InstagramKıbrısManşetSiyaset

Sahir: Bu arazi eğitim gereksinimleriyle açıklanamayacak kadar büyüktür







Yeşil Barış Hareketi (YBH) Başkanı Doğan Sahir, hükümet ve muhalefetin oybirliğiyle Meclis’te düzenleme yapılarak, İstanbul Teknik Üniversitesi‘ne (İTÜ) verilen 3 bin 500 dönüm orman arazisinde ve bu düzenlemeyle ileride oluşacak tüm orman tahribatlarında, buna evet diyen her vekilin sorumlu olduğunu söyleyerek, bu derece büyüklükte bir arazinin verilmesinin “eğitim gereksinimleriyle” açıklanamayacağını vurguladı

Sahir: Ormanların kullanım alanı artırıldı, Anayasa fiilen aşındırıldı

Yazılı açıklama yapan Sahir, son dönemde Meclis tarafından kabul edilen yasa değişikliği ile orman alanlarının “turizm” gerekçesiyle başlayan tahsis sürecinin; “eğitim, sağlık ve benzeri” başlıklar eklenerek genişletildiğini ve böylece ormanların kullanım alanının ciddi biçimde artırıldığını belirtti.

Sahir, “Bu düzenleme, yalnızca bir yasa değişikliği değil; anayasanın ormanları koruma altına alan hükümlerinin fiilen aşındırılması anlamına gelmektedir. Daha önce Bafra bölgesinde ‘turizm yatırımı’ gerekçesiyle başlatılan uygulamalar, bugün kapsamı genişletilerek devam ettirilmekte; bu durum, orman alanlarının istisnai değil, sürekli ve yaygın bir biçimde elden çıkarılmasının önünü açmaktadır” dedi.

“İTÜ’nün Türkiye’deki yerleşkesinde öğrenci başına 40 metre kare düşerken, Karpaz’daki alanda 670 metre kare düşüyor”

Sahir şöyle devam etti;

“Öte yandan, söz konusu düzenlemeler kapsamında belirli kurumlara tahsis edilen alanların büyüklüğü de ciddi soru işaretleri doğurmaktadır.

Türkiye’nin en köklü ve en büyük üniversitelerinden birinin İstanbul’daki yerleşkesinde dahi öğrenci başına yaklaşık 40 m² alan düşerken, Kıbrıs’taki yerleşke için talep edilen alanın bunun katbekat üzerinde olması ve öğrenci başına yaklaşık 670 m² gibi son derece yüksek bir orana karşılık gelmesi, eğitim amacı dışında farklı kullanım ihtimallerini akla getirmektedir.

“Bu arazi eğitim gereksinimleriyle açıklanamayacak derecede büyüktür”

Bu ölçekte bir arazi tahsisi, eğitim gereksinimleriyle açıklanamayacak derecede büyüktür ve kamu yararı kavramının sınırlarının aşındırıldığı yönünde ciddi kaygılar yaratmaktadır.

Ayrıca, bu konu ile ilgili devam eden bir yargı sürecinin, yapılan yasa değişiklikleri ile etkisiz hale getirilmesi; mahkemenin iradesinin fiilen ortadan kaldırılması anlamına gelmekte ve hukuk devleti ilkesi açısından son derece sakıncalı bir emsal oluşturmaktadır.

“Yargıya duyulan güveni zedeliyor”

Bu yaklaşım, yalnızca mevcut davayı değil, gelecekte benzer tüm süreçleri etkileyecek nitelikte olup, yargıya duyulan güveni zedelemektedir.

Kuzey Kıbrıs gibi ada ekosistemlerinde ormanlar;

• Su kaynaklarının korunması,

• Erozyonun önlenmesi,

• İklim dengesinin sağlanması,

• Biyoçeşitliliğin sürdürülmesi açısından hayati öneme sahiptir.

Zaten yetersiz olan bu alanların kaybı, yalnızca bugünü değil, gelecek nesillerin yaşam hakkını da doğrudan tehdit etmektedir.

“Yatırımların yeri ormanlar değildir”

Bizler, eğitim ve sağlık yatırımlarına karşı değiliz. Ancak bu yatırımların yeri orman alanları değildir. Kamu yararı kavramının belirsiz şekilde genişletilmesi, istisnaların kural haline gelmesine ve geri dönüşü mümkün olmayan çevresel tahribatlara yol açacaktır.

Bu tür duyarsız, sorumsuz ve kamu yararını hiçe sayan yaklaşımlar, yalnızca telafisi mümkün olmayan çevresel tahribatlara yol açmakla kalmamakta; aynı zamanda milletvekillerine, Meclis’e ve mahkemelere duyulan güveni derinden yıkmaktadır.

“Bu düzenlemeye destek veren tüm vekiller yıkımdan sorumludur”

Yargı süreçlerinin etkisizleştirilmesi ve anayasal güvencelerin aşındırılması, toplumda adalet duygusunu ağır biçimde zedelemekte; kurumsal yapıya olan inancı aşındırarak yaygın ve tehlikeli bir umutsuzluk ortamı yaratmaktadır.

Bu nedenle:

1. Söz konusu yasa değişikliğinin yeniden değerlendirilmesini,

2. Orman alanlarının anayasal koruma çerçevesinde güvence altına alınmasını,

3. Devam eden yargı süreçlerine müdahale anlamına gelen uygulamalardan vazgeçilmesini,

4. Tüm planlama süreçlerinin şeffaf ve bilimsel esaslara göre yürütülmesini talep ediyoruz.

Kuzey Kıbrıs’ın sınırlı doğal varlıklarının korunması, yalnızca bir çevre meselesi değil; aynı zamanda bir gelecek ve yaşam meselesidir.

Buradan açıkça çağrıda bulunuyoruz: Bu düzenlemeye destek veren tüm milletvekilleri, alınan kararların çevresel, hukuki ve toplumsal sonuçlarından doğrudan sorumludur. Kamu adına yetki kullanan hiçbir kişi veya kurum, anayasal güvenceleri zayıflatan ve geri dönüşü olmayan tahribatlara yol açan bu tür düzenlemelerin sorumluluğundan kaçamaz”













Başa dön tuşu