2020’yi Unuttuk mu?

Sivil Darbeler ve Toplumsal Hafıza: 2020’yi Unuttuk mu?
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun diplomasının iptal edilmesiyle birlikte Türkiye’nin dört bir yanında tepkiler yükseldi. Pek çok kişi, bunun Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın en büyük siyasi rakibini saf dışı bırakma hamlesi olduğunu düşünüyor.
İmamoğlu’na yönelik bu müdahale, Türkiye’de muhalif isimlerin üzerindeki baskının yeni bir halkası olarak görülüyor. Nitekim, Selahattin Demirtaş ve Ümit Özdağ gibi isimler de farklı gerekçelerle uzun süredir yargının kıskacında.
Dünyanın önde gelen basın kuruluşları, bu durumu Türkiye’de demokrasinin gerilemesi olarak değerlendiriyor. “Türk halkının seçme ve seçilme hakkı gasp ediliyor, bu büyük bir insan hakları ihlalidir” manşetleri atılıyor.
Evet, Türkiye’de halkın iradesine karşı bir ‘sivil darbe’ yapılıyor. Ancak, özellikle Kıbrıslıtürklerin unutmaması gereken bir şey var: bu yapılan, sistemin ilk ‘sivil darbesi’ değil.
***
Adanın kuzeyinde yaşayan Kıbrıslıtürkler de ilgileniyor tabi Türkiye’nin içişlerinin karışması ile. Neden ilgilenmesinler ki? Sonuçta o ülkenin alt yönetiminde yaşamıyor muyuz? Adanın kuzeyi adeta Türkiye’nin bir ‘kolonisi’ olmuş durumda değil mi?
Ben kişisel olarak Türkiye siyasetine karışmayı pek sevmesem de Kıbrıslıtürklerin neden bu kadar içselleştirdiğini anlayabiliyorum.
Adanın kuzeyi uzun yıllardır Türkiye’nin siyasi, ekonomik ve idari etkisi altında. Bu yüzden orada yaşananlar, doğrudan ya da dolaylı olarak burada da hissediliyor.
Bu bağlamda, CHP’nin Türkiye genelinde düzenlediği oylamada Kıbrıs’ın kuzeyinen15 bin kişinin oy kullanması şaşırtıcı değil.
Ancak asıl sorgulamamız gereken nokta, 2024 Avrupa Parlamentosu seçimlerinde yalnızca 5 bin Kıbrıslıtürk’ün sandığa gitmesi. Bunun nedenleri üzerine düşünmeliyiz:
-Türkiye, günlük hayatımızın bir parçası olduğu için siyaseti burada daha ‘önemli’ olarak algılanıyor.
-AB’nin bir parçası olmamıza rağmen, doğrudan etkilenmediğimiz için oradaki süreçlere daha mesafeli duruyoruz.
-Türkiye’nin adadaki etkisi her geçen gün daha belirgin hale gelirken, Kıbrıslıtürkler bu gelişmelere karşı refleks göstermeye daha eğilimli hale geliyor.
Ancak şu soruyu sormadan geçemeyiz: Bugün İstanbul’a kayyum atanacağı endişesiyle ayağa kalkarken, 2020’de bizim başımıza atanan ‘kayyumu’ ne kadar da çabuk unuttuk?
***
2020 cumhurbaşkanlığı seçimlerinde de Kıbrıslıtürklerin seçme hakkını gasp etmedi mi ayni yönetim? O dönem Kıbrıslıtürkler yeterince tepki verebildi mi? Neden hiç kimse bu kadar güçlü bir sesle bunu da konuşmadı?
Müdahale yapılmadı mı seçimlerimize?
Seçim öncesi onlarca yandaşını ‘kktc’ vatandaşı yapıp destekledikleri adaya oy kullandırtmadı mı ayni yönetim?
Nice yolsuzluklar yapıp oy devşirmeye çalışmadılar mı? Halk, son seçilmiş cumhurbaşkanımız Mustafa Akıncı’yı desteklerken, Ersin Tatar ‘kayyum’ olarak atanmadı mı?
Hiç düşündünüz mü Ekrem İmamoğlu’na şu an sahip çıktığımız kadar, Mustafa Akıncı’ya, kendi cumhurbaşkanımıza sahip çıksaydık, her şey nasıl olurdu diye? Eğer o zaman güçlü bir duruş sergilenseydi, bugün Kıbrıs’ın kuzeyinde yaşanan siyasi tablo farklı olabilir miydi?
***
Belki de bu kadar ‘küçük Türkiye’ olmayacak, devam edecek olan aktif mücadele sürecimizle Kıbrıs’ın birleşmesine daha da yaklaşacak, belki de Kıbrıs’ın yeniden birleşmesine tanık olacaktık…
Peki, soruyorum buradan tüm Kıbrıslıtürklere, kendi iradeniz gasp edilirken, kendi seçme hakkınız elinizden alınırken, kendi bölgenizdeki seçimlere bir ‘sivil darbe’ yapılırken, neden ses çıkarmadınız? Neden seçilmiş son toplum liderinize sahip çıkmadınız?