InstagramKöşe Yazarlarımız

Sıra Kıbrıs’ta | The Cyprus is Next







Kendi çıkarları için dünya siyasetini şekillendiren “küresel güçler” olarak adlandırdığımız sermaye odakları arasındaki mücadelenin yansımalarının en yoğun yaşandığı bölge, içinde Kıbrıs’ın da olduğu Orta Doğu coğrafyasıdır.

Birçok dini inanışın çıkış noktası olan bu coğrafya gerek din gerekse sömürü savaşlarının en önemlilerinin yaşandığı alan olmaya devam etmektedir.

Sınırları, emperyalist güçler tarafından belirlenip cetvel ile çizilen bu coğrafyadaki siyasi gelişmeleri belirleyen, küresel güçler olmuştur. Yüzyıllar boyunca kardeşçe yaşayan toplumları, etnik ve dini ayrımcılıkla birbirine düşürerek bundan çıkar sağlayan da yine aynı odaklardır.

Silah satmak için savaş çıkartan, ilaç satmak için yapay salgın hastalıklar yaratan ve ülkeleri borçlandırarak para satan ABD orijinli Yahudi küresel güçler ile İkinci Dünya Savaşı kıyımıyla üstünlüğü Yahudilere kaptıran Katolik sermaye grupları arasındaki rekabet, dünyada ve özellikle bölgemizde devam eden siyasi gelişmelerle su yüzüne çıkmıştır.

Yahudi küresel güçlerin “Büyük Orta Doğu Projesi” adı altında son 30 yılda yürüttükleri siyaset, bölge coğrafyasında kanlı olayların yaşanmasına neden olmuştur.

Rusya bölgeden uzaklaştırılmış, Suriye, Irak, Libya gibi merkezi otoriter rejimler ortadan kaldırıp, çok parçalı güçsüz yerel yönetimler oluşturulmuş, İsrail bölgede askeri bir güç olarak hâkim kılınmış ve Türkiye, Suudi Arabistan, Ürdün, Mısır ve körfez ülkeleri başta olmak üzere seçim dahil her türlü yöntemle kendilerine hizmet edecek işbirlikçi yöneticiler işbaşına getirilip süreç ileriye taşınmıştır.

İran savaşı sürecinde yaşananlar, safların ayrıştığını ortaya koymaktadır. NATO’nun rolü ve yapılanması sıcak gündemin ana maddesi durumundadır.

NATO’nun bu savaşta ABD’yi yalnız bırakması, İsrail’in dünyayı savaşa sokmaya yönelik stratejisi ve provokasyonlarına karşı alınan pasif tavır, ABD Başkanı Donald Trump’ın Avrupa’daki NATO gücü ile ilgili yaptığı açıklamalar, Avrupa ile Rusya arasında Ukrayna Savaşı nedeni ile devam eden gerilimde ABD’nin güven vermeyen siyaseti, ABD’nin, NATO ve AB üyesi Danimarka’ya ait Grönland adasına göz diken açıklamaları ve başta papa olmak üzere Vatikan yönetiminin ABD’ye yönelik eleştirileri önemli gelişmelerdir.

Bununla birlikte, İran savaşının dünya ekonomisine etkilerinin yarattığı olumsuzluklar, İsrail’in çıkarları için dünyanın önemli ülkelerinin körü körüne İsrail’e destek vermeyeceğini göstermiştir.

Bu savaşla birlikte oluşan siyasi atmosfer, İsrail’deki ırkçı hükümetin ve izlediği Siyonist yayılmacı siyasetin, ABD’yi İsrail’in çıkarları için savaşa sürükleyen Donald Trump’ın ve İran’daki mollalar rejiminin değişime uğrayacağının işaretlerini vermektedir.

Bölgemiz yeni bir yapılanmaya gidecektir. Savaşla birlikte kara para aklama ekseninde yer alan Dubai başta olmak üzere, körfez ülkeleri bu işlevini yitirmeye başlamıştır. Yaşanan gelişmeler, Türkiye (İstanbul) ve İtalya (Milano) yeni merkez olmaya aday olduğunu göstermektedir.

Avrupa ülkeleri, NATO dışında yeni bir güvenlik şemsiyesi oluşturmak için, Fransa ve Almanya önderliğinde yoğun bir çaba içine girerek, “Avrupa Savunma Birliği” (EDU) adı altında savunma harcamalarına çok büyük bütçeler harcamaya hazırlanmaktadırlar.

Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Yunanistan ve Fransa ile yaptığı savunma iş birliği antlaşmaları bu çerçevede ele alınmalıdır. Özellikle, Londra ve Zürih Antlaşmaları çerçevesinde kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti de savunmadan sadece garantörlerin sorumlu olduklarını düşündüğümüzde Türkiye’nin neden bu antlaşmalara sert tepki vermediğini anlayabiliriz.

Tepki vermeyi bırakın, Türkiye Avrupa’daki savunma yapılanmasına katılmaya hazır olduğunu beyan etmektedir.

Türkiye ve AB’nin birbirine ihtiyaçları olduğu gerçeğinden hareketle, belli ki kapalı kapılar arkasında sürdürülen diplomasi ile birtakım uzlaşılar kamuoyundan gizlenmektedir.

Ancak, Türkiye’nin AB’ye üye olmaması ve Kıbrıs’ta asker bulundurmasının yarattığı sorunun aşılmasının Kıbrıs sorununun çözümünden geçtiğini de unutmamak gerekir.

Rusya’ya enerji alanında bağımlılığı azaltacak olan ve 2017 yılından beri Doğu Akdeniz’deki hidrokarbon yataklarının işletilmesi ile ilgili proje de tekrardan gündeme gelmiştir. Bu antlaşmaya Kıbrıs Cumhuriyeti, İsrail, Yunanistan ve İtalya imza koymuş ve ABD’de 2019’da desteğini açıklamıştı.

Yapılması öngörülen East –Med boru hattının kârlı bir yatırım olmaması, ABD’nin 2023’te desteğini geri çekmesi üzerine, Türkiye üzerinden Avrupa’ya ulaşımın gündeme gelmesi artık kaçınılmazdır.

Son dönemde Türkiyeli yetkililerinin açıklamalarını da ABD Türkiye Büyükelçisi Tom Barracks’ın gerek enerji ve gerekse savunma alanında Türkiye’yi çözümün bir parçası olarak gören söylemlerini de ve Birleşmiş Milletler’in girişimlerini de sürecin ileriye taşınacağının işaretleri olarak ele almak gerekir.

***

The Cyprus is Next

The region where the reflections of the struggle between capital-centered “global powers” which are described as shaping world politics in pursuit of their own interests are most intensely experienced is the Middle East, including Cyprus.

This geography, which is the birthplace of many religious beliefs, continues to be one of the most important arenas of both religious and exploitative wars. Political developments in this region, whose borders were drawn by imperial powers with a ruler, have been determined by global powers. Once-coexisting societies have been turned against each other through ethnic and religious divisions, from which the same power centers have benefited for centuries.

The rivalry between US origin Jewish global powers that trigger wars to sell weapons, create artificial epidemic diseases to sell pharmaceuticals, and generate debt-based financial systems, and Catholic capital groups that lost their dominance to Jewish capital after the Second World War destruction, has become visible through ongoing political developments in the world and especially in our region.

The policies pursued over the last 30 years under the so-called “Greater Middle East Project” by Jewish global powers have caused bloody events in the region. Russia has been pushed out of the area; centralized authoritarian regimes such as Syria, Iraq, and Libya have been dismantled and replaced with fragmented and weak local administrations; Israel has been established as a dominant military power in the region; and in countries such as Turkey, Saudi Arabia, Jordan, Egypt, and the Gulf states, cooperative leaders serving these interests have been brought to power through various methods, including elections, advancing the process further.

The developments during the Iran war process show that global alignments are becoming clearer. The role and structure of NATO is one of the main topics of the current agenda. NATO’s failure to fully support the US in this war, Israel’s strategy and provocations aimed at dragging the world into war and the passive stance taken against them, statements by US President Donald Trump regarding NATO forces in Europe, the lack of confidence in US policy in the ongoing tensions between Europe and Russia due to the Ukraine war, US statements regarding Greenland a territory of NATO member Denmark and criticisms of the US by the Vatican administration, including the Pope, are all significant developments. In addition, the negative economic impacts of the Iran war have shown that major world powers will not blindly support Israel for its interests.

The political atmosphere created by this war indicates that the racist government in Israel and its Zionist expansionist policies, Donald Trump who dragged the US into war for Israel’s interests, and the clerical regime in Iran are all signaling transformation. Our region is heading toward a new restructuring. With the war, Gulf countries especially Dubai, which has been at the center of money laundering flows are beginning to lose this function. These developments indicate that Istanbul (Turkey) and Milan (Italy) are emerging as candidate new centers.

European countries, under the leadership of France and Germany, are making intensive efforts to create a new security umbrella outside NATO and are preparing to allocate very large budgets for defense spending under a structure called the “European Defence Union (EDU).” Cyprus’s defense cooperation agreements with Greece and France should be evaluated within this framework. In particular, considering that under the Treaty of Guarantee and the Treaty of Establishment, the Republic of Cyprus’s defense responsibility lies with the guarantor states, it becomes understandable why Turkey does not react strongly to these agreements. Moreover, Turkey has declared its willingness to participate in European defense structures. Based on the mutual need between Turkey and the EU, it is clear that some agreements are being reached behind closed doors through diplomacy, away from public scrutiny. However, it should not be forgotten that Turkey’s non-EU status and its military presence in Cyprus mean that resolving the Cyprus issue remains essential for overcoming this problem.

The project aimed at reducing dependence on Russian energy involving the exploitation of Eastern Mediterranean hydrocarbon resources since 2017 has once again come to the agenda. Cyprus, Israel, Greece, and Italy signed this agreement, and the US declared its support in 2019. However, due to the EastMed pipeline project being deemed unprofitable, the US withdrew its support in 2023, making transportation to Europe via Turkey increasingly inevitable. Recent statements by Turkish officials, remarks by US Ambassador to Turkey Tom Barrack referring to Turkey as part of the solution in both energy and defense, and initiatives by the United Nations should all be interpreted as signs that the process will move forward.















Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu