
Kıbrıs Alevi Kültür Vakfı, Alevilik felsefesindeki “Rızalık” ilkesinin; sömürünün, eşitsizliğin ve haksızlığın karşısında durmayı zorunlu kıldığını söyleyerek, bugünün ruhunun da “boyun eğmeyenlerin” ortak iradesi olduğunu vurguladı. Vakıf, 1 Mayıs’ın “açık bir siyasal duruş” gerektirdiğii belirterek, “Yaşasın 1 Mayıs! Yaşasın emek, dayanışma ve sınıf mücadelesi!” dedi
Vakıf: Bu günün ruhu; boyun eğmeyenlerin ortak iradesinden doğdu
Yazılı açıklama yapan Vakıf, 1 Mayıs’ın yalnızca bir takvim günü değil, emeğin tarihsel direnişinin, hak arayışının ve adalet talebinin simgesi olduğunu, bu günün ruhunun; boyun eğmeyenlerin, sömürüye karşı sözünü esirgemeyenlerin ve eşit bir yaşam için yan yana duranların ortak iradesinden doğduğunu vurguladı.
Açıklamada, “Bugün bu ruhu yeniden hatırlamak zorundayız. Çünkü 21. yüzyıl, yalnızca teknolojik ilerlemenin değil; aynı zamanda derinleşen eşitsizliklerin, görünmezleşen emek sömürüsünün ve yaygınlaşan şiddet biçimlerinin de yüzyılı haline gelmiştir” denildi.
“Ekonomik bir sorun değil; sistemsel bir tercihin sonucu”
Açıklama şöyle devam etti;
“Emek, küresel ölçekte değersizleştirilmekte; güvencesizlik yaygınlaşmakta, düşük ücret politikaları normalleştirilmekte ve hayat pahalılığı emekçinin yaşamını her geçen gün daha fazla kuşatmaktadır.
Bugün yaşananlar, yalnızca ekonomik bir sorun değil; sistemsel bir tercihin sonucudur. Üretimin ve emeğin değeri geriye itilmekte, sermaye birikimi ve kâr maksimizasyonu toplumsal düzenin merkezine yerleştirilmektedir.
Bu yapı, yalnızca yoksulluğu değil; aynı zamanda çatışmayı, güvencesizliği ve çok katmanlı bir şiddet düzenini de yeniden üretmektedir.
Bu nedenle 1 Mayıs, yalnızca bir dayanışma günü değil; aynı zamanda sınıf mücadelesinin açık ve tarihsel ifadesidir.
“1 Mayıs, yalnızca bir ‘anma’ değil; açık bir siyasal duruş gerektirir”
Bir yanda emeğiyle yaşamını sürdüren geniş kesimler, diğer yanda bu emek üzerinden güç ve birikim sağlayan yapılar. Bu karşıtlık, günümüz dünyasında daha görünür ve daha keskin hale gelmiştir.
Tam da bu noktada 1 Mayıs, yalnızca bir ‘anma’ değil; açık bir siyasal duruş gerektirir. Emek meselesi teknik değil, doğrudan siyasal bir meseledir.
Nasıl bir dünya, nasıl bir ekonomi ve nasıl bir bölüşüm düzeni kurulacağı sorusu; emeğin kaderini belirlemektedir. Bu nedenle emek mücadelesi; sınıfsal adaletin, demokratikleşmenin ve eşit yurttaşlığın temelidir.
“Alevi öğretisi, hakkı ve adaleti esas alan bir yaşam felsefesidir”
Alevi öğretisi, tarihsel olarak emeği, hakkı ve adaleti esas alan bir yaşam felsefesidir. ‘Rızalık’ ilkesi; sömürünün, eşitsizliğin ve haksızlığın karşısında durmayı zorunlu kılar.
Paylaşım, dayanışma ve insan onuru bu yolun temelidir. Bu yönüyle emek mücadelesi, yalnızca ekonomik değil; aynı zamanda etik ve toplumsal bir sorumluluktur.
Bugün ihtiyaç duyulan; parçalı tepkiler değil, örgütlü ve bilinçli bir toplumsal iradedir. Emekçilerin haklarını koruyan, üretimi önceleyen ve adil bölüşümü esas alan bir yaklaşım inşa edilmeden mevcut düzen değişmeyecektir.
Bu da ancak dayanışmanın büyümesi, örgütlü mücadelenin güçlenmesi ve emeğin toplumsal merkez haline gelmesi ile mümkündür.
“Yaşasın emek, dayanışma ve sınıf mücadelesi!”
Kıbrıs Alevi Kültür Vakfı olarak; emeğin sömürülmediği, insan onurunun korunduğu ve eşitliğin esas alındığı bir dünya için mücadele eden tüm emekçilerle aynı safta durduğumuzu açıkça ortaya koyuyoruz.; başta işçiler ve emekçiler olmak üzere, eşitlik ve özgürlük mücadelesi veren tüm kesimleri 1 Mayıs’ın ortak iradesiyle selamlıyoruz.
1 Mayıs’ın ruhu; yalnızca geçmişi anmak değil, bugünü değiştirme iradesini büyütmektir. Eşit başlangıç; ortak gelecek. Yaşasın 1 Mayıs! Yaşasın emek, dayanışma ve sınıf mücadelesi!”



















