InstagramKıbrısManşetSiyasetYaşam

Devletlerin COP’una karşı Halkların İklim Zirvesi: Kıbrıslılar ekoloji mücadelesinin neresinde?







Halkların İklim Zirvesi… Devletlerin ve büyük şirketlerin katılımıyla yapılan; Birleşmiş Milletler (BM) İklim Değişikliği Konferansları‘na (COP) alternatif olarak oluşturulan, direkt tabandan gelen, dünya geneline yayılan bir sivil toplum ve aktivizm hareketi… İklim krizinde çözümün; COP konferansları gibi “devletlerarası kapalı kapılar ardında” değil; iklim adaletsizliğini bizzat yaşayanların oluşturduğu yerel meclislerde olduğuna inanan bu hareketin Türkiye ayağında ise Ekoloji Birliği, İklim Adaleti Koalisyonu ve Türkiye Çevre Platformu var.

Başkanlığı’nı Doğuş Derya‘nın yaptığı Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Kadın Örgütü, geçtiğimiz hafta gerçekleştirdiği “Enerji Jeopolitiği ve Ekolojik Talan: Türkiye’den Doğu Akdeniz’e Ekopoilitik ve Hak Mücadeleleri” panelinde, Halkların İklim Zirvesi’nin Türkiye ayağından isimleri ağırladı.

Panelde, Yeşil Sol Parti Merkez Yürütme Kurulu (MYK) Üyeleri Araştırmacı-Yazar Dr. Ecehan Balta ve Aykut Alyanak, Yeşil Sol Parti Eşsözcüleri Maden Mühendisi Didem Göçer ve Endüstri Mühendisi Ahmet Asena ve DEM Parti İzmir Milletvekili İbrahim Akın konuşmacı olarak yer aldı ve her birinin farklı başlıklarla anlattığı iklim krizi, panele katılan herkesi hem aydınlattı hem de “Kıbrıs olarak biz bu mücadelenin neresindeyiz?” sorusunu sordurdu…

Özgür Gazete olarak, Ahmet Asena, Didem Göçer ve yine aynı panel için ülkemizde bulunan, yüksek lisansını Fransa’da “Doğal Afetler ve Kentsel Mirasa Etkileri” üzerine tamamlayan, Mimar ve İnsan Hakları Savunucusu Mehmet Onur Yılmaz ile konuştuk.

COP konferanslarına karşı neden Halkların İklim Zirvesi? Türkiye ayağında ne yapılıyor?

Göçer: COP zirveleri birer “göz boyama“, “karbon sıfır” hedefleri adı altında “yeşil badanacılık

Yeşil Sol Parti Eşsözcüsü Didem Göçer, Halkların İklim Zirvesi’nin COP konferanslarına alternatif olarak düzenlendiğini ve daha önce Brezilya Belem‘de yapıldığını, Lula (Luiz Inácio Lula da Silva-Devlet Başkanı) hükümetinin de bu organizasyonu desteklediğini, Türkiye’den de birçok katılımcının bu zirveye katıldığını belirtti.

Göçer, COP zirvelerinin birer “göz boyama” olduğunu, “karbon sıfır” hedefleri adı altında “yeşil badanacılık” yapıldığını söyleyerek, alternatif bir zirveyle bunun teşhir edilmesinin hedeflendiğini belirtti. Göçer, “Gerçek bir iklim adaletini ve gerçek bir sıfır karbon hedefini ancak emekçiler ve bundan etkilenen halklar gerçekleştirebilir. COP konferanslarında bu hedefler için bu zamana kadar hiçbir şey yapılmadı” dedi.

“Halkların İklim Zirvesi, COP ile eş zamanlı olarak Antalya‘da düzenlenecek”

Göçer şöyle devam etti;

“Türkiye COP konferanslarında, ‘Biz az gelişmiş ülke kategorisindeyiz, biraz daha kirletme hakkımız var‘ diyerek uzun yıllar daha karbon salma hakkı olduğundan bahsediyor. Halkların İklim Zirvesi, bunları orada halklarla birlikte protesto etmek için uluslararası düzeyde bir organizasyon. Bu yıl da COP ile eş zamanlı olarak Antalya‘da düzenlenecek”

Türkiye’deki 3 büyük ekoloji örgütünün buna cesaret ettiğini ve bu girişimi başlattığını, onlarca ülke, yüzlerce örgüt ve binlerce insanın bu zirveye katılacağını söyleyen Göçer, tam bu noktada Kıbrıs’ın kuzeyi ve güneyiyle bu organizasyonda olması gerektiğine dikkat çekti;

“Birleşik mücadele diyoruz, uluslararası örgütlerin mücadelesi diyoruz… bazen tek bir kişinin başkaldırısı bile büyük kitleleri harekete geçirebiliyor. Türkiye’de; Akbelen ve Kaz dağları gibi birçok mücadele, oradaki bir köylünün itirazı ile başladı.

Adada da ekolojik bir mücadele başlayacaksa gazetecilerin çağrısı ve yerel direnişçilerin desteği gerekli. Yolsuzluk mücadelesi de kadın mücadelesi de işçi sınıfının mücadelesi de iklim mücadelesinden ayrı değil. Kıbrıs halkıyla ortak mücadele çağrısı yapıyoruz, Halkların İklim Zirvesi’nde Kıbrıs’ı da görmek istiyoruz…”

Asena: Tüm dünya kabul etti. ‘Biz de kriz yok’ diyen bir hükümet başkanı yok

Yeşil Sol Parti Eşsözcüsü Ahmet Asena da Halkların İklim Zirvesi hazırlıklarına değindi, İzmir, İstanbul ve Antalya’da yerel örgütlerin oluşması için çalışmaların sürdüğünü söyledi. Antalya’daki Halkların İklim Zirvesi’nin yereldeki tartışmalarla şekilleneceğini belirten Asena, sivil toplum kuruluşlarının, bireylerin ve siyasi partilerin de katılımının olduğunu anlattı.

Zirveyle ilgili sanal forumların yapıldığını, Kıbrıs’ın da mücadeleye katılmak için başlangıç noktası olarak bu foruma katılmasını beklediklerini söyleyen Asena, foruma bireysel katılımın da mümkün olduğunu hatırlattı.

“Bütün dünyada ekolojik kriz kabul edilmiş vaziyette. COP’a giden herhangi bir hükümet başkanı da ‘Biz de kriz yok’ demiyor” diyen Asena, siyasetin tam da burada devreye girdiğini ve “bunun nasıl ortadan kaldırılacağı” sorusunun muhatabı olduğunu kaydetti.

“Ekoloji krizi bacalara takılan filtrelerle çözülmez”

Ekoloji krizinin bacalara takılan filtrelerle çözülemeyeceğini söyleyen Asena, bunu şöyle bir örnekle açıkladı;

“Mesele Lefkoşa’nın ortasına çimento fabrikası kurup, ‘bacasına filtre takacağım’ diyorsunuz ama taşı Girne’den işçiyi de Lefke’den getiriyorsunuz. Bacadan bir şey çıkmamasının anlamı yok. Taşı ve işçiyi taşırken karbon salıyorsunuz. Göç hareketini teşvik ediyorsunuz. Ekoloji krizi ise bir sistem bütünlüğü içinde düşünülmesi gereken bir durum…”

“Siyaset bir yandan ’emisyon kotası’ derken, diğer yandan ’emisyon ticareti’ yapıyor”

Siyasetin bir yandan “emisyon kotası” derken, diğer yandan “emisyon ticareti” yaptığını, ülkelerin birbirine, “Sen az kullandın, sana 2 milyon dolar vereyim, senin hakkını ben kullanayım” teklifleri yaptığını anlatan Asena, “Yeşil boyamacılık dediğimiz budur. Koruyormuş gibi yapıp aslında var olanı devam ettiren bir politika. Yeşil boyamacılık bir politikalar bütünüdür” dedi.

“Hem yerel hem evrensel bir kriz…”

İklim krizinin hem yerel hem de evrensel bir şey olduğunu, Akbelen’de tarlası, ormanı, zeytini yağmalandığı için köylüyü ilgilendirdiğini ancak bir ülkedeki ekoloji tahribatının yakınlardaki birçok ülkeyi, insanı ve oranın ekolojisini de etkilediği için aynı zamanda da evrensel bir kriz olduğunu hatırlatan Asena şöyle konuştu;

“İş sadece; ‘o reaktörü kamulaştıralım, önlemleri de kamu alsın’ demekle çözülmez”

“Bu yüzden siyasetin yerelleşmesi de önem taşıyor. Örneğin biri geliyor ve ‘buraya nükleer reaktör kuracağım’ diyor ama Kıbrıslının hiçbir söz hakkı yok. Siyaset diyor ki, ‘ben önlem aldım’, ama halk olarak ben bu riski almak istemiyorum. Burada da kâr devreye giriyor.

Kıbrıs en ucuz maliyetli yer, ‘denizden hemen suyu alırım, soğuturum’ diyor, kağıt üzerinde istihdam yaratıyor ama toplumsal maliyeti görmezden geliyor… O nedenle iş sadece; ‘o reaktörü kamulaştıralım, önlemleri de kamu alsın’ demekle çözülmez. Çünkü yarattığı kriz etkisi de riski de devam ediyor. İsterse kamu kontrolünde olsun, fark etmiyor, tehdit duruyor…”

“Göçün sebebi sadece işsizlik değil aynı zamanda iklim krizi”

Henüz tam anlamıyla farkına varılmayan bir şey olduğunu, bunun da iklim krizinin müthiş yüksek derecede göçü tetiklemesi olduğunu söyleyen Asena, göç etmenin sebebinin sadece işsizlik olmadığını, su kaynaklarının tükenmesi, tarım yapılamaması nedeniyle de insanların göç etmeye zorlandığını anlattı.

“Bunların hepsi doğrudan kapitalizmin işleyişiyle alakalı ve kapitalizm iklim krizini en çok etkileyen şey” diyen Asena, Türkiye’den bir örnekle bu durumu örneklendirdi;

“Türkiye’de ‘en ucuzu’ diyerek Marmara’yı sanayi üssü, rafineri üssü haline getirdiler. Şimdi Tekirdağ-Adapazarı arasında yaşayan nüfus 35 milyonu buldu. Yani ülkenin 5’de 2’si şu an bu 3 şehre sıkışmış durumda. Burada iklim faciası olmaması mümkün değil. Burada çöp artmış, atıklar artmış, balık tükenmiş, müsilaj çıkmış durumda. Bu tam bir politika eseri. Bacalara 3 filtre taktırarak, kanalizasyona arıtma kurarak çözemezsiniz bunu. Bu doğrudan üretim ve tüketmin örgütlenmesi konusundaki siyasi iradeyi gerektiriyor…”

“Rüşvet ve yolsuzluk da iklim krizini tetikliyor”

Yolsuzluk ve rüşvet gibi durumların da, siyasi irade tarafından denetlenmeyen uygulamaların da felaketi artırdığına işaret eden Asena, “Siyasetçi ya da bürokrat, rüşvet alıyor fabrikaya izin veriyor, denize etkisini, ulaşıma etkisini düşünemeden 20 katlı otel izni veriyor. Bunlar hep iklim krizinin sebepleri. Yani yolsuzlukla mücadele de ekoloji mücadelesinden ayrı düşünülemez” dedi.

“Kıbrıs’ı kazacaklar doğalgaz çıkaracaklar. Peki Kıbrıslılar ne diyor? Bilmiyoruz. Bilen yok”

Kıbrıs özelinde de konuşan Asena, “Kıbrıs’ı kazacaklar doğalgaz çıkaracaklar, İsrail’i, Yunanistan’ı, Mısır’ı, ‘ben anlaşma yaptım’ diyor, Türkiye ‘ben kazarım’ diyor, peki Kıbrıslılar ne diyor? Bilmiyoruz. Bilen yok” dedi.

Asena şöyle devam etti;

“Kuzeydeki hükümet de ‘oh çok güzeli ekonomimize para gelecek’ diyor. Toplumsal muhalefetin bu konuya eğilmesi bir turnusol görevi görür. Doğalgaz aramalarına hayır demeli toplumsal muhalefet. Barış politikasına da hizmet eder bu.

“Bir kadın mücadelesi bir de ekoloji mücadelesi, bir kaldıraç görevi görür”

Bir kadın mücadelesi bir de ekoloji mücadelesi, baskıları kırabilmek açısından bir kaldıraç görevi görür, çünkü farklı kesimleri bir araya getirir.

Örneğin yıllar önce Kıbrıs’a geldiğimde endemik salep türleri görmüştüm. Dünyada çok nadir bulunan salep türleri. Yıllar önce bunları gördüğüm yerlerde bu gelişimde inşaatlar gördüm. Endemik bir bitki yok oluyor. Doğa da kelebek etkisi vardır. Bir şey yok ettiğiniz zaman onun yaratacağı zincirleme reaksiyonu hiçbirimiz bilmiyoruz.

Asena CMC’yi hatırlattı: “Çünkü şirket geliyor, kuruyor, madeni çıkarıyor, alıp başını gidiyor…”

Doğalgaz arama faaliyetleri Kıbrıs ekolojisini tamamen tahrip edecek gelişmelerdir. ‘Teknolojiyle bunu engelleriz’ tartışmaları olacak ama bunlar engellenemiyor.

Mesela CMC madeninin kalıntıları hala duruyor değil mi Lefke’de? Çünkü şirket geliyor, kuruyor, madeni çıkarıyor, alıp başını gidiyor, çünkü maliyetli onları kaldırmak. Fizıbil olmaktan çıkınca, şirket gider.

Mesela, eski elektronik eşyalar üzerindeki altın ve gümüş kontakların kullanılması, yeni elektroniklerin ihtiyaç duyduğu oranların çok büyük bölümünü karşılıyor. Kıbrıs’ta var mı elektronik malzemeleri toplayan ve bunları ayrıştıran, yok! Türkiyede de yok, özel şirketlere verdiler. Kıbrıs’ın bu perspektifle mücadeleyi başlatması lazım… ”

Yılmaz: COP’un içinden ekolojik mücadeleye etki edecek bir şey çıkması çok mümkün değil

Mimar ve İnsan Hakları Savunucusu Mehmet Onur Yılmaz, BM düzeyinde “Küresel İklim Zirvesi” adıyla düzenlenen zirvede devletler ve onların seçtiği sivil toplum örgütlerinin olduğunu, uluslararası şirketler ve onların uzantılarının orada bulunduğunu söyledi. Bir de BM’nin akretide ettiği sivil toplum örgütlerinin zirveye katıldığını anlatan Yılmaz, “Bu yapı içinden ekolojik mücadeleye etki edecek bir şey çıkması çok mümkün değil” dedi.

BM’nin akredite ettiği örgütlerin de çok söz söyleme hakkı olmadığını söyleyen Yılmaz, “Örneğin orada Akbelen köylülerinin doğrudan söz söyleme hakkı yok ya da Grönland halkının temsil edilme hakkı yok. Halkların İklim Zirvesi bunu sağlıyor…” dedi.

“COP’taki ülkelerin kendi verdikleri zararlardan kendi kendilerine vazgeçeceklerine inanmıyoruz”

Halkların İklim Zirvesi’nin, COP’un gündemine sızmak, orayı zorlamak ve daha ötesi dünyanın farklı yerlerindeki ekoloji hareketini birleştirmek hedefi olduğunu, günün sonunda da COP’dan daha etkili bir sosyal hareket oluşturmayı hedeflediğini anlatan Yılmaz, COP’taki ülkelerin kendi verdikleri zararlardan kendi kendilerine vazgeçeceklerine inanmadıklarını aktardı.

“BM etkisiz bir yapı”

“Bu ancak halkların baskısıyla olabilecek bir şey. Halkların lehine bir denge kurmak, bir değişim aracı yaratmak hedefi var” diyen Yılmaz, COP’un da ekolojistlerin çabasıyla ortaya çıkmış bir zirve olduğunu ancak BM’nin artık etkisiz bir yapı haline geldiğine işaret etti.

Yılmaz, “BM organizasyonunun diğer unsurlarına bakın; çatışma çözüm süreçlerindeki etkisine bakın, Filistin sürecine bakın, hiçbir etkisi ya da yaptırım gücü yok. BM yok gibi bir şey. Ağır bürokratik bir yapı. Dostlar alışverişte görsün gibi. Bunu etkili kılmak için birilerinin baskı unsuru oluşturması gerekiyor. Bunu da Halkların İklim Zirvesi yapmaya çalışıyor…” dedi.

“Türkiye Meclisi 500 kişiden oluşuyor…”

Halkların İklim Zirvesi’nin çok büyük bir organizasyon olduğunu söyleyen Yılmaz şöyle konuştu;

“Türkiye Ekoloji Hareketi’nin bunun yapmaya cesaret etmesi bile başlı başına büyük bir girişim. Türkiye Meclisi oluşturuldu, altında çalışma grupları oluşturuldu, yerel il meclisleri oluşturuldu, politika metinleri geliştiren yapılar oluşturuldu. Farklı ülkelerdeki ekoloji hareketlerinin buraya katılımını organize ediyorlar. Türkiye Meclisi 500 kişiden oluşuyor…”

“Kıbrıs’ın bir ekoloji gündemi yok. Ancak Türkiye’den Kıbrıs’a doğru gümbür gümbür gelen bir ekolojik talan tehdidi var…”

Kıbrıs özelinde de konuşan Yılmaz, Kıbrıs’ın bir ekoloji gündemi olmadığını söyledi;

“Kıbrıs’ın kuzeyinden Meclis’e katılım olmadı. Güneyden de bildiğimiz kadarıyla yok. Avrupa Yeşiller Partisi aracılığıyla belki güneyden katılım olur.

Kıbrıs’ın bir ekoloji gündemi yok. Ancak Türkiye’den Kıbrıs’a doğru gümbür gümbür gelen bir ekolojik talan tehdidi var. Biz 5 yıl önce geliyor diyorduk, şu anda geldi. Binlerce maden ruhsatından, 2. ve 3. nükleer programından bahsediliyor.

“Kıbrıs’ın da buna katılması gerekiyor. Bu barış ve iki toplumun birlikte hareket etmesi için de bir fırsat olur…”

Maden ocakları ruhsatı verilecek Kıbrıs’ta. Şu an gündem olmayabilir ama Türkiye’de olanın önünde sonunda buraya yansıdığını görüyoruz. Buna karşı yasal önlemler almak mümkün, ruhsat süreçlerini denetime açık hale getirmek mümkün.

Akkuyu Nükleer Santrali’nin açılışının gecikiyor olmasının arka planında ne var bilemiyoruz ama bunu fırsata çevirip karşı çıkmaya ihtiyaç var. Kıbrıs’ın da buna katılması gerekiyor. Birlikte hareket etmenin zorunlu koşulları bunlar.

“Silah güçlünün elindeyse, zayıfın elindeki kaynaklar risk haline geliyor. Kıbrıs halkı elindeki bu kaynaklaın varlığıyla yüzleşmek durumunda…”

Diğer tüm farklılıkları kenara bırakıp bunun için bir araya gelebilmeniz lazım. Bu barış ve iki toplumun birlikte hareket etmesi için de bir fırsat olur.

Adanın kaynağı ve zenginliği gibiymiş görünen doğalgaz rezervleri adanın geleceği için politik tehdit haline de gelebilir. Silah güçlünün elindeyse, zayıfın elindeki kaynaklar risk haline geliyor. Zaten adayı hedef haline getiren birçok unsur var. Kıbrıs halkı elindeki bu kaynaklaın varlığıyla yüzleşmek durumunda…”

Halkların İklim Zirvesi

Halkların İklim zirvesi, devletler ve büyük şirketlerin aldığı kararlarla sınırlı kalan resmi Birleşmiş Milletler (BM) İklim Değişikliği Konferansları’na (COP) alternatif olarak oluşturulan, tabandan gelen bir sivil toplum ve aktivizm hareketidir

Zirvenin Amacı ve Temaları

Halkların İklim Zirvesi, iklim krizinin yalnızca çevresel değil; ekonomik, siyasi ve toplumsal bir adalet meselesi olduğuna inanıyor.

Zirvenin temel odak noktaları;

İklim Adaleti: İklim krizinden en az sorumlu olan ancak en ağır etkilerini yaşayan kırılgan toplulukların (yerli halklar, emekçiler, kadınlar vb.) haklarını savunmak.

Fosil Yakıtlara Karşı Durmak: Fosil yakıt şirketlerinin ve çokuluslu tekellerin doğayı metalaştırmasına karşı çıkmak.

Demokratik Katılım: Çözümün devletlerarası kapalı kapılar ardında değil; iklim adaletsizliğini bizzat yaşayanların deneyimlerinde, yerel meclislerde ve dayanışmada olduğuna inanmak.

Zirve çalışmaları çok katmanlı forumlar, tematik kozalar (emek, ekolojik yıkım, savaş karşıtı mücadele, toplumsal cinsiyet) ve meclisler aracılığıyla yürütülür.

2025-Belem

Türkiye’deki Süreç

Türkiye’nin ev sahipliğinde Antalya’da düzenlenecek olan COP31 İklim Zirvesi ile paralel olarak, sivil toplum örgütleri ve ekoloji hareketleri Halkların İklim Zirvesi’ni toplamak için bir araya geliyor.

İstanbul, Muğla ve birçok merkezde Halkların İklim Zirvesi Meclisleri kuruldu.

Bu yerel meclisler; kıyıların yağmalanması, orman tahribatları ve bölge ekolojisi üzerindeki tehditleri tartışarak taban hareketini güçlendirmeyi hedefliyor.

2025-Belem














Başa dön tuşu