InstagramKıbrısManşetYaşam

Vakıf: Toplumsal taleplerin cevabı; biber gazı, gözaltı, dava ve yasak değildir







Kıbrıslı Türk İnsan Hakları Vakfı, hayat pahalılığı ödeneğini durdurmayı öngören yasa tasarılarına karşı başlayan genel grev ve eylemlerde yaşanan polis şiddetine dikkat çekerek, sorumluların yargı önüne çıkarılması gerektiğini vurguladı

Vakıf: Polis şiddeti; kamusal düzeni sağlama sınırlarını aştı

Yazılı açıklama yapan Vakıf, ülkede yaşananların; kısa süreli bir gerginlik veya sorun olarak açıklanamayacak kadar ağır ve karmaşık bir hal aldığını söyleyerek, polis şiddetinin, kamusal düzeni sağlama sınırlarını aştığını; insanların yaşamını ve sağlığını tehlikeye atacak bir boyuta ulaştığını ibretle izlediklerini kaydetti.

Vakıf açıklamasında şunlar şöylendi;

“Meclis çevresinde ve Meclis içinde yaşanan müdahaleler, yurttaşlara, sendika temsilcilerine ve milletvekillerine yönelen bu şiddetin geldiği noktayı bütün açıklığıyla göstermektedir.

Polis gücünün, halkın iradesinin temsil edildiği yerde, halka karşı bu şekilde kullanılması endişe vericidir. Daha önce de açıkça uyardığımız üzere, biber gazı ve benzeri kimyasal irritanların kullanımı sıradan müdahale araçları olarak görülmemelidir.

Bu maddeler ciddi bedensel zarara, kalıcı sağlık sonuçlarına ve ölümcül neticelere yol açabilir.

“Hükümetin seçtiği yol hak kullanımını idari kararla bastırmak oldu”

Hükümetin tutumu ise ne yazık ki krizi derinleştirmektedir. Sağlık emekçilerinin grevinin 7 Nisan 2026 tarihli Bakanlar Kurulu kararıyla 60 gün ertelenmesi, grev hakkının fiilen etkisizleştirilmesi sonucunu doğurmuştur.

Oysa grev hakkı, sendikal özgürlüğün çekirdek unsurlarındandır; sağlık gibi yaşamsal hizmetlerde getirilecek sınırlamalar dahi istisnai, dar, hukuka bağlı ve telafi edici güvencelerle çevrili olmalıdır. Hükümetin seçtiği yol ise sosyal diyaloğu güçlendirmek değil, hak kullanımını idari kararla bastırmak olmuştur.

Öğretmenlerin grevlerini sürdürmesi ve sınavların yapılamaması, ülkede toplumsal ve siyasal meşruiyet krizinin ne kadar derinleştiğinin ayrı bir göstergesidir. Kamu hizmetlerinin aksamasının asıl sorumlusu, hak arayan emekçiler değil; talepleri duymak yerine baskı, yasaklama ve kriminalizasyon yolunu seçen siyasal iktidardır.

“Ölçüsüz polis şiddeti kabul edilemez”

Demokratik toplumlarda hükümetlerin görevi, toplumsal itirazı polis gücüyle bastırmak değil, onu muhatap almak ve çözüme yönelmektir.

Sendika yöneticilerinin gözaltına alınması, haklarında davalar okunması ve sonrasında serbest bırakılmaları, sürecin hukuki olmaktan çok siyasal bir karakter taşıdığı yönündeki kaygıları güçlendirmiştir. Sendikal faaliyet ve barışçıl protestonun suç gibi muamele gördüğü bu anlayışı kabul etmiyoruz.

Kıbrıslı Türk İnsan Hakları Vakfı olarak açıkça ifade ediyoruz: Ölçüsüz polis şiddeti kabul edilemez. Bu şiddeti planlayanlar, emredenler, uygulayanlar ve sonrasında buna siyasi koruma sağlayanlar bakımından etkili, bağımsız ve şeffaf soruşturma yürütülmeli; tüm sorumlular hukuk önünde hesap vermelidir.

Meclis içinde ve dışında yaşanan her türlü kötü muamele iddiası derhal, resen ve bağımsız biçimde soruşturulmalıdır.

Aynı şekilde hükümet, baskıcı tutumundan vazgeçmeli; sendikal örgütlerle derhal gerçek bir müzakere süreci başlatmalıdır.

Toplumsal taleplerin cevabı biber gazı, gözaltı, dava ve yasak değildir. Demokratik meşruiyet, zor kullanılarak değil; haklara saygı, hesap verebilirlik ve toplumsal diyalogla korunur”















Başa dön tuşu