sorularımıza verdiği yanıtlar bir araya
getirildiğinde ülkemizin TI-CPI 2025 skoru 100 üzerinden 24 olarak hesaplanmıştır.

0-100 ölçeğinde, sıfır yolsuzluğun çok yüksek olduğuna, 100 ise yolsuzluğun hiç bulunmadığına işaret etmektedir.

Bu skor, 2026 yılının başında Uluslararası Şeffaflık Örgütü tarafından yayınlanan 2025 yılına ait listedeki 182 ülkenin ortalaması olan 42’nin oldukça altındadır ve bizi 150’nci sıraya yerleştirmektedir. Geçtiğimiz seneyle kıyaslandığında, ülkemizin skorunda iki puanlık bir düşüş gerçekleşmiş ve sıralamadaki yerimiz on sıra aşağıya gitmiştir.

“Yolsuzluk algısındaki kötüleşme, kamu yönetimine duyulan güvenin daha da azalmasına yol açmaktadır”

Kuşkusuz, yolsuzluk algısındaki bu kötüleşme, ülkemizde kamu yönetimine duyulan güvenin daha da azalmasına yol açmaktadır. Ülkemizin geçen seneki skoru, komşumuz Türkiye’nin skorunun 8 puan gerisindeyken, bu yıl Türkiye’ninkinin 7 puan gerisinde olduğumuz görülmektedir.

Güney komşumuzun skoru ise geçen yıl 56 iken, bu yıl 55’e gerilemiştir; sıralamadaki konumuysa 46. sıradan 49. sıraya düşmüştür.

Buna paralel olarak, güney komşumuzla olan puan farkımız da 30’dan 31’e çıkmış ve aramızdaki fark daha da açılmıştır.

Bu durum, KKTC’de yolsuzlukla mücadelede etkin politikaların eksikliğine ve uluslararası standartlara uyum sağlama konusundaki isteksizliğe işaret etmektedir.

Yukarıda da ifade edildiği üzere, rapor, bir skor hesaplamanın ötesine gitmekte ve iş insanlarının yolsuzluk konusundaki algı ve deneyimlerini de derinlemesine incelemektedir.

Bu çerçevede iş insanlarına, Uluslararası Şeffaflık Örgütü’nün farklı çalışmalarda kullandığı soruların yanında ülkemize has sorular da yöneltilmiş ve bu sorulara verilen yanıtlar raporda detaylarıyla paylaşılmıştır. İş insanlarıyla yapmış olduğumuz anketin sonuçlarını on üç başlık altında özetlemek mümkündür.

1. Yolsuzluk çok yaygındır ve çok ciddi bir sorundur

Ankete katılan iş insanlarının yüzde 73’ü Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde (KKTC) rüşvet ve yolsuzluğun ‘çok yaygın’ olduğunu düşünmektedir. Dahası, yüzde 72’si yolsuzluğun ‘çok ciddi bir sorun’ olduğu kanaatindedir.

2. Yolsuzluk bir önceki yıla göre artış göstermiştir

Her üç iş insanından ikisi, bir yıl önceye göre ülkede yolsuzluğun artmış olduğunu düşünmektedir. 2025 yılında yolsuzluğun azaldığını düşünenlerin oranıysa sadece yüzde 3’tür.

3. Yolsuzluk en fazla kamuya ait arazi ve binaların tahsisinde ya da kiralanmasında gerçekleşmektedir

Katılımcılara göre ‘rüşvet ya da el altından fazladan ödeme yapmanın’ en yaygın olduğu üç işlem şu şekilde sıralanmıştır: Katılımcıların yüzde 64’ü kamuya ait arazi ve binaların tahsisinde ya da kiralanmasında rüşvetin çok yaygın olduğunu düşünmektedir; bunu kamu ihaleleri ve izin/lisans işlemleri (yüzde 60) takip etmektedir.

Vergi; ithalat/ihracat işlemleri; çalışma izni işlemleri ve Vakıflar İdaresi’ne ait malların kiralanması yüzde 59’la üçüncü sırayı paylaşmaktadır. Rüşvetin en az olduğu alanlarsa sırasıyla şunlardır: yargı kararlarını etkilemek için (yüzde 46); devletten elektrik, su ve telefon gibi hizmetleri alırken (yüzde 49) ve yerel yönetim/belediye hizmetleri (yüzde 50).

4. Her üç iş insanından biri rüşvet vermiştir

Yukarıdaki soruya devam niteliğinde sorduğumuz ‘son bir yıl içerisinde yukarıdaki hizmetlerden herhangi birini almak için sizin ya da çevrenizdekilerden birinin ilgili yetkiliye rüşvet ya da hediye vermeniz ya da bir iyilik yapmanız gerekti mi?’ sorusuna katılımcıların yüzde 33’ü ‘evet’ cevabı vermiştir; bu soruya yanıt vermeyenlerin oranıysa yüzde 13’tür. Buna gösterilen en yaygın üç gerekçe ise sırasıyla, işleri hızlandırmak (yüzde 49), işleri tamamlayabilmek (yüzde 33) ve işin maliyetini azaltmak (yüzde 9) olmuştur.

5. Kamu kaynakları en çok siyasetçiler ve üst düzey memurlar tarafından istismar edilmektedir

Ankete katılanların yüzde 62’si kamu kaynaklarının yolsuzluktan dolayı özel şirketlere, bireylere ve gruplara aktarılmasının ‘çok yaygın’ olduğunu düşünürken, bunun hiç olmadığını düşünenlerin oranı sadece yüzde 6’dır.

Katılımcılar, hükümet üyeleri ve onların atadıklarının yolsuzluğa en fazla karışan iki grup olduğunu düşünmektedir:

Üst kademe memurlar arasında yolsuzluk çok yaygındır diyenlerin oranı yüzde 62’yken, onları atayan kabine üyeleri yüzde 59’la bu yıl ilk kez ikinci sıraya düşmüştür. Ankete katılanlar tarafından yolsuzluğa en az karıştığı düşünülen kamu görevlileriyse polisler ve savcılar olmuştur: Ankete katılanların yüzde 44’ü polisler ve savcılar arasında yolsuzluğun ‘çok yaygın’ olduğu düşüncesine sahiptir.

6. Yolsuzluğu caydırması beklenenlere duyulan güven son derece düşüktür

İş insanlarıyla yapılan ankette, ‘yolsuzluk ve usulsüzlüklerle mücadele etme ya da bunları ifşa etme konusunda aşağıdakilere ne kadar güveniyorsunuz?’ sorusu sorulmuştur. Burada da ankete katılan iş insanları arasında herhangi bir kurum için ‘çok güveniyorum’ diyenlerin oranı çok düşüktür.

En çok güvenilen, katılımcıların yüzde 30’unun çok güveniyorum dediği sosyal medyadır; ikinci sıradaysa geleneksel medya yer almaktadır (yüzde 26). Sıralamanın en sonundaysa katılımcıların yüzde 52’sinin hiç güvenmediği hükümet bulunmaktadır. Meclise hiç güvenmediğini ifade edenlerin oranıysa yüzde 47’dir.

7. Hükümet kara parayla mücadele konusunda da sınıfta kalmıştır

İş insanlarına yöneltilen ‘hükümetin kara para aklama faaliyetleriyle mücadelesini ne kadar başarılı buluyorsunuz?’ sorusuna verilen yanıtlar, 2025 yılında da hükümetin bu konudaki performansına duyulan güvenin düşük olduğunu ortaya koymaktadır. Katılımcıların çoğunluğu (yüzde 55), ülkede kara para aklamaya yönelik faaliyetlerin sıklıkla karşılaşılan bir durum olduğu kanaatindedir.

Aynı şekilde, kara parayla mücadele konusunda hükümeti hiç başarılı bulmayanların oranı da yüzde 55’tir.

8. Seçimlerde maddi menfaat vaat edilmesi yaygındır

‘Seçmenlere belirli bir şekilde oy kullanmaları için para ödenmesi ya da özel bir menfaat vaat edilmesinin’ sıklıkla gerçekleştiğini düşünenlerin oranı yüzde 53’tür. Bunun yanında, seçmenlerin belli bir şekilde oy kullanmamaları durumunda cezalandırılmakla tehdit edilmesinin sıklıkla gerçekleştiğini düşünenlerin oranı yüzde 30’dur.

9. İş dünyası siyaset ilişkisi son derece sıkıntılıdır

KKTC Hükümetinin ‘büyük ölçüde, sadece kendi çıkarını düşünen, birkaç büyük çıkar grubu tarafından yönetildiğini’ düşünenlerin oranı yüzde 50’dir. ‘Büyük şirketlerin vergilerini ödemekten kaçınmasının’ çok sık karşılaşılan bir durum olduğunu ifade edenlerin oranıysa yüzde 41’dir.

10. Yolsuzluğa karışan yetkililerden hesap sorulmuyor

Ankete katılanların yüzde 39’u yolsuzluğa karışan yetkililerin hiçbir zaman cezalandırılmadığını söylerken, bunun çok seyrek karşılaşılan bir durum olduğunu söyleyenlerin oranı yüzde 31’dir. Yolsuzluğa adı karışan yetkililerden sıklıkla ya da çok sık hesap sorulduğunu söyleyenlerin oranıysa sadece yüzde 13’tür.

11. Torpil ve yolsuzluğa karşı toleransta bir artış vardır

‘İşleri hızlandırmak için kamu kurumlarında çalışanlarla olan kişisel ilişki ve bağlantıların kullanılması kabul edilebilir bir şeydir’ ifadesine katıldığını söyleyenlerin oranı, 2024 yılında yüzde 25’ken, 2025’te yüzde 19’a inmiştir. Bu oranın, 2022’de yüzde 5 seviyesinde olduğu düşünüldüğünde son üç yılda torpile hoşgörü konusunda kayda değer bir artış olduğu görülmektedir.

Benzer şekilde, ‘iyi hizmet verdiği sürece, hükümetin yolsuzluğa bulaşması kabul edilebilir bir şeydir’ ifadesine katıldığını söyleyenlerin oranı 2022’de sadece yüzde 3’ken bu oran 2025’te yüzde 11’e yükselmiştir. Buna katılmıyorum diyenlerin oranı da 2023’te yüzde 79’ken, bu oran 2025’te yüzde 68’e düşmüştür. Bu da yolsuzluğa karşı toleransın son üç yılda giderek arttığına işaret etmektedir.

12. Rüşvet iş yapmanın önünde çok büyük bir engeldir

Yolsuzluğun iş yapmanın önünde çok büyük bir engel olduğunu düşünenlerin oranı yüzde 63’ken, yolsuzluğun iş yapmanın önünde hiç engel olmadığını söyleyenlerin oranı sadece yüzde 7’dir.

13. Liyakatin olmadığını düşünenlerin oranı artmıştır

Çalışmaya 2024 yılında kattığımız ‘ülkemizde insanların başarı şansı liyakat ve çabaya bağlıdır’ ifadesine katıldığını söyleyenlerin oranı yüzde 39, kararsız olduğunu söyleyenlerin oranı yüzde 37, katılmadığını söyleyenlerin oranıysa yüzde 24’tü. 2025 yılındaysa her üç cevap kategorisine verilen yanıtlar yüzde 33 seviyesindedir.

Sonuçlar, ülkede bireysel başarının liyakat ve çabaya bağlı olup olmadığı konusunda görüş ayrılığı olduğunu göstermektedir.

Raporun tamamına BURAYA TIKLAYARAK ulaşabilirsiniz 













Başa dön tuşu