Sahte Hesapların Gölgesinde Cesaret

Sosyal medyanın hayatımıza girmesiyle birlikte iletişim hiç olmadığı kadar kolaylaştı. Düşüncelerimizi saniyeler içinde binlerce insana ulaştırabiliyor, dünyanın öbür ucundaki bir gelişmeden anında haberdar olabiliyoruz.
Ancak her teknolojik gelişme gibi bunun da karanlık bir yüzü var. Son yıllarda en büyük sorunlardan biri de sahte hesaplar üzerinden yürütülen organize saldırılar.
Özünde ne karakter, ne cesaret ne de insanlık taşıyan kişi veya kişiler, kendi kimliklerini gizleyerek sosyal medya üzerinden insanlara saldırmayı alışkanlık haline getirdi.
Yüzüne söyleyemeyeceği sözleri, sahte bir profilin arkasına saklanarak yazıyor. Çünkü biliyor ki gerçek kimliğiyle bunu yapacak cesareti yok. Gerçek hayatta sergilediği kişilikle, ekran başındaki kişiliği arasında dağlar kadar fark var.
Oysa insanlık yüzyıllar boyunca fikir ayrılıklarını yüz yüze konuşarak çözmeyi başardı.
Anlaşamadığında bile birbirine saygı göstermeyi bildi. Herkes aynı düşünmek zorunda değildi ama herkes kendi kimliğiyle konuşuyordu. Sosyal medya ise maalesef birçok insana, sorumluluk almadan hakaret etme ve iftira atma cesareti verdi.
Klavye kahramanlarının sayısı arttıkça, gerçek cesaretin değeri de daha iyi anlaşılıyor.
Bugün sahte hesaplardan yapılan saldırıların büyük bir kısmı tesadüf değildir. Çoğu zaman bir çıkarın, bir hesabın ya da bir menfaatin ürünüdür. Arkasında kirli ilişkiler bulunanlar, kendi isimleriyle konuşamaz.
Çünkü toplum içinde oluşturdukları “saygın” görüntünün zarar görmesini istemezler. Bu yüzden maskelerini takar, başka isimlere bürünür ve kirli dillerini o hesapların arkasından konuştururlar.
Daha da üzücü olan ise bu yöntemin zaman zaman siyasi hesaplaşmaların bir aracı haline gelmesidir.
Siyasete yön vermek isteyen, makam sahibi olan ya da bir gücü elinde bulunduran insanların sahte hesapların arkasına saklanarak algı operasyonları yürütmesi, eleştirenleri hedef göstermesi veya susturmaya çalışması demokratik anlayışla bağdaşmaz.
Makam sahibi olmak kişiye ayrıcalık değil, daha fazla sorumluluk yükler. Gücünü kimliğini gizleyerek kullananlar ise aslında en büyük zayıflıklarını ortaya koymaktadır.
Basın mensuplarına yönelik saldırılar da bunun en çarpıcı örneklerinden biridir.
Bir gazetecinin ya da köşe yazarının sayfasını şikâyet ederek kapattırmaya çalışmak, hakaret kampanyaları düzenlemek veya düşüncelerini açıklamasını engellemek, fikirle mücadele etmek değil; susturmaya çalışmaktır.
Çünkü fikir üretemeyenler, susturmayı çözüm sanırlar. Oysa gerçek gazetecilik, tam da bu baskılara rağmen gerçeği yazabilme cesaretidir.
Eleştiriye herkes açık olmalıdır. Kimliğini gizleyerek insanlara saldıranların amacı çoğu zaman tartışmak değil, yıldırmak, korkutmak ve susturmaktır. Fakat tarih göstermiştir ki baskıyla susturulan her ses, zamanı geldiğinde daha güçlü yankılanmıştır.
Bu hayata bir kez geliyoruz. İnsan olmanın en temel gereği, başı dik yaşamak, sözünün arkasında durmak ve karakter sahibi olmaktır. Düşüncemiz ne olursa olsun, bunu kendi ismimizle savunabilmek gerçek cesarettir. Maskelerin arkasına saklanmak ise korkunun ve aşağılık kompleksinin en açık göstergesidir.
Bizler doğruları söylemekten, gördüklerimizi yazmaktan ve inandığımız değerleri savunmaktan vazgeçmeyeceğiz.
Kimileri sahte hesapların arkasına sığınarak kendini tatmin etmeye devam edebilir. Ancak unutulmamalıdır ki gerçekler, sahte profillerin karanlığında kaybolmaz. Er ya da geç gün yüzüne çıkar.
Biz konuşmaya, yazmaya ve dik durmaya devam edeceğiz. Çünkü karakter sahibi insanlar, kimliklerini gizleme ihtiyacı duymazlar.
Güneşin doğduğu yerden, doğruluktan ve cesaretten yana olan herkese selam olsun.




















