InstagramKöşe Yazarlarımız

“17 Mayıs Onur Yürüyüşü” Laneti







Sözde bir Avrupa ülkesinin, sözde Avrupalı vatandaşları ve diğer bilimum Kuzey Kıbrıs koristleri lanet operetini sahneledi.

Dilleri zehir, nefesleri mermi, dudakları nefret ateşi saçan eserler icra ettiler.
Onur yürüyüşünün onuruna kahır ve küfürlerle saldırmayı marifet bellediler.

Unuttukları bir şey vardı gel gör ki! Mutlaka, ailelerinde, kendilerine yakın, kendilerine kırgın, korkmayan ve fakat bu iğrenç saldırganlıklarından tiksinen bir LGBT’li yakınlarının, gizli aile bireylerinin kalp kırıklığının ahını alıyorlardı.

Lanetlemeler, beddualar, ötelemeler, küfürler bela ve gadaralar havada uçuştu. Çirkin cümlelerin bin bestesi yarım kuruşa gitti.

Onur Yürüyüşünden çocuklar etkilendi, bu yürüyüşe denk gelen çocuklara kötü kader laneti sıçradı!!!

Oysa birbirini aşk derecesinde seven bu abilerine ablalarına rastlamasalardı.
Göz ucuyla bu onur yürüyüşüne ilişmeseydi bakışları.

Kesinlikle kendi cinsini hiç sevmeyecekler. Hatta ne güzel, mis gibi nefret edecekler, homofobik bireyler yetişecekti.

Bu onur yürüyüşünü görmeyecek, hemcinslerini hiç bir nitelikte sevmeyecek, karşı cinsten hoşlandıkları için kutsanacak ve çok başarılı, düzgün insanlar olacaklardı.

Tüh gördün mü bak!? Şu koca alemde bir bunların kötü örneği eksikti sanki!!!

… Tıp doktoru olmaya çok heveslendirilmişti oysa. Operatör Cerrah olmaya da özendirilmişti.
En azından psikolog olmaya çok istekliydi, veya psikiyatrist.
O kadar doktor mühendis gördü, gözlemledi, özendi ama, tüh kendisi olamadı.

Annesi bambaşka şeyler hayal ediyordu. Babası başka meslekler.
Kızı ressam olsun diye çırpınıyordu anne.
Oğlu da Avukat olsundu.
Kızına boyalar tuvaller alıyor.
Onu resim sergilerine, sanat galerilerine götürüyor; antik eserler inceliyorlar.

Müzeler, söyleşiler geziyorlar, kızını sanata özendirmek için her türlü faaliyeti kovalayıp duruyorlardı.
Hatta bir çok ünlü ressamla tanıştırdı, özendirmek için çırpındı paralandı, ama maalesef kızı ressam olamadı.

Onlardan etkilensin diye üstün başarılı insanların hayat hikayelerini izlettik.
Üniversiteyi okuttuk, yüksek lisans, doktoraya kadar destekledik.
Yahu insan gördüğü, izlediği, hatta beraber yaşadığı eğitimli ahlaklı birine niçin özenmesin ki?
Kadere bak ki, infuluzer istermiş olsun.

Sarışın mavi gözlü beyaz tenli asil soylu bir kızla evlenmesi için Apostolos Andreas manastırında mum yakıp adaklar adadık.

Her şeyin en olması gerektiği şeylere özendirdik durduk.
Eksik kalmayıp Hala Sultan Tekkesi’nde dualar ettik.
Olmadı gitti. Gene olmadı.

Bizim oğlan ne yaptı peki!
Yakamı bırakın, ben, ben olmak istiyorum, özgürlüğümü isterim, deyip.
Afrikalı halayık bir gızcığınan sevgili olup, Karayip adalarında ıssız bir köye yerleşti.

Kendisine uygun gördüğümüz gızcığın ailesine rezil olduk, kıccaccık galdı öyle andilla.

Yani diyeceğim o ki.
Özenerek iyi bir şey olunacak olsaydı. Hepimiz en mükemmel gördüğümüze özendiğimizden ve özendirilmeye itildiğimizden şimdi mükemmel bir ülke ve muhteşem bir toplum olmalıydık.

Ama değilik. Olamadık.
Çünkü özenerek bir şey olunmuyordu, bilemedik.

Herkes doğar büyür yaşar.
Nasıl doğduğunu hatırlamaz, nasıl yaşayacağını ve hayatta kalabileceğini öğrenmeye çalışır ömür boyu; nasıl öleceğini bilmez.

Dünyaya gelen hiç bir birey cahil bir toplumda doğup cehalet çemberinde zırhsız bir elbise ile cehaletin kör kuyularında yaşamayı tercih etmez.
Aptalca bir tercih olur bu ve kimse bu kadar aptal değildir.

Ayrıca şu tercih lafı da güzaf ve işgüzar bir ironi.
Kimse yalnızlığı, severken hor görülmeyi, sevişirken yuhlanmayı, öpüşürken taşlanmayı, başkalarının onaylamayacağı cehennem azabı bir yaşamı ve aşkı tercih etmez.

Yaradılış gereği aşkın bir türü gelir seni bulur, hayat seni doğurur, yoğurur, vurur ve yakar.

Vampir etkisi diye bir şey değil bu.
Birbirini çok seven ve sevişen hemcinsler gördüğünüzde aynı benzer hazlar size, veya onlara sirayet etmez.

Bir cinayete şahitlik etmiş veya cinayet romanı okumuş.
Seri katil filmi izlemiş birinin bundan haz duyup, buna özenip, gidip birini katlettiğini duydunuz mu hiç?

Hiç bir erkek offf kadınlardan sıkıldım, biraz da erkeklerle ilgileneyim.
Hiç bir kadın erkekler artık bana tat vermemeye başladı deyip transferliğe adım atmaz.

Kendiyle ve bedeniyle barışık ve mutlu olan hiç bir birey bedensel ve cinsel dönüşüme gerek duymaz.

Sarışın doğan ne kadar saçlarını siyaha boyasa da teninden bellidir aslı.

Küfür, kahır ve bedduayla görmezlikten gelerek bir şeyden kurtulamaz ve uzaklaşamazsınız.

Toplumsal yaşam gereği her zümre, psikososyal, hukuksal ve siyasal hakları peşi sıra varlığının kabullenmesini ister.

Neyse, anlamak istemeyene bir şey anlatmaya çalışmak için daha fazla yıpranmaya gerek yok.

Sen sadık köpek
O ise nankör kedi
Tutsan elini, kırarlar
Sarılsan ona, kınarlar
Sevsen birini, kanatırlar
Ayrılsan kına yakarlar
Kırılmaya, kınanmaya
Kanamaya ve yanmaya
Var mısın sevdaya?
Varsan varsın!
Yoksan yok.
O kadar.















Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu