
Kıbrıs Türk Hekimler Sendikası (Tıp-iş) Başkanı Dr. Özlem Gürkut, Orta Doğu‘da devam eden savaşa işaret ederek, en ağır bedeli yine kadın ve kız çocuklarının ödediğine vurgu yaptı. Gürkut, sağlık sistemindeki kadın hekimlerinden yaşadıklarından, gece kulüpleri gerçeğine kadar birçok konudaki kadına şiddete değindi
Emek mücadelesine yönelik baskılar
Yazılı açıklama yapan Gürkut, bugün dünyanın birçok yerinde savaşlar sürerken, en ağır bedeli yine kadınlar ve kız çocuklarının ödediğine dikkat çekerek, Orta Doğu’da ve dünyanın farklı coğrafyalarında yaşamını yitiren, yerinden edilen, şiddete maruz kalan kadınların; bize bir kez daha barış ve adalet olmadan kadınların güvenliğinin de özgürlüğünün de mümkün olmadığını gösterdiğine vurgu yaptı.
Gürkut, “Ülkemizde emek mücadelesi veren kadınlar ve erkekler baskılarla karşı karşıya kalmaktadır. Kamu hekimleri yürüttükleri sendikal eylemler sırasında idare tarafından tehdide varan baskılara maruz kalmıştır.
Diğer yandan Ektam işçilerinin yalnızca sendikalı oldukları için işten çıkarılması, emek ve örgütlenme hakkına yönelik açık bir saldırıdır. Günlerdir sokakta haklarını arayan emekçilerin mücadelesi ise mahkemenin verdiği ara emri ile bir kez daha haklılığını ortaya koymuştur” dedi.
Sağlık sisteminde kadın hekimlerin gerçeği
Gürkut şöyle devam etti;
“Kamu sağlık sisteminde çalışan hekimler de benzer şekilde baskı ve güvencesizlik altında çalıştırılmaktadır. Kamu hekimlerinin yarıdan fazlası geçici statülerde görev yapmakta ve iş güvencesinden yoksun bırakılmaktadır.
Kadın hekimler ise hem mesleklerinin ağır çalışma koşulları hem de annelik sorumlulukları arasında bırakılmaktadır.
Anne hekimler 32 saate varan nöbetler tutmakta, bebeklerini nöbet odalarında emzirmek zorunda kalmaktadır. Gebe hekimler doğumdan kısa süre öncesine kadar ağır çalışma koşullarında görev yapmakta ve uzun nöbetler tutmaktadır.
Kadınlara yönelik şiddet ve kadın cinayetleri
Kadınlara yönelik şiddet ve kadın cinayetleri dünyanın en ağır ve en utanç verici gerçeklerinden biri olmaya devam etmektedir.
Birleşmiş Milletler verilerine göre dünyada her gün ortalama 137 kadın, yalnızca kadın olduğu için yaşamını yitirmektedir. Milyonlarca kadın ise şiddet, tehdit ve baskı altında yaşamaya zorlanmaktadır.
Kadınların yaşam hakkını koruyacak etkin politikaların geliştirilmemesi, koruyucu mekanizmaların yetersizliği ve cezasızlık kültürü bu tabloyu daha da ağırlaştırmaktadır. Kadın cinayetlerinin sıradanlaştırılmasına ve görmezden gelinmesine sessiz kalmak mümkün değildir.
Görmezden gelinen gece kulüpleri gerçeği
Bir başka acı gerçek ise ülkemizde yıllardır yönetenlerin başını kuma gömdüğü gece kulüpleri düzenidir. Bu mekânlarda çalışan kadınlar insan onuruna aykırı koşullar altında çalıştırılmakta, seyahat belgelerine el konulmakta ve fiilen bir sömürü düzeni içinde yaşamaya zorlanmaktadır.
Yasalarımızda fuhuş yasak olmasına rağmen bu düzenin varlığını sürdürmesi, toplum olarak yüzleşmemiz gereken büyük bir çelişkidir.
Eşitlik ve onur mücadelesi
8 Mart bize bir kez daha hatırlatmaktadır ki kadınların eşitliği, emeğin güvencesi ve insan onurunun korunması birbirinden ayrı konular değildir.
Kadınların güvende olduğu, emeğin sömürülmediği, hak arayanların baskı görmediği bir toplum mümkündür.
Bu mücadele yalnızca kadınların değil, daha adil bir toplum isteyen herkesin mücadelesidir”



















