InstagramKıbrısSürmanşetYaşam

Hayvan Sevgisi Sofraya Kadar Mı?







Bundan on-on bir yıl önce bana sorsanız kendimi hayvansever olarak adlandıran biriydim. Çünkü bunu söylerken aklıma gelen hayvanlar kedi ve köpekti. “Uzak doğuda köpek öldürüp yiyorlarmış, canilik!”

Daha sonra veganlıkla tanıştım. Arkadaşlarımla yaptığım tartışmalarda vegan dostlarım bana, hemen hemen her öğün tabağımda olan “esas/gerçek” protein kaynaklarının da birer hayvan olduklarını hatırlattılar.

Sonra sordum kendime “Eğer ben kedi-köpeği severken, kuzunun bir organını bir öğün olarak tüketiyorsam, ben gerçekten bir hayvansever miyim?” Cevabım tabii ki de hayırdı.

Dürüst olmak gerekirse hala yeterince hayvan dostu muyum bilmiyorum. Bildiğim, emin olduğum ve değiştirmek için aktif bir şekilde mesai harcadığım şey ise şu; Ben bir türcüyüm.

Buradan yola çıkarak Türcülük ve Veganizm adlı bir proje hazırlayıp yürütmeye karar verdim ve bu proje ile Sivil Alan’a başvurdum.

Türcülük ve Veganizm projesi, Avrupa Birliği’nin Sivil Alan projesi altında yürütülen Sivil Büyü Programı desteğiyle hayata geçirilmektedir.

Sahi ne ki bu türcülük?

Richard Ryder, “türcülük” ifadesini ilk kez 1970 yılında, hayvanların bilimsel araştırmalarda denek olarak kullanılmasına karşı çıktığı bir makalesinde kullanmıştır.

Daha sonra Singer’in 1975 yılında ilk kez yayınlanan ‘Animal Liberation’ adlı kitabında bu terim tanımıyla birlikte yer aldı.

Bu kitapta Singer, türcülüğü; türlerin kendi çıkarlarını gözettiği ve diğerlerinden daha fazla yararlandığı ve diğer türlerin çıkarlarına karşı olduğu bir önyargı veya yanlılık olarak tanımladı.

İlerleyen yıllarda, bu tanım psikologların da dikkatini çekti ve birçok psikolog bu olguyu etik, gruplar arası ilişkiler gibi birçok yönden incelemeye başladı.

İşte bu noktada, doğayla iç içe yaşayan yeni yetme bir çiftçi, hayvan-insan ilişkisini her daim sorgulayan bir kişi, yıllarca LGBTİ+’ların insan hakları alanında aktivizm yapmış bir sosyal psikolog ve doktora öğrencisi olarak ben de bu konuya odaklanmaya karar verdim.

Günümüzde, genel olarak hayvanlara yönelik önyargı olarak değerlendirebileceğimiz türcülük ikiye ayrılmaktadır.

İlki sizin de tahmin edeceğiniz üzere biz insanların kendimizi diğer türlerden daha değerli ve önemli görmemizdir.
Diğeri ise bazı hayvanları diğerlerinden ayırmamızdır.

Bizim kültürümüzden örnek verecek olursak; kedilerimize, köpeklerimize paha biçilemez değer verirken; tavuğu sadece yemek olarak görüp belki de gün aşırı tüketmemiz.

Oysa hayvan sevgisi sofrada bitmemeli.

Bu nedenle, yukarıda bahsettiğim ve Kıbrıs Türk toplumuna yönelik AB Yardım Programı altında desteklenen Türcülük ve Veganizm projesi kapsamında bir eğitim düzenlemeye karar verdim.

Bu çalışmada Vegan İnisiyatif’ten gönüllü arkadaşlar, kendini çevre alanında aktivist olarak tanımlayan bir grup kişiye veganizm ve türcülük hakkında non-formal eğitim prensiplerine dayanarak bir atölye çalışması gerçekleştirdiler.

Bu atölye çalışmasının öncesinde ve sonrasında kişilerin hayvanlara, vejetaryen ve veganlara karşı tutumlarını ölçüp, bir karşılaştırma analizi gerçekleştirdim.

Öncelikle, katılımcıların hayvanlara karşı genel tutumu zaten olumluydu; fakat eğitim sonrası istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde daha da arttı.

İkinci olarak, vegan ve vejetaryenlere karşı tutumlarda başlangıçta zaten olumlu olan sonuçlar, eğitim sonrasında istatistiksel olarak anlamlı bir değişiklik göstermese de bir miktar yükseldi.

Veganlara karşı olumlu duygular 10’luk bir ölçekte 7,18 iken; vejetaryenlere karşı olumlu duygular 7,73 olarak görüldü.

Son olarak, eğitimden bir ay sonrasında katılımcıları telefon ile arayıp tüketim alışkanlıklarında bir fark olup olmadığını sorduğumda, hemen hemen hepsi kozmetik ve temizlik ürünlerini alırken zulüm içermeyen ‘cruelty free’ seçenekleri değerlendirdiklerini ve tercih ettiklerini beyan ettiler.

Bu da bize, bir kez daha eğitim sayesinde tutum ve duygularımızın değişebileceğini ve gelişebileceğini göstermiş oldu.

Önyargı dediğimiz olumsuz duygu, düşünce ve tutumlarımız doğuştan gelen, değişmez şeyler değildir.

Zaman içinde öğrenilir ve her daim değiştirebileceğimiz şeylerdir. Türcülük de böyle bir şey işte.

Tam da bu noktada çok kısaca bir konuya daha değinmek istiyorum. Gerek eğitim esnasında gerekse günlük yaşantımda gözlemlediğim basit gibi görünen ama cevaplanması gereken iki soru. Veganizm nedir? İnsanlar neden vegan olur?

Veganlık, insanların hayvanlar üzerindeki tahakkümünü -yani hayvan tüketimini, istismarı ve sömürüsünün tüm örneklerini- ortadan kaldırmayı amaçlayan bir sosyal kimlik, ideoloji veya yaşam biçimidir.

Ayrıca insanların, hayvanların ve çevrenin iyiliği için hayvansız tüketim alternatiflerinin yaratılmasını ve uygulanmasını teşvik eder.

Veganlık basit bir yaşam tarzı değildir!

Bu kimliğe sahip olan kişiler çoğunlukla hayvan tüketimine karşı çıkan sosyal eylemlerde de bulunurlar; bunu ise hayvanların acı çekmesini engellemek ve türcülüğün devam etmemesi için yaparlar.

Bir sosyal kimlik olarak vegan, veganlık ve vegan aktivizmi el ele gider.

Çünkü vegan aktivizmi, vegan yaşam tarzlarının daha geniş toplumda yayılmasını destekleyen ve kolektif sosyal değişime yönelik temel bir yönelime sahip olan kişiler tarafından gerçekleştirilen eylemleri de beraberinde getirir.

Veganlık popüler olduğu için seçilecek bir şey değildir! Veganlığı tercih etmenin temelde dört sebebi vardır: çevre, insan sağlığı, hayvan hakları ve diğer insanlara olan olumlu etkileri.

Her ne kadar dört sebepten bahsedilse de yapılan çalışmalarda, veganlara ve vejetaryenlere sorulduğunda temel motivasyonunun sağlık veya çevresel faydalar değil, hayvan sömürüsüyle ilgili etik kaygılar olduğu; bu motivasyonun da çok daha sürdürülebilir olduğu görülmüştür.

Nasıl ki insanlar arası eşitsizlikleri sorgulamadan adil bir yaşam mümkün değilse, insanın hayvanlar üzerindeki tahakkümünü sorgulamadan da adil bir dünya mümkün değildir.

Unutmamalıyız ki, biz insanlar doğanın hükümdarı değil, onun bir parçasıyız. Gerçekten adil bir yaşam ancak bunu kabul ettiğimizde mümkün.

Ziba Sertbay













Başa dön tuşu