Bir Misyonun Sonu: Tatar’ın Rolü Tamamlandı

Bir ay önce yazdım, şimdi daha da net görünüyor:
İşgal altında, ateşkes koşullarında yapılan bu seçimlerin öznesi Kıbrıs Türk toplumu değildir.
Çünkü bu toplumun iradesi çoktan devre dışı bırakılmıştır.
Ersin Tatar’ın misyonu bitmiştir.
Ankara, Tatar’ı “iki devletli çözüm” söylemiyle uluslararası alanda meşruiyet zemini arayan bir figür olarak kullandı.
Bu süreçte Tatar, Kıbrıslı Türklerin değil, Türkiye’nin çıkarlarını temsil etti.
Ancak bu rol artık Ankara’nın işine yaramıyor.
Şimdi Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu, “uluslararası kamuoyuna makul gelen” bir isim: Tufan Erhürman.
Tatar’ın görev süresi boyunca “sert çizgi” gerekiyordu, çünkü amaç, çözüm sürecini tamamen tıkamaktı.
Bu hedefe ulaşıldı.
Artık yeni dönemde, diplomatik ve yumuşak bir yüzle aynı plan sürdürülecek.
Bu nedenle Ankara’nın Tatar’a değil, Tufan’a ihtiyacı var.
Seçimin Gerçek Anlamı: Halksız Bir Demokrasi
Bu seçimlerde “Kıbrıs Türk toplumu” yoktur.
Sandığa gidenlerin önemli bir kısmı, taşıma nüfusla oluşturulmuş bir seçmen kitlesidir.
Gerçek Kıbrıslı iradesi, sayısal çoğunluk içinde eritilmiştir.
Sonuç, önceden bellidir:
Kazanan Ankara’dır.
Kaybeden, bu toprakların kimliğini korumaya çalışan Kıbrıslılardır.
Asimilasyon ve entegrasyon süreci artık son safhasına girmiştir.
Bu süreç, yalnızca kültürel veya demografik bir dönüşüm değildir;
aynı zamanda siyasi, ekonomik ve toplumsal bir kimlik silme operasyonudur.
51 yıldır Ankara, işgal altında yürüttüğü bu planı adım adım tamamladı.
Şimdi hedef, ilhakın zeminini hukuken meşrulaştırmak.
Bu hedefin son aşamasında, “Kıbrıs Türk Devleti” ilanı ve ardından uluslararası alanda yasal tanınırlık arayışı yer alacak.
CTP’nin Tufan Erhürman liderliğinde iktidara taşınması da bu aşamayı yönetmek için planlanmıştır.
CTP’nin Rolü: Meşruiyetin Yerli Maskesi
CTP, yıllardır Ankara’nın işgalini “meşru” göstermek için kullanılan yerli bir kılıf işlevi gördü.
Sömürge idaresi, asla doğrudan baskıyla değil, her zaman “yerli işbirlikçiler” eliyle kalıcı hale getirilir.
CTP’nin hükümette olduğu dönemlerde, en kritik yasal değişiklikler, en ağır statü koruma yasaları geçirildi.
Ankara, hep “Kıbrıslı görünümü” olan kadrolar üzerinden işgalini derinleştirdi.
Bugün Tufan Erhürman, bu planın yeni yüzüdür.
Ankara, onun üzerinden “uluslararası kamuoyuna uygun” bir vitrin yaratmak istiyor.
Külliye’nin açılışı, Anayasa değişiklikleri ve başkanlık sistemine geçişle birlikte, bu topraklarda yeni bir siyasal rejim kurulacaktır.
Kıbrıs konusu çıkmaza sokulacak, “bağımsızlık” adı altında tam ilhak süreci başlatılacaktır.
Hatay Modeli’nin Gölgesi
Tarih tekerrür etmiyor; aynı yöntemler yeni biçimlerde karşımıza çıkıyor.
1930’larda Hatay nasıl “kardeşlik” ve “birlik” söylemleriyle Türkiye’ye bağlandıysa, bugün de benzer bir senaryo işlemektedir.
Kıbrıs Türk halkı, “bağımsız devlet” yalanıyla, ilhaka giden yolun sonuna getiriliyor.
Önce kurumlar dönüştürüldü, sonra toplumun yapısı değiştirildi, şimdi de siyasi çerçeve yeniden çiziliyor.
Bu plan tamamlandığında, Ankara 1960 anlaşmalarından doğan yükümlülüklerinden kurtulacak ve “Kıbrıs Türk Devleti”ni uluslararası meşruiyete taşıyarak, işgali yasallaştırmaya çalışacak.
Ardından tıpkı Hatay’da olduğu gibi bir referandumla ilhak gerçekleşecek.
Gerçek Tehlike: Kıbrıs’ın Ruhunun Silinmesi
Bu topraklarda olup biten artık sadece bir “siyasi gelişme” değildir.
Bu, bir halkın kimliğinin, hafızasının ve kültürünün silinmesidir.
Kıbrıslı Türk toplumu, artık kendi geleceğini belirleme hakkını fiilen kaybetmiştir.
Ne seçtiği aday kendi adaydır, ne kurduğu devlet kendi devletidir, ne aldığı karar kendi karar.
Ankara’nın yönettiği bu süreç, Kıbrıs Türk toplumunu bir kimliksizliğe sürüklüyor.
Kıbrıslı olmanın anlamı, her geçen gün biraz daha yok ediliyor.
Bu sadece politik bir yenilgi değil, tarihsel bir tükeniştir.
Son Söz: Tarihin Eşiğinde
Bugün yaşananlar, bir toplumun son bağımsız nefesidir.
Ankara’nın planı tamamlandığında, burada artık “Kıbrıs Türk toplumu” değil,
Türkiye’nin bir vilayetine dönüştürülmüş bir topluluk kalacak.
Evet, umarım ben yanılırım.
Ama gidişatın yönü çok açık:
İlhak, artık bir olasılık değil; planlı, programlı ve adım adım yürütülen bir süreçtir.
Ve bu sürecin içinde, en trajik olan da, kendi kimliğini yok edenlerin, bu planın en hevesli oyuncuları olmasıdır.
Bu seçimler, bir dönemin bitişidir.
Kazanan Ankara’dır.
Kaybeden, Kıbrıs’ın ruhudur.




















