InstagramKöşe Yazarlarımız

Bir Sendika Yazısı







Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan geçtiğimiz yıllarda Türkiye’deki iş çevreleri ile yaptığı bir toplantıda “sendikaların durumu ortada artık grev falan da yok” demişti.

Geçtiğimiz gün yapılan Türkiye Memur-Sen Kongre’sinde ise “Soğuk Savaş ideolojilerine saplanmayan sendikacılıktan” bahsederek, özetle AKP siyasetinin Memur-Sen aracılığı ile kitlelere nasıl aktarıldığı konusunda örnekler verdi.

Sendikaların milli ve manevi değerlere sahip çıktığından, başörtüsünün yaygınlaşmasına katkı koyduklarından, doğal afetlerde halka hizmet verdiklerinden ve milli değerleri uluslararası alana taşıdıklarından” bahsetti.

Ne ilginçtir ki, 14 bin 500 TL alıp yaşam mücadelesi veren, 22 bin TL alıp, sefalet hayatı yaşayan asgari ücretliden bahsetmediği halde sendika toplantısında hazır bulunanlardan bol bol alkış alıp, “dik dur yıkılma” tezahüratları ile onurlandırıldı.

İstanbul’da bir fincan kahve 185 TL ve bir simit ise 50 TL’ye satılıyor. Emekli bir aylık maaşı ile 78 fincan kahve içip, 290 simit yiyebiliyor.

Kısacası sadece simitle beslense bile payına günde 9 buçuk simit düşmektedir.

Bu gerçek ortada dururken, AKP’nin politikalarını, emekçi kitlelere aktarma görevi üstlenen ve adına sendika denen, AKP’nin yan kuruluşu olan sendikaların yöneticileri iktidarın onlara sağladığı konfor alanı içinde, emekçilerin alın terinden beslenerek Erdoğan’a alkış tutabilmektedirler.

2010 yılında, AKP Hükümeti’ni Uluslararası Çalışma Örgütü’ne şikâyet etmek için Ankara’ya yaptığımız bir ziyarette Türkiye Hak-İş Sendikası’nı da ziyaret etmiştik.

Bu sendikanın o dönemdeki ve daha sonra AKP milletvekili olan başkanı Salim Uslu’nun lüks ve şatafat içindeki sendika binasında, bizi karşılaması ve yine o dönemde Türk Metal Sen Başkanı Mustafa Özbek’in sendikanın parası ile Kıbrıs’ta nerelere yatırım yaptığı, Türkiye’de sendika yöneticisi olmanın ne demek olduğunu konusunda tecrübe etmemde çok önemli oldu.

Bir yanda sefalet içinde yaşamaya ve çalışmaya zorlanan emekçi kesimler, milli ve manevi değerler yalanı ile uyutulurken, diğer yanda lüks ve şatafat içinde, hükümete ve patronlara hizmet eden sendika yönetimleri durumu özetlemektedir.

Sendikacılığın Kıbrıs’ın kuzeyinde geldiği durumu değerlendirdiğimizde “bizde ne varsa sizde de olacak” hedefine doğru hızla ilerlediğimizi gözlemlemekteyiz.

Sendikalar emeği ve çalışanı savunan, toplumsal konulara duyarlılık gösterip halka öncülük eden, sol felsefeyi benimsemiş, adamızın kuzeyinde Türkiye tarafından kurdurulan ayrılıkçı rejime uşaklık etmeyip, muhalefet eden, ülkede ve dünyada demokrasiyi, insan haklarına saygıyı ve barışı savunan örgütler olmalıdır.

Oysa ideolojik duruşu, siyaset yapmayı, siyaset üretmeyi yanlış görüp, “biz siyaset yapmayacağız” veya “siyaset yapıyorlar” diyerek oyunbozanlık yaparak dayanışmadan kaçan sendikaların Erdoğan’ın Soğuk Savaş dönemi ideolojisi söylemi ile örtüştüklerini görmekteyiz.

Yıllarımı verdiğim KTÖ Sendikası yöneticilerinin “biz siyaset yapmayacağız” söylemi veya başörtüsüne karşı yapılan eylemlerde “bunlar siyaset yapıyor” diyerek geri çekilen sendikaların Erdoğan ile ayni düşündüklerini söylemek yanlış olmaz.

Kıbrıs sorununun çözümü ile ilgili bir duruş sergileme yerine, ayrılık isteyen kukla hükümete koltuk değneği olan ve Türkiye’nin kolonicilik faaliyetlerine destek veren sendikalarla birlikte olma çabası mücadeleyi başarısızlığa sürüklemek demektir.

Emekçilerin taleplerini ileriye taşıma, ülkemizin içinde bulunduğu koşulları değiştirme ve halkın siyasi iradesine sahip çıkmaktan kaçanlarla ortak mücadele edilemeyeceği son yapılan eylemlerle bir kez daha görüldü.

Milli ve manevi değerleri dilinden düşürmeyen Türkiye’deki Erdoğan–AKP güdümlü sendikalar Gazze’de yaşanan soykırım için kıllarını bile kıpırdatmazken, Kıbrıs’ın kuzeyinde insan haklarını ve barışı dilinden düşürmeyen sendikalar da bu konuda kuru açıklamalar dışında eylemsiz kalmayı tercih etmişlerdir.

Yıllarca bu konularda hassasiyet gösterip öncülük yapan KTÖS’ün bile okullarda ve iş yerlerinde 10 dakikalık Gazze’deki soykırıma dikkat çekerek dayanışma grevi yapmaktan aciz hale getirilmesi siyaset yapmaktan korkanların eseri olsa gerek.

Memur-Sen’in milli ve manevi değerleri yurtdışına taşıdığını söyleyen Erdoğan’ın bu söylemi Kıbrıs’ın kuzeyindeki sendikacılarca benzer şekilde uygulanmaktadır.

Hükümete yakın durup, ayrılıkçı söylemleri benimseyenler devleti tanıtma ve ambargo masalları ile Türk devletleri ve Türkiye’de dış temaslarda bulunurken, Kıbrıs Cumhuriyeti avantajı nedeni ile Avrupa ve dünyaya ulaşabilenler ise asli görevleri olan Kıbrıs sorununun çözümü ve Kıbrıs Türk toplumunun siyasi statüsünün hak ettiği yere ulaştırılması yerine uluslararası toplantıları “turistik gezi” olarak kullanmaktadırlar.

Ne ilginçtir ki, yabancı dil bilmeyen bu sendika yöneticileri, medyada yaptırdıkları süslü reklam ve haberlerde “ülkemizi başarı ile temsil ettik” diye beyanatta bulunabilmekte veya bu gezilerini üyeden gizlemektedirler.
Erdoğan konuşmasında Türkiye Memur-Sen’i göklere çıkardı.

Bugün Kıbrıs’ın kuzeyinde Türkiye’nin memuru hükümet yetkilileri de bazı sendikalarla çok başarılı iş birlikleri yaptıklarından bahsederek övgüler düzmektedirler.

Okul binalarının döküldüğü, öğretmenlerin kalabalık sınıflarda ders yapmaya zorlandığı, öğrencilerin barakalarda ders yaptığı ve öğretmenlere baskı ve soruşturmaların arttığı bir dönemde, bunları eleştirip eylem yapan KTOEÖ Sendikası’nı eleştiren Eğitim Bakanı Nazım Çavuşoğlu’nun KTÖS yöneticilerini överek göklere çıkarması çok anlamlıdır.

Sendikacılık, yöneticilerin belirlediği gündemin arkasında koşmak ve hükümet edenlerin yanlışlarını örtmek değildir.

Sendikacılık, kitle kuyrukçuluğu değil, eylem ve söylemlerle kitleleri hareket ettirmek demektir.

Kıbrıs’ta sendikacılık, emeği sömürenlerin, ezilenlerin hakkını aramak, toprağı bütün bağımsız bir Kıbrıs için mücadele etmektir.

Sendikacılık barışı tüm dünya halklarına getirmek için mücadele etmek demektir.

Sendikacılık, hükümetlere koltuk değneği olmak, partilerde ve hükümetlerde sandalye kapmak için seçimlerde taraf olmak ve bunun için sendikayı kullanmak değildir.













Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu