Herkes Birilerine Hizmet Ediyor

İlkel toplum, köleci toplum, feodal toplum gibi tarihsel süreçlerle değişen toplum düzeni, 1789 Fransız Devrimi ile birlikte, ulus devlet modeline geçmiş, teknolojik gelişmelere bağlı olarak ulaşım, iletişim ve ticaretin küresel çapta yapılması ile birlikte dünya küçülerek, mal ve hizmet üreten şirketler küresel boyuta ulaşıp, günümüzde dünya siyasetini belirleyen boyuta gelmişlerdir.
Dünya ticaretini elinde tutan 54 çok uluslu şirket, dünyanın hemen hemen her ülkesinde faaliyet göstermekte olup, bunların sahipleri ise ABD-İngiltere orijinli Yahudi asıllı 12 aileden oluşmaktadır.
Geçmişte emperyal devletlerin kolonicilik faaliyetlerinin yerini, artık yeni liberal politikalarla bu şirketler almış olup, dünya siyasetini de onlar belirlemektedirler.
Ulus devlet modelinin bu şirketlerin çıkarlarına hizmet etmekte yetersiz kalması nedeni ile, etnik temelde devletler yerine çok dilli, çok kültürlü, belli bir etnik grubun baskın olmadığı devlet modeline geçiş istenmektedir.
Şimdiki sınırların kalktığı, devlet sınırlarının eyalet sınırlarına dönüştüğü, askerliğin profesyonelleştiği küçük yönetim modelleri öngörülmektedir.
Bununla birlikte, yerel sermaye ve kamusal üretim araçlarının yerine çok uluslu bu şirketlerin sahipliğinde ve denetiminde bir ekonomik yapı istenmektedir.
Pahalı yatırım gerektiren, sağlık ve eğitim sistemlerinin özelleştirilmesi yanında, özellikle eğitim yatırımlarından kaçınılarak ve teknoloji kullanılarak, pandemi döneminde denemesi yapılan, uzaktan eğitim modelinin hayata geçirilmesi düşünülmektedir.
Çizdiğim bu çerçeve içine, bölgemizdeki gelişmeleri bir bir yerleştirecek olursak, “Büyük Orta Doğu Projesi” ile birlikte, büyük Arap ülkelerindeki yönetimler, dini kullanan ve küresel güçler tarafından desteklenen terörist gruplar tarafından yıpratılıp, bir bir ortadan kaldırılmışlardır.
Irak, Suriye, Lübnan, Libya’daki merkezi yönetimler dağıtılarak, etnik, dini ve mezhepsel ayrılığı esas alan “eyaletleşme sistemi” dayatılmıştır.
Bu ülkelerdeki kamu ve yerel sermaye tamamen küresel sermayenin kontroluna girmiş, askerlik ve diğer düzenlemelerle ilgili sancılar sürmektedir.
Küresel güçlerle uyum içinde olan, orta doğu coğrafyasındaki ülkelerde ise, onlara hizmet eden, biatcı yöneticiler ülkelerini bu güçlere açmak için yoğun çaba göstermektedirler.
Orta Doğu coğrafyasının en önemli ülkelerinden biri olan ve ABD-İngiliz orijinli uluslararası şirketlerin “deneme alanı” Türkiye’deki duruma bakmakta yarar vardır.
Recep Tayyip Erdoğan ve AKP İktidarı ile birlikte, kamusal kurumlar “özelleşme” altında uluslararası sermayeye devredilmiş, ülke Arap, Afgan, Irak ve Afrika’dan gelen göçmenlere açılmış, tüm sancılara rağmen Kürtlerle masaya oturulmuş, sınırlardan mayınlar kaldırılmış, darbe söylemleri ile ordunun gücü kırılmış, eğitimdeki baskın “Türk kimliği” zayıflatılmış ve anayasa değişikliği için yoğun bir çaba içine girilmiştir.
Son günlerde “Türk” yerine “Türkiyelilik” kimliği birçok çevre tarafından seslendirilmeye başlanmıştır.
Kürt sorununu, eyaletleşme sistemi ile çözme girişimleri başlatılırken, aynı zamanda tüm bölgelerde de uygulamaya zemin yaratmak ve muhalif kesimlere mesaj vermek için seçilmiş yöneticiler tutuklanıp, muhalefet baskı altına alınmaktadır.
Görüleceği üzere Türkiye’yi yönetenlerin ortaya koydukları icraatlar, küresel güçler tarafından çizilen senaryoya uygun yürütülerek, Türkiye Cumhuriyeti dönüştürülmektedir.
Türkiye’de taşlar yerine oturmadan, Kıbrıs’ta herhangi bir değişimin yaşanmasını beklemek, tam bir hayaldir.
Küresel güçlerin hizmetinde olan Türkiye’deki iktidarın, Kıbrıs’ta onların isteklerinin dışında, onlara rağmen hareket etmesi mümkün değildir.
Doğu Akdeniz’deki enerji kaynakları konusunda yaşananlar herkesin hafızasındadır. “Mavi Vatan” diyerek, bölgede arama yapan çok uluslu şirketleri tehdit edenler her nedense bugün “dut yemiş bülbüle” dönmüşlerdir.
“One minute, katil İsrail, Filistinli Müslüman kardeşlerimiz” diyenler, İsrail’in tüm dünyanın gözleri önünde Gazze’de yaptığı soykırıma seslerini bile çıkaramamaktadırlar.
Bu tabloya bakarak, pozisyonumuzu belirleyip, Kıbrıslı Türk ve Rumların inisiyatifinde, çıkarlarımızı ön plana koyup, ortak girişimler yapmak sorunumuzu çözecektir.
Olaya etnik ve milliyetçi temelde yaklaşım zamanı çoktan geçmiştir.
Kıbrıs Cumhuriyeti makamları bu değişimin farkında olup, ABD, Fransa, İsrail, İngiltere, Yunanistan ve Mısır ile ikili savunma ve iş birliği antlaşmaları imzalamışlardır.
Bölgedeki Arap Ülkeleri ile iş birliği yapmak için diplomatik temasları artırmışlardır.
Özellikle Hindistan başbakanının geçtiğimiz haftalarda yaptığı ziyaret, “gidilecek köyün minarelerini” ve iş birliğinin boyutlarının nereye vardığı konusunda bizlere fikir vermektedir.
Bizde ise Ekim ayında yapılacak sözde seçimde aday olup favori gösterilenlerden ikisi ve toplumun sürükleyici gücü olması gereken sendikalar, güney Kıbrıs’a geçip, Rumlarla görünmekten bile korkmaktadırlar.



















