InstagramKöşe Yazarlarımız

Küçük Ada Büyük Rekabet: Vaşington ve Moskova’dan Bakınca Kıbrıs







Kıbrıs’a Vaşington’dan bakınca ilk görülen şey artık sadece çözülmemiş bir ihtilaf değildir.

Ada, giderek daha fazla Doğu Akdeniz güvenliği, enerji bağlantıları, İsrail-Mısır-Yunanistan hattı, Rusya’nın bölgedeki etkisi ve Batı’nın krizlere müdahale kapasitesi üzerinden okunur.

Moskova’dan bakınca ise Kıbrıs başka bir hikâyedir. Bir zamanlar Rusya için Avrupa Birliği içinde özel bağlar kurulabilen, ekonomik, kültürel ve diplomatik ilişkilerin güçlü olduğu bir ada, son yıllarda Batı güvenlik mimarisine daha fazla yaklaşan bir noktaya dönüşmektedir.

Bu yüzden Vaşington ve Moskova’dan bakınca Kıbrıs küçük bir ada olmaktan çıkar. Büyük güç rekabetinin sessiz ama önemli sahnelerinden biri haline gelir.

Vaşington’dan başlayalım.

Amerika Birleşik Devletleri uzun yıllar Kıbrıs meselesine daha temkinli, daha mesafeli ve denge gözeten bir yerden yaklaştı. Bu yaklaşımın arkasında Türkiye-Yunanistan dengesi, NATO içi hassasiyetler, Kıbrıs sorununun çözüm beklentisi ve adadaki askeri dengenin bozulmaması fikri vardı.

Fakat son yıllarda tablo değişti.

ABD açısından Kıbrıs Cumhuriyeti artık yalnızca çözülmemiş bir sorunun tarafı değil; Doğu Akdeniz’de iş birliği yapılabilecek, Batı güvenlik mimarisine daha fazla entegre edilebilecek ve bölgesel krizlerde rol oynayabilecek bir ortak olarak görülüyor.

Bunun somut işaretleri var. ABD ile Kıbrıs Cumhuriyeti arasında stratejik diyalog başlatıldı. Savunma iş birliği yol haritası imzalandı.

Yıllarca uygulanan silah ambargosu kısıtlamaları askıya alındı. Kıbrıs, enerji güvenliği, kriz yönetimi, liman erişimi, Doğu Akdeniz’de istikrar ve bölgesel bağlantılar bakımından Vaşington’un haritasında daha görünür hale geldi.

Bu gelişmeleri yalnızca “ABD Kıbrıs’a yaklaştı” diye okumak yeterli değildir. Asıl mesele, ABD’nin Doğu Akdeniz’i artık daha geniş bir güvenlik alanı olarak görmesidir.

İsrail’in güvenliği, Mısır’la ilişkiler, Yunanistan’la savunma iş birliği, Türkiye ile inişli çıkışlı ilişkiler, Rusya’nın Suriye ve Akdeniz’deki varlığı, enerji kaynakları ve Avrupa’nın güvenliği aynı haritanın parçalarıdır. Kıbrıs bu haritada küçük ama işe yarar bir noktadır.

Vaşington açısından Kıbrıs’ın değeri biraz da buradan gelir. Ada, Orta Doğu’ya yakındır. İsrail’e yakındır. Süveyş ve Doğu Akdeniz hatlarına yakındır. Avrupa Birliği üyesidir.

Türkiye ile Yunanistan arasındaki gerilim alanlarının hemen yanında durur. Aynı zamanda Rusya’nın Akdeniz’deki varlığını izlemek için de anlamlı bir coğrafyadadır.

Bu nedenle ABD-Kıbrıs Cumhuriyeti yakınlaşması sadece iki ülke arasındaki iyi ilişkiler meselesi değildir. Daha büyük bir düzen değişikliğinin parçasıdır.

Vaşington’un Kıbrıs’a bakışında Rusya faktörü de önemlidir. ABD’nin silah ambargosu kısıtlamalarını askıya alırken Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kara para aklama ile mücadele reformları ve Rus askeri gemilerine liman erişimi konusunda attığı adımları dikkate alması tesadüf değildir.

Bu, Kıbrıs’ın sadece askeri değil, finansal ve diplomatik olarak da Batı düzenine daha sıkı bağlanması anlamına gelir.

Burada Kıbrıslı Türkler açısından “ABD-Kıbrıs Cumhuriyeti yakınlaşması adadaki dengeyi nasıl etkiler?” sorusu ortaya çıkar.

Kıbrıs Cumhuriyeti uluslararası tanınmışlığı, AB üyeliği ve gelişen savunma ilişkileriyle daha güçlü bir diplomatik pozisyon kazanırken, Kıbrıslı Türkler bu yeni güvenlik mimarisinin neresindedir? Eğer Kıbrıs adası Batı güvenlik haritasında daha fazla önem kazanıyorsa, bu önem sadece adanın güneyi üzerinden mi okunacaktır?

Bunlar tabii ki kolay sorular değil. Çünkü Kıbrıslı Türklerin uluslararası izolasyonu, sadece siyasi tanınma meselesi değil, güvenlik, ekonomi ve diplomasi alanlarında da sonuç doğuran bir gerçekliktir.

Vaşington Lefkoşa’ya yaklaştıkça, kuzeyin bu denklemde daha da görünmez hale gelmesi ihtimali vardır, ki bu Kıbrıslı Türkler için çok tehlikelidir.

Bu durum Türkiye açısından da ayrıca okunmalıdır. ABD ile Kıbrıs Cumhuriyeti arasındaki savunma yakınlaşması, Ankara’da adadaki güvenlik dengesinin güney lehine değiştiği algısını güçlendiriyor.

Türkiye’nin Kıbrıs’a bakışında güvenlik, garantörlük ve Doğu Akdeniz dengesi zaten merkezi yerde dururken, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Batı güvenlik mimarisine daha fazla yaklaşması Ankara’nın mevcut pozisyonunu olası bir diplomatik çıkmazda daha da sertleştirecektir.

Bunun Kıbrıslı Türkler açısından iki yönlü bir sonucu olabilir. Bir yandan Kıbrıslı Türklerin “biz bu adanın güvenlik denkleminde yok sayılıyoruz” hissini artırabilir.

Diğer yandan Türkiye’nin Kıbrıs Türk tarafı üzerindeki güvenlik merkezli etkisini daha da güçlendirebilir. Yani ABD-Kıbrıs Cumhuriyeti yakınlaşması, sadece güneyin dış politika başarısı olarak değil, adanın kuzeyinde de siyasi sonuçlar doğurabilecek bir gelişme olarak görülmelidir.

Ama aynı zamanda şunu da görmek gerekir: ABD’nin Kıbrıs’a yaklaşımı Kıbrıs sorununun çözümünü otomatik olarak imkânsızlaştırmaz. Tam tersine, eğer akıllıca yönetilirse, Vaşington’un artan ilgisi diplomatik süreçlere de yeni bir ağırlık kazandırabilir.

Buradaki mesele niyet kadar çerçevedir. ABD Kıbrıs’ı sadece askeri ve stratejik bir temas noktası olarak görürse, bu adadaki bölünmüşlüğü daha da derinleştirebilir. Ama Kıbrıs’ı iki toplumun geleceği, bölgesel istikrar ve güvenlik dengesiyle birlikte düşünürse, bu yeni ilgi daha yapıcı bir zemine de dönüşebilir.

Şimdi Moskova’ya bakalım.

Rusya için Kıbrıs uzun süre sıradan bir Akdeniz adası olmadı. Fakat burada önemli bir ayrımı baştan yapmak gerekiyor. Rusya’nın Kıbrıs ile ilişkilerinden söz ettiğimizde, büyük ölçüde Kıbrıs Cumhuriyeti ve adanın güneyiyle kurulan ilişkilerden bahsediyoruz. Kuzey ve güney aynı ada üzerinde bulunsa da, aynı uluslararası ağların parçası değildir.

Bu ayrım önemlidir. Çünkü Rusya’nın Kıbrıs’taki tarihsel, ekonomik, kültürel ve finansal ilişkileri esas olarak Kıbrıslı Rum toplumu, Kıbrıs Cumhuriyeti kurumları, güneydeki finansal sistem, turizm sektörü ve Ortodoks dünyası içindeki bağlar üzerinden şekillendi.

Sovyetler Birliği döneminden itibaren Kıbrıs Cumhuriyeti’nin bağımsızlığına ve toprak bütünlüğüne verilen destek, Moskova’nın adadaki diplomatik pozisyonunun önemli bir parçasıydı. Rusya, Kıbrıs sorununda genellikle BM Güvenlik Konseyi kararlarına dayalı, iki toplumlu ve iki bölgeli federasyon çerçevesine destek verdi.
Ama Rusya’nın Kıbrıs ilgisi sadece diplomatik değildi.

Kıbrıs Cumhuriyeti ile Rusya arasında tarihsel, kültürel, dini, ekonomik ve finansal bağlar vardı. Ortodoks dünyası içinde kurulan yakınlık, Rus turistler, Rus sermayesi, finansal hizmetler, Limasol’daki Rus varlığı ve yıllar içinde oluşan sosyal ilişkiler, Moskova’nın Kıbrıs’a bakışını daha özel hale getiriyordu.

Kıbrıs Cumhuriyeti, Rusya için Avrupa Birliği içinde tamamen uzak olmayan bir yerdi. Batı sisteminin içinde ama Rusya ile konuşabilen, Rus sermayesine alan açabilen, Moskova’nın sesini tamamen dışlamayan bir ada olarak görülebiliyordu.

Adanın kuzeyi ise bu denklemde aynı konumda değildi. Kuzey Kıbrıs uluslararası tanınmışlık sorunu, Türkiye ile kurduğu özel ilişki ve Batı/Rusya dengelerinden ziyade Ankara merkezli güvenlik ve ekonomi bağı nedeniyle Rusya’nın esas ilişki kurduğu alan olmadı. Bu yüzden “Rusya-Kıbrıs ilişkileri” denildiğinde, bunu bütün adaya eşit şekilde yayılmış bir ilişki gibi okumamak gerekir.

Ukrayna savaşı bu tabloyu ciddi biçimde değiştirdi.

Kıbrıs Cumhuriyeti, Avrupa Birliği üyesi olarak Rusya’ya yönelik yaptırımlara katıldı. Rus sermayesiyle ilişkiler daha fazla denetim altına alındı. Batı’nın yaptırım rejimi, kara para aklama ile mücadele ve finansal şeffaflık baskısı Kıbrıs’ın eski ekonomik modelini de dönüştürdü. ABD ile savunma ve güvenlik iş birliğinin artması ise bu dönüşümün askeri ve jeopolitik boyutunu güçlendirdi.

Moskova’dan bakınca bu yalnızca Kıbrıs’ın dış politika tercihi değildir. Aynı zamanda Batı’nın Doğu Akdeniz’de bir adımı daha ileri gelmesidir.

Rusya’nın Suriye’deki varlığı, Akdeniz’e erişim arayışı ve Batı ile yaşadığı geniş çaplı gerilim düşünüldüğünde, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin ABD’ye ve Batı güvenlik mimarisine yaklaşması Moskova açısından kayıptır. Kıbrıs artık Rusya için eskisi kadar rahat hareket edilebilen bir alan değildir.

Yine de burada abartıya kaçmamak gerekir. Kıbrıs, Ukrayna değildir. Baltık ülkeleri değildir. NATO üyesi de değildir. Moskova için Kıbrıs hayati bir cephe değildir; ama sembolik ve stratejik değeri olan bir alandır.

Bir zamanlar Rusya’ya yakın duran ekonomik ve diplomatik kanalların daralması, Moskova açısından önemlidir. Çünkü büyük güçler için nüfuz kaybı sadece askeri üs kaybetmekle olmaz. Bankacılık ilişkileriyle, liman erişimiyle, siyasi temaslarla, kamuoyu etkisiyle ve uluslararası platformlarda duyulan sempatiyle de ilgilidir.

Kıbrıs’ta Rusya’nın kaybettiği şey sadece para veya turizm değildir. Kıbrıs Cumhuriyeti, Moskova için Avrupa içinde konuşulabilecek bir pencereydi. O pencere bugün daha daralmış görünüyor.

Vaşington ve Moskova’dan bakınca Kıbrıs’ın önemi biraz da buradan kaynaklanır. Aynı ada, biri için Batı güvenlik ağının güçlenen bir halkası; diğeri için eski bağların zayıfladığı bir alan olabilir.

Peki bizim açımızdan bütün bunlar ne anlama gelir?

Kıbrıs başkaları için stratejik temas noktası, Batı güvenlik halkası, Rus nüfuzunun gerileme alanı veya Doğu Akdeniz’deki büyük güç rekabetinin küçük sahnesi olabilir. Ama burada yaşayan insanlar için mesele yalnızca büyük güçlerin haritasından ibaret değildir.

Bu yüzden Vaşington’u da Moskova’yı da sadece kendi ideolojik rahatlığımız içinden okumamalıyız. “Amerika geldi, çözüm gelir” demek de kolaycılıktır. “Rusya eskiden dengeydi, Batı bizi yutuyor” demek de kolaycılıktır.
Gerçek daha karmaşıktır.

ABD’nin Kıbrıs’a artan ilgisi adayı uluslararası sistemde daha görünür hale getirir ama bu görünürlük Kıbrıslı Türkleri dışarıda bırakan bir güvenlik mimarisine dönüşürse yeni sorunlar yaratır.

Rusya’nın Kıbrıs Cumhuriyeti üzerindeki etkisinin azalması Batı açısından bir kazanç olarak görülebilir ama bu değişim Kıbrıs’ın Fransa gibi başka güçlerin rekabet alanına dönüşmesi riskini de ortadan kaldırmaz.

Kıbrıs’ın ihtiyacı, bir büyük gücün haritasından diğerinin haritasına geçmek değildir.

Kıbrıs’ın ihtiyacı, bu haritaların hepsini okuyabilen ama kendi geleceğini onların arasına sıkışmadan kurabilen bir siyasettir.

Çok kısa özetleyeceksek, Vaşington’dan bakınca Kıbrıs, Batı güvenlik mimarisinde yükselen bir temas noktasıdır.

Moskova’dan bakınca ise eski bağlarının Batı’ya doğru kaydığı bir adadır.

Bizim açımızdan ise bütün bu rekabetin ortasında, hâlâ kendi geleceğini arayan insanlar vardır.

Belki de bu yüzden Kıbrıs’ın asıl meselesi sadece kimin yanında durduğu değildir.

Asıl mesele, başkalarının yanında dururken kendi ayakları üzerinde kalıp kalamayacağıdır.

***

“Lefkoşa Dışından” yazı dizisinin dünkü 2. bölümü “Üs, Sınır ve Yarım Kalmış Avrupa: Londra, Brüksel ve Paris’ten Bakınca Kıbrıs“ı okumak için BURAYA tıklayın.

“Lefkoşa Dışından” yazı dizisinin 1. bölümü “Kendi Küçük, Haritası Büyük Ada: Ankara ve Atina’dan Bakınca Kıbrıs“ı okumak için BURAYA tıklayın.

4. Bölüm “Enerjinin Küçük Kavşağı: Kahire ve Tel Aviv’den Bakınca Kıbrıs” yarın www.ozgurgazetekibris.com‘da















Başa dön tuşu