InstagramKıbrısManşetYaşam

Esendağlı: Türkiye yargısı kendi nesillerinin hayatını kurtarma fırsatını da harcadı







Adıyaman I. Ağır Ceza Mahkemesi‘nde görülen 2 ayrı İsias Otel davasında da bulunan Barolar Birliği Başkanı Hasan Esendağlı, sahte ruhsatla binanın yıkılmasının önüne geçen 6 kamu görevlisinin 3’ünün beraat ettirilmesini ve diğer 3’ünün de 10 yıl hapislik almalarına rağmen tutuklanmamalarını değerlendirdi

Esendağlı: İnşaat ruhsatını onaylayan dönemin İmar Müdürü’nün beraatine karar verildi

Sosyal medya hesabından açıklama yapan Esendağlı, Adıyaman 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nin açıkladığı kararında suçlu bulunan sanıkların, binanın otele dönüştürülmesini sağlayan yapı ruhsatını ve yapı kullanma belgesini onaylayan dönemin Belediye Başkan Yardımcısı, İmar İşleri Müdürü ve Ruhsat Şefi olarak yetki kullanan kişiler olduğunu hatırlattı.

Esendağlı, “Buna karşın, tadilat ruhsatında imzası bulunan ama yetki bağlamında daha alt seviyedeki iki sanık ile henüz binanın inşaatına başlanmadığı dönemde ilk inşaat ruhsatını onaylayan ilgili dönemin İmar Müdürü’nün ise beraatine karar verilmiştir” dedi.

“En hafif tabiriyle adalet beklentisini karşılamadı”

Esendağlı şöyle devam etti;

“Davayı yürüten aileler ve hukuk ekibi olarak bizlerin hiçbir zaman suçlu olmayan bir kimsenin mahkeme tarafından mahkum edilip cezalandırılması gibi bir beklentisi veya talebi olmamıştır. Otelin mal sahipleri ile mimar ve mühendislerin yargılandığı 1. İsias davasında da bazı sanıklar beraat etmişti.

Karar gerekçe içermediğinden mahkumiyet ve beraat kararlarına ilişkin mahkemenin değerlendirmesine henüz vakıf değiliz. Buna karşın bu kararın en hafif ifadeyle çocuklarını, eşlerini, sevdiklerini bu faciada kaybeden ailelerimizin adalet beklentisini karşılamadığı açıkça ortadadır.

Ruşen Karakaya

“Ailelerimizde karar sonrası adaletsizlik duygusunun tetiklediği ağır bir üzüntü ve öfke yaşandı”

Deprem davalarında ilk kez izin ve denetim makamını işgal eden kamu görevlilerinin soruşturulmasına izin verilmesine; bu soruşturma neticesinde tüm sanıkların otel sahipleriyle aynı seviyede suçlanmalarına; hiyerarşik olarak üst pozisyonda bulunan sanıkların suçlu bulunarak 10 yıl süre ile hapsedilmelerine karar verilmesine rağmen; ailelerimizde karar sonrası adaletsizlik duygusunun tetiklediği ağır bir üzüntü ve öfke yaşandı.

İfade ettiğim gibi hiçbir zaman bir kişinin suçsuz yere mahkum edilmesi veya suçuyla orantısız bir cezaya çarptırılması talebinde bulunmadık.

“Çok güçlü argümanları başsavcılık ve mahkemeye kabul ettirmeyi bir türlü başaramadık”

Ama yasal ve içtihadi dayanaklar ve somut delillerle desteklenen bir savunma hattıyla ileri sürdüğümüz çok güçlü argümanları da başsavcılık ve mahkeme heyetlerine kabul ettirmeyi bir türlü başaramadık.

Türk Ceza Kanunu’ndaki yasal düzenleme, bu konuda verilmiş emsal mahkeme kararları, bilimsel ve hukuki görüşler işlenen suçun nitelendirmesini olası kast olarak gösterirken; ilk duruşmanın neticesinde mahkeme bu konuyu neredeyse incelemeden sanıkları bilinçli taksirden mahkum etmişti.

Kamu görevlilerini yargılayan bu mahkeme ise bazı bilirkişi raporlarında tali kusurlu olarak gösterilen kamu görevlilerinin otel sahiplerinden daha ağır bir suç işlemiş olamayacağı ön kabulü ile tüm duruşma sürecini yürütmüştür.

“Sahte ruhsat düzenleyenlerin cezasının; otel sahiplerinden daha ağır olabileceğine dair değerlendirme yapmalarını dahi sağlayamadık”

Sahte bir ruhsat düzenledikleri, bu sahte ruhsata bile aykırı olarak yapılan binaya kullanım izni verdikleri ve otel olarak kullanılmasına yol açtıkları somut delillerle ispatlanmış olan bu sanıkların suçunun otel sahiplerinden daha ağır olabileceğine dair bir değerlendirme yapmalarını dahi sağlayamadık.

Her iki davanın birlikte dinlenilmesi halinde, sanıkların suçlarının ve aralarındaki bağlantının daha somut olarak ortaya çıkacağı, daha sağlıklı bir hukuki niteleme yapılabileceği apaçık iken; türlü usuli bahanelerle iki davanın birleştirilmesi taleplerimizi dikkate aldıramadık.

Tuğçe Ülkü Aydın

“Sesimizi tam iki yıl boyunca savcılık ve mahkeme heyetlerine duyuramadık”

Bu noktalarda duygusal yaklaşımlarla değil; çok güçlü hukuki argümanlarla desteklediğimiz sesimizi tam iki yıl boyunca yargı süreçlerini yürüten savcılık ve mahkeme heyetlerine duyuramadık.

“10 yıl hapis cezası alanlar bizimle birlikte adliyenin kapısından yürüyerek çıkıp gitti…”

Tüm bunların üzerine bir de 72 canın kaybından birinci derecede sorumlu bulunan ve 10 yıl hapis cezası alan 3 sanığın tutuklanarak cezaevine gönderilmesi yerine, bizlerle aynı kapıdan yürüyerek adliyeden çıkıp gitmeleri, çoktan dolan sabır bardağını bir anda taşırdı.

Türkiye ceza prosedüründe olağan olarak kabul edilen bu uygulamayı yargısal pratiğimiz bakımından biz avukatların dahi anlamlandırması çok güç iken; çocuğunun ölümünden sorumlu olduğu mahkemece karara bağlanmış kişilerin adliyeden elini kolunu sallayarak çıkışını izleyen bir annenin hazmetmesi elbette mümkün değildir.

“Türkiye yargısı emsal bir karar ile kendi nesillerinin hayatını kurtarma fırsatını harcadı”

Neticede biz Türkiye’deki avukat arkadaşlarımızın tarifsiz fedakarlık ve emeklerine karşın ailelerimizin adalet beklentisini yerine getiremedik.

Türkiye yargısı ise, insan eliyle yol açılan bu felaketlerin önüne geçebilecek emsal bir karar ile kendi nesillerinin hayatını kurtarma fırsatını harcadı. Bu aşamadan sonra bizim görevimiz bu fırsatı nihai karar çıkana kadar Türkiye yüksek yargısına hatırlatmaya devam etmek olacaktır”













Başa dön tuşu