InstagramKöşe Yazarlarımız

Ankara’nın adayı mı, Kıbrıs Türk halkının adayı mı?







Kıbrıs Türk halkı yeniden bir seçim sürecine girerken, asıl soruyu doğru sormak zorundayız: Cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturacak olan kişi Ankara’nın adayı mı olacak, yoksa Kıbrıs Türk halkının adayı mı?

İşte bu soru, gelecek beş yılın nasıl geçeceğini, çözüme mi yoksa daha da derin bir çıkmaza mı sürükleneceğimizi belirleyecek.

Bugün ortada bir gerçek var: Ankara’nın onayını almadan adaylığını güçlü şekilde sürdüren kimse yok. Kimi adaylar bunu açıkça kabulleniyor, kimi ise üstü kapalı davranıyor.

Ancak net olan bir şey var: Kıbrıs Türk halkının iradesi, Ankara’nın gölgesinde eziliyor.

Bakıyoruz; bazı adaylar seçim meydanlarında bolca “halk” diyor, “milli dava” diyor, “gelecek” diyor. Ama iş Ankara’nın dayatmalarına gelince tek kelime etmiyorlar. Çünkü korkuyorlar. Çünkü Ankara’nın desteğini kaybettikleri anda seçilmelerinin mümkün olmayacağını biliyorlar.

Ama işte tam burada kritik soru devreye giriyor:

Kıbrıs Türk halkı kendi liderini seçmeyecekse, seçimlerin anlamı nedir? Eğer cumhurbaşkanlığı makamına oturacak kişi, halkın değil Ankara’nın sözünü dinleyecekse, neden bu kadar zahmet, neden bu kadar propaganda?

Geride bıraktığımız dönemlere bakın. Çözümsüzlük, statükonun devamı, gençlerin göçü, kurumların çürümesi…

Neden? Çünkü seçilen her aday Ankara’nın sınırlarını aşmaya cesaret edemedi. Halkın iradesini savunmak yerine Ankara’nın iradesini savundu.

Sonuç: Kayıp yıllar!

Bir beş yıl daha böyle kaybolursa, gelecek nesillerin elinde sadece daha da köhneleşmiş bir düzen, daha da parçalanmış bir toplum kalacak. Kıbrıs Türk halkının uluslararası alanda sesi zaten kısılmış durumda; şimdi bir de içeride iradesi susturulursa, artık “biz” olmaktan çıkacağız.

Bugün Cumhurbaşkanlığı için yarışacak olan adayların önünde net bir turnusol kâğıdı var:

Ankara’nın müdahalelerine karşı net tavır koyabiliyor mu?

Halkın iradesini savunabiliyor mu?

Masaya kendi kimliğiyle, kendi vizyonuyla oturabiliyor mu?

Eğer bunların hiçbirini yapmıyorsa, kimse kusura bakmasın, o aday Kıbrıs Türk halkının değil, Ankara’nın adayıdır.

Gerçek lider, sadece kendi toplumunun değil, aynı zamanda gelecek nesillerin de sesini duyar. Cesareti vardır. Zor zamanlarda halkının önünde yürür, Ankara’nın gölgesinde saklanmaz. Kıbrıs Türk halkının ihtiyacı olan da tam olarak budur.

Önümüzdeki seçimler sadece bir siyasi yarış değildir. Bu seçim, halkın iradesini mi yoksa dış müdahaleleri mi seçeceğinin belirleyicisidir. “Bir beş yıl daha çözümsüzlük istemiyoruz” diyorsak, o zaman sessiz kalanlara değil, sesini yükseltenlere, Ankara’ya rağmen “ben halkımın adayım” diyenlere yönelmeliyiz.

Aksi halde bir beş yıl daha kaybedeceğiz. Bir beş yıl daha geleceğimiz heba olacak. Ve o beş yılın sonunda çocuklarımız bizlere dönüp şu soruyu soracak:

“Bizi neden sahipsiz bıraktınız?”

Cumhurbaşkanlığı seçiminde tercih çok nettir: Ya Ankara’nın adayı ya Kıbrıs Türk halkının adayı.
Orta yol yoktur. Çünkü Ankara’ya tek laf etmeyen, onun gölgesinde var olmaya çalışan her aday aslında kendi halkını inkâr ediyor demektir.

Kıbrıs Türk halkı, iradesine sahip çıkmak istiyorsa bu kez gözünü dört açmalı. Kendi sesini susturmayan, kendi yolunu çizen, gerçekten halktan yana olan bir lideri seçmeli.

Çünkü bu seçim, sadece beş yıllık bir dönem için değil, Kıbrıs Türk halkının varlığı için bir dönüm noktasıdır.















Başa dön tuşu