InstagramKıbrısManşetYaşam

Kofalı: Görevinizi yerine getiremiyorsanız; o görevi bırakmayı da düşüneceksiniz







Biyologlar Derneği Başkanı Mustafa Kofalı, adında “koruma” olmasına rağmen doğadaki yıkıma sessiz kalan Çevre Koruma Dairesi‘nin kayıtsızlığını anlamanın mümkün olmadığını, tespitlerin kamuoyundan gizlendiğini, yasaların uygulanmadığını söyleyerek, Kıbrıs için yıkıcı sıcaklıklar, su kıtlığı ve kurak toprakların artık bir senaryo değil yaşanan bir gerçeklik olduğunu vurguladı

Kofalı: Bu eşsiz coğrafya çıkar odaklı politikaların ağırlığı altında eziliyor

Genel Sekreter Vural Yılmaz ve Yönetim Kurulu üyeleriyle birlikte “Katledilen Gelecek” başlıklı bir basın açıklaması yapan Kofalı, 2025 yılının tüm dünyada olduğu gibi Kıbrıs için de çevre açısından ağır tahribatlarla dolu bir yıl olarak devam ettiğine işaret etti, mevcut doğal mirasın ve biyoçeşitliliğin hoyratça yok edilişine tanıklık edildiğini belirtti.

Kofalı, “İnsanoğlunun çevremize karşı kişisel hırslarını dizginleyecek ne bir yetkili ne de bir kuruma sesimizi duyurmak mümkün değil. Kıbrıs, Akdeniz’in en özel ekosistemlerinden birine sahip. Ne yazık ki bu eşsiz coğrafya, her geçen yıl denetimsizliğin ve çıkar odaklı politikaların ağırlığı altında ezilmektedir” dedi.

“Güzelyurt’ta, narenciye bahçelerini besleyen su kuyularının çoğu kurudu”

Kofalı şöyle devam etti;

Yeşilırmak’tan Karpaz’a kadar tüm bölgelerde su, toprak ve hava ekosistemleri ciddi baskı altındadır. Tarım ilaçlarının kullanımı, çevre kirliliği ve yapılaşma toprağı kirletirken kontrolsüz su kullanımı yeraltı sularının yok olmasına, tuzlanmasına neden olmaktadır.

Güzelyurt’ta yıllardır kontrolsüz yeraltı su çekimi, narenciye bahçelerini besleyen su kuyularının çoğunu kurutmuştur.

“Betonun değdiği her alanda, toprak canlılığını ve üretim gücünü yitiriyor”

Lefke’de maden sahalarından sızan ağır metaller hâlâ hem toprağa hem denize karışmaktadır. Binlerce yıldır adanın tahıl ambarı olan Mesarya Ovası’nı oluşturan tarım alanları, hızlı, kontrolsüz yapılaşma ve moloz dökümleriyle her geçen gün azalmakta ve kirlenmektedir.

Betonun değdiği her alanda, toprak canlılığını ve üretim gücünü yitiriyor. Bu durum sadece gıda üretimini değil, biyoçeşitliliği de doğrudan etkilemektedir.

Toprakta bulunan mikroorganizmalar, doğal bitki örtüsü, kelebekler, kuş türleri ve toprak solucanları gibi ekosistemi ayakta tutan canlılar hızla yok olmaktadır.

“Kurumlar yanıt vermedi, Ombudsman’a dilekçe sunduk”

11 Kasım 2013 tarihinde yürürlüğe giren İyi İdare Yasası amacı, özel kişileri kamu gücü ayrıcalıklarını kullanma yetkisine sahip idareye karşı korumak ve bu kişilerin idari işlem, eylem ve ihmallere karşı başvurabilecekleri hukuki yolları düzenlemektir.

Yasanın ‘hukuka uygun davranma’ yükümlülüğü, Orantılılık İlkesi, Makul Süre İçinde Faaliyette Bulunma İlkesi, Açıklık İlkesi gibi ilkelerine dayanarak, Biyologlar Derneği olarak, resmi kurumlarla yaptığımız yazışmalarda yukarıdaki kaygılarımızın haklılığını, geleceğimizin katledildiğinin doğrulandığını gördük.

Biyologlar Derneği’nin ‘değişen iklim koşulları, azalan su kaynakları ve artan nüfus ile ilgili yaşanan sıkıntılar hakkında alınan önlemler’ konusundaki sorularına ilgili kurumlar süre içinde yanıt vermediği için Ombudsman’a dilekçe sunulmuştur.

Ombudsman’ın sevki sonrası Ekim 2025 tarihli yanıtlarında kurumlar, artan nüfus, kentleşme hızı, su yetersizliği ve altyapı eksikliklerini gerekçe göstermiş; Türkiye-KKTC Su Temin Projesi’nin tek başına uzun vadede yeterli olmayacağı, mevcut tüketimin şimdiden 2040’lı yıllar için öngörülen seviyelere ulaştığı belirtilmiştir.

“75 milyon metreküplük su; artan nüfus, turizm ve tarım talebi nedeniyle tükendi”

Belgelerde, ‘yıllık 75 milyon metreküplük suyun artan nüfus, turizm ve tarım talebi nedeniyle kısa sürede tükendiği’ ifade edilmiş, kalıcı çözümün yerel kaynakların korunması, kayıp-kaçakların azaltılması ve bütüncül planlamayla mümkün olabileceği vurgulanmıştır.

Aynı yazılarda, görevlerin tam olarak yerine getirilememesinin nedeni olarak malzeme, araç ve personel eksikliğinin giderilememesi gösterilmiş dolayısıyla sorumluluk Başbakanlık ve ilgili dairelerine yüklenmiştir.

“Görevinizi yerine getiremiyorsanız; o görevi bırakmayı da düşüneceksiniz”

Ancak doğayı koruma görevi hiçbir mazeretin arkasına gizlenemez; eğer oturduğunuz koltuğun sorumluluğunun farkında değilseniz ve yetki makamının gereğini yerine getiremiyorsanız, getirmeniz için imkan tanınmıyorsa ,araç ve personel eksikliğini mazaret olarak öne sürmek ve sessizce önlem almadan izlemek yerine gerekçekleriyle açıklayıp görevinizi bırakmayı da düşüneceksiniz.

Beşparmak Dağları’nda taş ocaklarının kontrolsüz biçimde genişlemesi, orman ekosistemini parçalamakta; bitki örtüsünü, yaban hayatını ve su döngüsünü olumsuz etkilemektedir.

“Beşparmak Dağları’nın görsel ve ekolojik bütünlüğü bozuldu”

Her yeni açılan veya hoyratça çalışan ocak, onlarca türün habitatını yok etmekte; Beşparmak Dağları’nın görsel ve ekolojik bütünlüğü süratle bozulmaktadır.

Son yıllarda yapılan açıklamalarda, Beşparmak dağları üzerinde 19 aktif taş ocağı bulunduğu belirtilmektedir. Patlatmalar, toz emisyonları ve yol açılan çukur alanlar, bölgenin doğal yapısını geri dönülmez biçimde değiştirmektedir.

“Neye göre verildiği bilinmeyen taş ocağı izinleri ağır tahribat yarattı”

Taş ocağı izinlerinin hangi bilimsel kriterlere göre verildiği belirsizdir. Su kaynakları ve orman ekosistemleri gözetilmeden yürütülen bu faaliyetler, özellikle Değirmenlik ve Şirinevler çevresinde ağır tahribat yaratmaktadır.

Değirmenlik üzerinde dağın Beşparmak adını aldığı zirvenin altında yapılan tahribatı kelimeler anlatmaya yetmez.

“Adında ‘koruma’ olan Çevre Koruma Dairesi’nin sessizliğini anlamak mümkün değil”

Çevre Koruma Dairesi’nin sessizliği ve denetim eksikliği, kamu vicdanında derinden yaralamaktadır. Adında koruma olan bir dairenin kayıtsızlığını anlamak mümkün değildir

Girne ve İskele kıyılarında ise deniz kirliliği ciddi boyutlardadır. Arıtılmadan denize bırakılan kanalizasyon suları, inşaat atıkları ve tek kullanımlık plastikler kıyı sularının kalitesini düşürmektedir.

Akdeniz genelinde ortalama her litre deniz suyunda 1,25 milyon mikroplastik parçacığı bulunduğunu uzmanlar dile getirmektedir.

Bu kirlilik, rüzgâr ve akıntılar yoluyla doğrudan Kıbrıs kıyılarına taşınmaktadır. Mikroplastiklerin yüzde 60’ı Kuzey kıyılarında birikmesinin nedeni bölgenin akıntı yönünün kuzeye doğru olmasıdır.

Balıkların sindirim sistemine geçen mikroplastikler, yerel balıkçılığın kalitesini ve gıda güvenliğini tehdit etmektedir.

“Büyükkonuk’ta dozerlerle kökünden sökülen onlarca zeytin ve ardıç ağaçları…”

Deniz çayırları, mercanlar ve kıyı planktonları mikroplastiklerin baskısı altındadır. Kuzey Kıbrıs’ta hâlâ mikroplastik izleme sistemi bulunmadığı için kirliliğin boyutu resmi olarak bilinmemektedir, ancak etkileri yaşadığımız ekosistemde gözle görülür hâle gelmiş durumdadır.

Büyükkonuk’ta seçim gününü fırsat bilerek dozerlerle kökünden sökülen onlarca zeytin ve ardıç ağacı yüzyıllık kültürel belleğin yok edilişi olarak yorumlanmalıdır.

“Karpaz’da kaçak yapılanma…”

Zeytin bu toprakların hafızasıdır. Karpaz’da ise kaçak yapılar, kıyılara giren araçlar, deniz kaplumbağalarının yumurtladığı kumsalları rant uğruna tahrip etmektedir.

Karpaz, bir doğa mirası olmaktan çıkıp insan eliyle yok edilen bir alan haline getirilmeden ilgili kurumların ölü toprağından silkelenmeleri gerekmektedir.

“Geri dönüşüm altyapısı yetersiz”

Kuzey Kıbrıs’ın her yerinde büyüyen bir başka sorun da çöp yığınlarıdır. Katı atık yönetimi hâlâ yetersizdir. Birçok bölgede düzenli depolama alanı yoktur.

Geri dönüşüm altyapısı yetersizdir, atıkların büyük bölümü vahşi depolama sahalarına ya da doğrudan doğaya bırakılmaktadır.

Yaz aylarında yükselen sıcaklıklarla birlikte bu yığınlar hem metan gazı salımıyla iklim değişikliğini hızlandırmakta, hem de yangın riskini artırmaktadır.

“İklim değişikliğinin etkilerinin en sert hissedileceği bölgelerden biri Doğu Akdeniz”

Plastik ve evsel atıkların yakılmasıyla açığa çıkan toksik dumanlar, soluduğumuz havayı kirletmektedir. Ülkesel Sıfır Atık Politikası geliştirmeli ve uygulamaya hemen başlanmalıdır.

İklim değişikliğinin etkilerinin en sert hissedileceği bölgelerden biri Doğu Akdeniz’dir. Artan sıcaklıklar, azalan yağışlar ve kuraklık döngüleri, kuzey Kıbrıs’ı doğrudan etkileyecektir.

Buna karşın çevreye karşı yok edici uygulamalar, kısa vadeli rant politikaları ve denetimsizlik, adayı geleceğe hazırlamak yerine daha da zorlu koşulların oluşmasına neden olmaktadır.

Kıbrıs için yıkıcı sıcaklıklar, su kıtlığı, kurak topraklar ve azalan bitki örtüsü artık bizim için senaryo değil yaşamakta olduğumuz bir gerçektir.

“Yasalar var ama uygulanmıyor, tespitler kamuoyundan gizleniyor”

Bütün bu yaşananlar karşısında yetkili kurumların suskunluğu, çevre suçlarını adeta meşrulaştırıyor. Yasalar var ama uygulanmıyor.

Denetimler az ama yapılanlar da sonuçlanmıyor. Tespit edilebilen kirlilik boyutları da kamuoyundan gizleniyor.

Ülkemiz de, çevre korunması ve planlanması konularında yasal mevzuatın varlığına rağmen bunun gereği ve denetimi yapılmamaktadır..

“Haykırıyoruz; ‘Yaşadığınız ülkeyi doğasıyla sevin, koruyun'”

Biyologlar Derneği olarak çevre tahribatlarına, iklim değişikliğine ve denetimsizliğe karşı yıllardır yaptığımız uyarılara kulaklarını kapatan bu düzene isyan ediyoruz ve haykırıyoruz; ‘Yaşadığınız ülkeyi doğasıyla sevin, koruyun’

Önceliğiniz, emaneti gelecek nesillere bozmadan teslim etmektir. Mülkünüzün tapusu kadar, çocuğunuza bırakacağınız çevrenin yaşanabilir ve sağlıklı olması gerekir. Gerçek mülkiyet, doğanın devamlılığıdır”

Dernek açıklamasının ardından yetkililere şu soruşarı yöneltti;

1. KKTC’nin 2024 sonu itibariyle nüfusu kaç kişidir? Geçmiş yıllara göre nüfus artış oranı kaçtır?

2. Küresel iklim değişikliği ile ilgili İklim Bakanlığı kurulacak mı?

3. Meteoroloji, jeoloji ve su işleri dairelerinin araç ekipman ve uzman personel ihtiyacı ne zaman giderilecek?

4. Hızlı kentleşme ve turizm baskısı nasıl azaltılacak?

5. Sınırlar arası ve sınırlar ötesi su kaynaklarının taşınması ve paylaşılması konusundan anlaşmalar ve uyulması gereken kurallar nelerdir?

6. KKTC ile TC arasında su kaynaklarımızın yönetimi ve kullanımı ile ilgili proje veya anlaşmalar var mı? Varsa koşulları nelerdir?

7. Suyun stratejik kullanımı ile ilgili çalışmalar var mı? Varsa hangi aşamadadırlar?

8. Suyun stratejik kullanımı ile ilgili planlamalar var mı? Varsa kaç yıllık planlama var ne nüfus artışı ile uyumlu mu?













Başa dön tuşu