
İnsanın gelmişi de geçmişi de, teninden süzülerek ruhuna işleyen bir hikâyedir. İnsan, bütün makus vaktini ruhuna sinmiş bu hikâyeyle geçirir.
İnsanın hikâyesi kan yoluyla taşınır.
İşte o hikâyenin merkezinde bir anne ve bir baba vardı. Dört evlatları vardı: iki kız, iki oğul. Ne var ki bu kardeşlerden ikisinin annesiyle arası çok kötüdür; diğer ikisinin ise tam tersine, müthiştir.
Bu evren, aynı insanların yaşadığı iki ayrı paralel evren gibiydi.
Yaşam da öyle değil miydi; bir evrende anasının oğullarıyla anasının kızları, diğer evrende babasının oğullarıyla babasının kızları yaşardı. İkisi de birbirine ikiz iki ayrı paralel evrendi.
Bu evrende:
Fatoş, annesinden sevgi görememişti. Yüreğinde açılan boşluğu babasına yönelerek doldurmuştu. Babasından aldığı ilgi, annesinden bulamadığı sevginin telafisi olmuştu. Fakat babaya bağımlılığı artarken, annesine karşı derin bir öfke besliyordu.
Günün birinde falcısı ona şöyle demişti:
“Senin yıldızın düşük. Kadınlarla çatıştığında çok etkileniyorsun. Otoriter bir kadın gördün mü ya öfkeleniyorsun ya da hemen rekabete girişiyorsun. İşte bu yüzden erkek arkadaşlarında her zaman baba sevgisini arıyorsun”
Kerem’in de Fatoş’tan kalır yanı yoktu. O da annesinden duygusal yakınlık görememişti. İçindeki sevgi açlığı büyüdükçe annesine yaklaşan herkese, özellikle babasına öfke duyuyordu. İçinde sürekli bir “sevilmeme” boşluğu kalmıştı. Kız arkadaşının onu terk etmesinden korkar; ilişkilerinde kontrolü kaybettiğinde öfkeye kapılırdı. Özgüveni kırılgandı.
Oysa Mira ve Mehmet öyle değildi. Mira’nın annesiyle arasında güçlü bir ittifak vardı. Babası ise onun için ulaşılmaz bir figüre dönüşmüştü. Mira, kadın kimliğini annesi üzerinden kurmuş; fakat bunun bedeli, ömür boyu annesine bağımlı kalma cezasıydı.
Mehmet de Mira’ya emsaldi. Annesine doya doya bağlanmıştı. Aralarındaki bağ öylesine güçlüydü ki, babasını kendisine rakip gibi görüyor; içinde suçluluk ve yasak arzular filizleniyordu. Bağımsızlaşmakta zorlanıyordu Mehmet. Kız arkadaşını aşırı derecede kıskanıyordu. Şimdiye kadar bütün sevgililerinden ya onlara fazlasıyla bağlandığı ya da onlarla ayrışamadığı için ayrılmıştı. Mehmet, annesinin gölgesinde kalmıştı.
Bir diğer evrende:
Kerem’in babası ona karşı soğuk, cezalandırıcı, küçümseyici, zaman zaman da yok hükmündeydi.
Kerem ağzıyla kuş tutsa babasının sevgisini kazanamıyor; babasını hem rakip hem tehdit olarak algılıyordu.
Annesi Kerem’e daha yakındı. O da annesine bağlanmış, babasına karşı rekabetini büyütmüştü.
Kerem, babasının sürekli sert duruşu karşısında içine kapanmıştı. Onun gözüne girmek için çabaladıkça daha çok reddediliyordu. Annesi ise tek güven köprüsüydü. Babası annesinin yanına oturduğunda Kerem içten içe öfkelenir; annesiyle yalnız kaldığı her an babasıyla olan savaşta ona küçük bir zafer gibi görünürdü. Büyüdükçe bu rekabet içsel bir yarığa dönüşmüştü.
Kerem sertti; oldukça kırılgan, gerilimli ve gölgeli bir ruha sahipti.
Alttan alta sürekli bir yetersizlik hissi ve kaybedilme korkusu taşıyordu.
Gittikçe otorite figürleriyle çatışıyordu.
Sevgililerinde anne sıcaklığını arıyor, kıskançlık ve kontrol etme davranışları yükseliyordu.
Özgüveni kırılgan, ilişkilerde hızla incinir bir hâle gelmişti.
Elif’in kaderi de abisi Kerem gibiydi.
Babası onu görmüyor, duymuyor, önemsemiyordu.
Babası ondan uzaklaştıkça, Elif’in içindeki baba sevgisi ihtiyacı büyüyordu.
Annesiyle ittifakı bazen güçlenir, bazen zayıflardı.
Elif, küçücük yaşlardan beri babasının dikkatini çekmeye çalışırdı. Resim yapar, şiir yazar, saçını değiştirir; babası ise hep dalgındı.
Elif, babasının ilgisini kazanamadıkça bir eksiklik duygusu kalbine yerleşiyordu. Genç bir kadın olduğunda ilgisiz, duygusal olarak kapalı erkeklere çekilmesinin nedeni, çocuklukta tamamlanmamış baba boşluğuydu.
Elif hüzünlü, özlem dolu, yumuşak ama içten içe yaralıydı.
Bir tür “görülmemenin” acısını taşıyordu.
İlişkilerde reddedilme korkusu yaşıyor; seçtiği erkeklerde çoğu zaman baba soğukluğunun tekrarı görülüyordu.
Özdeğer duygusu zayıftı. Aşırı uyum sağlama ya da aşırı kırılganlık gösterme davranışları gelişmişti.
Oysa Mehmet öyle miydi? Babası ona karşı sıcak, destekleyici, güven veren bir figürdü.
Babasıyla rakip değil, onu rehber olarak görüyordu.
Annesine bağlılığı daha dengeliydi.
Mehmet, babasıyla futbol oynarken ve onunla sohbet ederken kendini değerli hissediyordu.
Babasının annesiyle olan ilişkisine öfke duymaz; aksine onlara hayranlıkla bakardı.
Büyüdükçe, babasının nezaketini, üslubunu ve duruşunu örnek almış; kendini çatlaktan değil, bütünlükten inşa etmişti.
Mehmet, sakin, sağlıklı ve güvenli bir evde büyümüştü.
Daha parlak, daha hafif bir iç iklimi vardı.
Kimliği güçlüydü. Kıskançlığı azdı. Kontrol ihtiyacı az, öfke patlamaları çok daha azdı.
Büyüdükçe sevgililerine güvenle bağlanıyordu.
Mira da kardeşi Mehmet ile güller açan bir dalın parçaları gibiydi.
Babası onun için bir koruma, sevgi ve hayranlık figürüydü.
Annesiyle rekabeti hafifti; çoğunlukla yapıcıydı.
Mira, babasından sevgi, destek ve ilgi görerek büyümüştü. Babası onu dinler, anlamaya çalışırdı. Mira da babasına hayranlıkla bağlıydı. Bu bağ, onda güçlü bir kadınlık duygusu oluşturmuştu.
Kendini değerli hisseder; hayatına giren erkeklerde ilgisizlik değil, değer görme arayışını içselleştirirdi.
Mira yumuşak, sevgi dolu, sağaltıcı bir kadındı.
Kökleri güven ve kabul üzerine kuruluydu.
Büyüdükçe daha güvenli ilişkiler kuruyordu.
Kadın kimliği sağlamdı; kendini değerli hissediyordu.
Terk edilme korkusu düşüktü.
Seçtiği partnerlerde, tıpkı babası gibi, saygı ve ilgi beklerdi.
Peki siz…
Hangi evrende yaşıyorsunuz?
Anasının oğullarıyla kızlarının yaşadığı evrende mi, yoksa babasının kızlarıyla oğullarının yaşadığı evrende mi?



















