InstagramKıbrısManşetYaşam

Halkın Karşısına Polisi Koymak Adaletsizliktir







Sendikaların genel grevine bağlı olarak yapılan eylemlerde gerginliğin yükselmesine neden olan bir polis şiddetinin artışı yaşanıyor…

Çalışanlar, Anayasal ve yasal haklarını kullanarak grev ve eylem yapıyor… Bu bir hak arama eylemi ve grevidir.

Yıllarca sendika yönetim kurullarında mücadele verdim. Grev ve eylem hakkı emekçinin anasının ak sütü gibi helal hakkıdır ve bu hak verilmez.

Çünkü grev ve eylem, çalışanların, emekçilerin ekonomik, sosyal ve demokratik haklarını, yani insanca yaşam haklarını korumak ve geliştirmek amacıyla başvurdukları en doğal ve yasal yöntemlerden biridir.

Sendikalar, emekçilerin, çalışanların ortak sesi olarak onurlu bir mücadele veriyorlar. Bu süreçte yapılan grev ve eylemler, yalnızca çalışanların değil, aynı zamanda toplumsal adaletin güçlenmesine de katkı sağlar.

-Bu mücadelenin karşısına POLİSİ koymak adaletsizliktir!..

-Polis ile halkı karşı karşıya getirmektir!..

-Polis ile halkı çatıştırmaktır!..

-Hakkını arayan halka karşı polisi şiddete teşviktir!..

-Halkı provoke etmektir!..

-Halkı polise, polisi halka dövdürmektir!..

-Ve polis şiddetini artırmaktır!..

-VE HAK ARAMA eyleminde olan eylemcilere polis güçlerinin başvurduğu orantısız güç hiçbir şart ve koşulda haklı gösterilemez.

-Orantısız güç kullanımı, tutuklama, dava okuma süreçleri ve eylemlere-grevlere yasaklama ve müdahaleler toplumsal güveni sarsmakta ve vicdanları yaralamaktadır.

-Bir eylemcinin üzerine 5-6 polisin çullanması, nasıl izah edilebilir?

-“Nefes alamıyorum” diye bağıran eylemciyi kelepçeleyip sürüklemeyi, hangi hukuk kabul edebilir?

-Daha güzel bir gelecek için eylem yapanın gözlerinin içine BİBER GAZI sıkma emrini, hangi yasa, hangi vicdan kabul edebilir?

-Ey polis kardeş, biber gazını basıp herkesi copla kovalamak, şiddeti yaygınlaştırmak ve tepkiyi keskinleştirmek dışında bir işe yaramıyor.

-Ve kadın eylemcilerin karşısına erkek polisleri koymayı ve arbede yaşanmasını hangi irade yapabilir?

-Hak arayan eylemcilere gözdağı vermek ve korkutmak için, Lefkoşa Polis Müdürlüğüne çağırmak ya da tutuklayıp götürmek ve uydurma bir “matbu” yani daha önceden basılı halde olan bir suç iddiasında bulunmak hangi adalet ve hukuk düzeninde görülür? —–Böyle bir uygulama kimin icadı olabilir?

-Yangın ve doğal afetlerde imdada koşan İtfaiyecileri ve İtfaiye araçlarını, çocuklarının geleceğini kurtarmaya çalışan insanların önüne Çin Setti gibi koymayı, hangi akıl düşünebilir?..

-Halkın karşısına robokop kıyafetleriyle donatılmış Çevik Kuvveti bir duvar gibi dizmek, sadece fiziksel bir önlem değil, orantısız şiddetin göstergesinden başka ne olabilir?..

-Bir yanda hak arayan insanlar, diğer yanda Üst-Yönetimin sert yüzü polis. Peki kimdir bu Üst-Yönetim?… Ankara AKP-MHP iktidarı!

-Bu su götürmez bir “talimat” işidir… Hatırlayalım mesela; 22 Ocak 2018’de Avrupa Gazetesine yapılan linç ve sonrasında Meclisin damındaki eylemcileri, polis, gelen “talimatla” film seyreder gibi seyretmişti…

“Dokunmayacaksınız” dediğinde polisin ne kadar müsamahakâr olabildiğini ve göstericileri izlediğini de biliyoruz. “Dokunacaksınız” dendiği zamanda nasıl dokunulduğunu şimdilerde yaşıyoruz.

O nedenle mesele “TALİMAT” meselesidir!..

-İşbirlikçisi UBP-YDP-DP Hükümeti ise bütün yolsuzluklarının, hırsızlıklarının bataklığında debelenirken, acz içinde gelen emirleri yalan-dolanla halka karşı uygulamaktadır!.. Bu da biat meselesidir!

-Ey polis kardeş; eylemci öğretmen senin düşmanın değil, çocuğunun öğretmenidir, onun istikbalidir… Ve öğretmen senin de yaşam hakkını savunmaktadır.

-Ey polis kardeş; kamu görevlileri senin düşmanın değildir, o senin gibi bir kamu görevlisidir ve senin de insanca yaşaman ve insanca haklara sahip olman için Genel Grev ve eylemdedir. Senin sivil otoriteye bağlanmanı ve sendikalaşmanı da istemektedir.

-Ey polis kardeş; doktorlar ve tüm sağlık çalışanları senin düşmanın değildir, onlar en zor anında hayatını kurtaran, sana nefes olan insanlardır.

-Ey polis kardeş; Belediye emekçileri senin düşmanın değil, onlar gün 24 saat çalışan, bu kentin sağlıklı ve temiz olması için uğraşan emekçilerdir ve senin dostundur.

-Ey polis kardeş; işçiler, emekçiler senin düşmanın değildir, onlar bu toplumun alın teriyle üreten, bu toplumu ayakta tutmaya çalışan en değerli kesimidir.

-Ey polis kardeş, aslında tüm eylemciler senin dostundur. Tüm eylemciler seninle aynı hayatın yükünü paylaşan insanlardır.

-Ey polis kardeş, bir düşmanın varsa bil ki o seni öğretmenlerle, memurlarla, doktorlarla, çalışan emekçiler ve işçilerle karşı karşıya getirendir!..

-Ey polis kardeş, sana bu emri vermeseler, hak arayan eylemciler, şarkılarla, davullarla, sloganlarla, düğüne gider gibi güle oynaya geleceklerdi “Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milletindir” denilen Meclisin önüne…

Hırsız Hükümet”, “Hükümet İstifa” diye sloganlar atacaklardı o kadar. İnan ki kimseyi dövmezlerdi hatta Ünal Üstel, Erhan Arıklı ve Fikri Ataoğlu’nu da…

Hatta Özdemir Berova’yı bile dövmezlerdi!.. Yüzlerine bile tükürmezlerdi… Sadece sloganlarla protesto edeceklerdi… Bu da eylemcilerin en doğal hakkı.

Yaşar Ersoy
Tiyatro Sanatçısı













Başa dön tuşu