InstagramKıbrısManşetYaşam

Çetelerin Ablukasında Kuzey Kıbrıs: Kıbrıslı Türkler, kaderini karanlığa teslim edemez







Kuzey Kıbrıs’ta olup bitenleri artık kimse “abartı” veya “istisna” diye geçiştiremez. Bu ülkenin üzerine çöken bir karanlık var ve her geçen gün daha da koyulaşıyor.

Adı konmamış bir mafya düzeni, basını, sokakları, iş dünyasını ve hatta gündelik yaşamı ablukaya almaya çalışıyor.

İnsanlar artık sokakta suç örgütü üyelerine rastlamaktan, evde telefonun çalmasından, gece kapının sert bir sesle vurulmasından korkuyor.

Ve tüm bunlar olurken, yetkililer ne yapıyor?

En iyi ihtimalle bir kınama bildirisi yayınlıyor.

Bazen de kameralar karşısında “Huzur Operasyonu” adı verilen birkaç saatlik gösteriler düzenleyerek, kamuoyuna merhem niyetine görüntü servis ediyor.

Oysa gerçek bambaşka: Kuzey Kıbrıs kontrolsüz suç akışının merkezine dönüştü.

Gazeteciler ölümle tehdit ediliyor.

En son Pınar Barut’a yönelen ölüm tehdidi bir uyarı değil, bir alarmdır, hepimiz için.

Gazeteci Pınar Barut, eşi ve eşinin çocukları; çete mensupları tarafından gönderilen mesajlarla ölümle tehdit edilmiş, aileden para talep edilmiş ve iki günlük süre tanınmıştır. Paranın verilmemesi durumunda “silahların konuşacağı” yönünde açık bir tehditte bulunulmuştur.

Gazeteci Pınar Barut’un ve ailesinin ölümle tehdit edilmesi, bu ülkenin bütün fay hatlarının kırıldığının göstergesidir.

Bu tehdit yalnızca bir gazeteciyi hedef almıyor; toplumun haber alma hakkını, basının özgürlüğünü, düşünce ve ifade özgürlüğünün nefes borusunu tıkamaya yönelik açık bir saldırı niteliği taşıyor. Basına yönelen tehdit, aslında topluma yönelmiştir.

Gazeteciyi susturmak, toplumu susturmaktır.

Tetikçiler elini kolunu sallayarak giriyorsa ülkeye…

Eğer bir ülkeye tetikçiler “turist gibi” gelebiliyorsa, suç örgütleri kendilerini dokunulmaz sanıyorsa, halk kendini güvende hissetmiyorsa, bu yalnızca suça meyilli kişilerle açıklanamaz.

Bu, bir ülkenin çeteler tarafından ablukaya alınmasıdır.

Bu, güvenlik sisteminin çöktüğünün itirafıdır.

Bu, sokakların sessizce suç şebekelerine devredildiğinin göstergesidir.

Güvenlik güçleri dediğimiz yapı ve hükümet dediğimiz yöneticiler vatandaşının güvenliğini sağlamak için vardır.
Basın özgürlüğünü, yaşam hakkını, adaleti korumak zorundadır.

Bugün Kuzey Kıbrıs’ta yaşanan şey ise tam tersidir: Halk korkuyor, gazeteciler tehdit ediliyor, iş insanları sindiriliyor, suç örgütleri güçleniyor!..

Ve tüm bunlara karşı yetkililerin verdiği tepki yalnızca “KINIYORUZ”dan ibaret kalıyor.

Kınama, suç örgütlerinin cesaretini kırmaz.
Kınama, bir ülkeyi güvenli kılmaz.

Artık çetelerle, suç örgütleri ile göstermelik değil, gerçek bir mücadele gerekiyor.

Sınır kapılarından istihbarata, yabancı giriş takibinden kara para aklama denetimine kadar bütüncül bir güvenlik stratejisi şarttır. Basın tehdit altında olduğunda, KKTC denilen devlet kendi varlığını tehdit altında kabul etmeli ve ona göre hareket etmelidir. Eğer devlet olduğunu iddia ediyorsa!..

Kıbrıslı Türkler, kaderini karanlığa teslim edemez.

Bunun için yetkililerin bir an önce sorumluluk alması, göz boyamayı bırakıp işe koyulması gerekiyor.

Çünkü bir ülkede gazeteciye “sus yoksa ölürsün” deniyorsa, orada kimse güvende değildir.

Ve unutmayalım: Korkuyu besleyen sessizliktir.
Bu sessizlik artık bozulmalı.

Yaşar Ersoy













Başa dön tuşu