InstagramKıbrısManşetYaşam

İklim Krizi: Bir Sonuçtan Daha Fazlası







Çevre Sorunlarından İklim Krizine: Sulak Alanların Korunmasında Ayluga Doğal Yaşam Parkı Projesinin Önemi

İnsan Faaliyetleri ve Derinleşen Çevre Sorunları

Milyarlarca yıl önce oluşan Dünyamız, bugün bildiğimiz mavi yeşil gezegenden çok farklıydı; ateş, lav ve şiddetli fırtınalarla şekillenen genç gezegenimiz zamanla soğudu; toprak, hava, su, dağlar, vadiler ve okyanuslar oluştu.

Yaşamın ilk tohumları ana rahmi gibi, henüz ışığın ve renklerin olmadığı bu karanlık sularda filizlendi.

O günden bugüne “su” yeryüzü ve gökyüzü arasında dolaşarak yalnızca ekosistemleri değil, insanları, ülkeleri, yolları ve medeniyetleri de birbirine bağlayan en önemli yaşam kaynağı oldu; yeryüzünde üreyen, büyüyen gelişen her varlığa.

Su ile bağımız başka hiçbir şeye benzemez; çünkü su her şeyin başlangıcı. İnsanlığın ölçüsüdür su; su kadar temiz, su kadar bilgeyiz.

Bu döngüye, daha sonra azot karbon ve diğerleri eşlik ederek maddeden enerjiye, enerjiden maddeye akan bu raks, yaşamın devamlılığını sağlayan görünmez bir ağ oluşturdu.

İşte o zamandan bu zamana bu doğa yasası, kaynakları ve alanı sınırlı dünyamızda atık üretmeden maddenin yeniden kullanılmasını ve enerjinin verimli aktarılmasını sağladı.

Bu yosundan, görkemli çınar ağacına; hücreden organizmaya her canlı bu özü ve tasarrufu içinde barındırır. Bu yasa evren yasasına bağlıdır ve emir, büyük yerden geliyor. Buna göre; -Oyunu bozan oyun dışı kalacak-

Doğanın döngüleri içinde her biri kendi ritmini koruyan bu maddeler, insanın gezegen üzerindeki etkisinin belirginleştiği yakın zamanlara kadar bu büyük yolculuklarını kesintisiz sürdürerek tüm canlıların yaşadığı biyosferin devamlılığını sağladılar.

Ancak gezegenin aykırı varlığının bu döngülere müdahalesi özellikle Sanayi Devrimi’nden sonra hız kazandı. Fosil yakıtların yaygın kullanımı, kentleşme, aşırı tüketim ve nüfus artışı; maddelerin, toprağın, suyun ve havanın doğal işleyişini değiştirmeye başladı.

Üretim ve tüketim süreçlerinde ortaya çıkan kirleticiler, doğanın yeniden kullanabileceğinden çok daha hızlı bir şekilde birikerek ekosistemler üzerinde baskı oluşturdu ve denizlerden ormanlara, tarım alanlarından kentlere kadar hemen hemen biyosferdeki her yaşam ortamı, bu baskıdan etkilenmeye başladı.

Bu nedenle bazı bilim insanları içinde bulunduğumuz dönemi “Antroposen”, yani İnsan Çağı olarak adlandırıyor. Modern insan, son iki yüzyılda kendisini var eden doğa ile arasındaki bağı büyük ölçüde koparmış; doğaya sadece bir kaynak olarak bakmış ve kendi yaşamını mümkün kılan doğal sistemleri bile riske atacak ölçüde gezegenin sınırlarını zorlamıştır.

İklim Krizi: Bir Sonuçtan Daha Fazlası

Bu değişimin en belirgin örneği iklim krizidir. Atmosferde doğal olarak bulunan karbondioksit ve metan gibi sera gazları, insan faaliyetleri sonucu doğal seviyelerinin çok üzerine çıktı.

Sanayi öncesi dönemde yaklaşık 280 ppm olan atmosferik karbondioksit yoğunluğu günümüzde 420 ppm’in (milyon parçacıkta C02 miktarı) üzerine ulaşmış durumda.

Bu birikim sera etkisi yaratarak küresel sıcaklıkların artmasına, yağış rejimlerinin değişmesine, kuraklıklar, seller ve aşırı hava olaylarının daha sık yaşanmasına neden oluyor. Bu değişimin en belirgin örneği iklim krizidir.

Atmosferde doğal olarak bulunan karbondioksit ve metan gibi sera gazları, insan faaliyetleri sonucu doğal seviyelerinin çok üzerine çıktı.

İnsan kaynaklı çevre sorunları ve iklim krizi artık yalnızca bir çevre sorunu değil; ekonomik, toplumsal ve etik boyutları olan bir yaşam hakkı ve kuşaklararası adalet meselesidir. Bugün alınan kararlar, gelecek nesillerin nasıl bir dünyada yaşayacağını belirleyecektir.

Sulak Alanlar: İklim Krizine Karşı Doğal Kalkan

İklim krizinin etkileriyle mücadelede sulak alanlar en önemli doğal kalkanlarımızdır. Göller, lagünler, sazlıklar ve bataklıklar suyu depolar, taşkınları azaltır, birçok canlıya yaşam alanı sağlar ve atmosferdeki karbonun tutulmasına katkı sağlayarak iklim değişikliğinin etkilerini hafifletir.

Ayrıca kuraklık ve aşırı yağış gibi iklim kaynaklı afetlere karşı doğal bir tampon görevi görürler. Ancak ne yazık ki Kıbrıs’ın kuzeyinde de bu değerli ekosistemler; kirlilik, yanlış arazi kullanımı, aşırı su çekimi, plansız yapılaşma baskısı ve otorite boşluğu ve iklim değişikliği nedeniyle ciddi tehditlerle karşı karşıyadır.

Ayluga Doğal Yaşam Parkı Projesi: Sulak Alanlar için Ortak Bir Gelecek

Tam da bu noktada 2017 yılından bu yana yürütülen Ayluga Doğal Yaşam Parkı Projesi önemli bir girişim olarak öne çıkarak sulak alanların korunması ve sürdürülebilir yönetimini desteklemeyi amaçlayan bir proje olarak yalnızca ekolojik değerlerin korunmasına değil, aynı zamanda bu süre zarfında, toplumun çevresel farkındalığının artırılmasına da katkı sağladı.

Ayluga Doğal Yaşam Parkı Projesi kapsamında Avrupa Birliği’nin Kıbrıs Türk toplumuna yönelik AB Yardım Programı desteğiyle, Mağusa Kadın Merkezi Derneği (MAKAMER) tarafından yürütülen Mağusa’nın Dönüşümü için Sürdürülebilir Sulak Alan Girişimi (SWIFT) Projesi, sulak alanların ekolojik öneminin görünür kılınmasını farklı paydaşların bir araya getirilmesini ve bilimsel veriler ışığında koruma çalışmalarının güçlendirilmesini ve bir kadın derneği olarak MAKAMER’in sürdürülebilir çevrecilik kapasitesini artırmayı amaçlar. Tüm bu çabaların nihai hedefi ise iklim krizine karşı dayanıklı toplumlar ve kentler oluşturmak ve doğal kaynakların gelecek nesillere aktarılmasında sağlamaktır.

Çevre Nasıl Kurtulur?

Fosil yakıtlara bağımlılığın azaltılması, yenilenebilir enerji kaynaklarının yaygınlaştırılması, atık oluşumunu azaltan döngüsel ekonomi modellerinin benimsenmesi, su ve doğal kaynakların sürdürülebilir kullanılması ve biyolojik çeşitliliğin korunması bu dönüşümün temel adımlarıdır.

Elbette tüm bunlar küresel ve yerel düzeyde devletlerin ve hükümetlerin çevre ve ekonomi politikalarıyla yakından ilişkilidir. Ancak teknik çözümlerin yeterli olmadığı artık çok açıktır.

İnsanlık doğa ile uyumunu üretim biçimleri, tüketim alışkanlıkları doğa ile uyumunu ve yaşamı algılayışını yeniden gözden geçirmelidir.

Ayrıca çevrenin korunması yalnızca karar vericilerin sorumluluğunda değildir. Bireyler, sivil toplum örgütleri ve yerel topluluklar da bu dönüşümün önemli aktörleridir.

Yaşadığımız bölgelerdeki sulak alanlar, kıyılar, ormanlık alanlar ve diğer doğal yaşam alanlarının korunması için yürütülen yerel mücadeleler, küresel çevre sorunlarının çözümüne doğrudan katkı sağlarlar.

Doğayı koruma çabası çoğu zaman uluslararası anlaşmalarla değil, insanların kendi mahallelerinde, kentlerinde ve yaşam alanlarında gösterdikleri sahiplenmeyle başlar. Ayluga Sulak Alanı gibi doğal alanların korunmasına yönelik çalışmalar da bu anlayışın somut bir örneğidir.

Bunun için milyarlarca yıl önce başlayan o kadim yolculuğumuzu ve doğa ile olan o güçlü bağımızı yeniden hatırlamamız gerekecek.

Pelin Üretici

Pelin Üretici
Uzm. Biyolog
MAKAMER Dernek Başkanı















Başa dön tuşu