
Halkın Partisi Genel Sekreteri Turgut Alas, tarımın sadece bir üretim faaliyeti değil, aynı zamanda finansal bir zenginlik kaynağı olduğunu vurgulayarak, İtalya’daki “peynir yatırımını” örnek gösterdi.
Alas, İtalya’da bir bankanın kasasında para değil, peynir olduğunu, Parmigiano Reggiano (Parmesan) peynirinin sadece bir gıda ürünü değil, aynı zamanda finansal değeri olan bir stok ve teminat olarak Credem Bank’ın hangarlarında korunduğunu söyledi
Alas, üreticinin ürün değerini koruyabildiği ve tarımsal emeğin finansal sistem tarafından güvence altına alındığı bir düzen kurmanın mümkün olduğunu, doğru sistem ve planlama ile ülkenin gıda varlığının ekonomik gücü haline de geleceğini belirtti
Alas: İtalya’da bir bankanın kasasında para değil, peynir var
Sosyal medya hesabından açıklama yapan Alas, İtalya’da bir bankanın kasasında para değil, peynir olduğunu, Parmigiano Reggiano (Parmesan) peynirinin sadece bir gıda ürünü değil, aynı zamanda finansal değeri olan bir stok ve teminat olarak Credem Bank’ın hangarlarında korunduğunu söyledi.
Çünkü İtalya’nın tarımı sadece üretim değil finansal bir zenginlik olarak gördüğünü söyleyen Alas, “Hayal edin; İtalya’nın yemyeşil ovalarından birinde, sabahın erken saatlerinde bir çiftçi ahırının kapısını açıyor. Yıllardır yaptığı gibi ineklerini sağıyor ve peynirini üretmek için işe koyuluyor. Fakat, süt peynir olduğunda her şey bitmiyor. Tam tersine, asıl bekleyiş o zaman başlıyor. Çünkü üretilen Parmesan peynirinin sofralara ulaşması için aylarca, hatta bazen yıllarca beklemesi gerekiyor. Peynir olgunlaşırken değeri artıyor, fakat üreticinin faturaları, işçi maaşları, yem masrafları ve elektrik gibi bir çok gideri beklemiyor. Çiftçinin paraya ihtiyacı var. Ama elindeki servet henüz satılabilir durumda değil. İşte tam bu noktada alışılmış bankacılık anlayışı dışında olan Credem Bank devreye giriyor…” dedi.
“Banka peynire sadece bir gıda ürünü olarak bakmıyor, arkasındaki emeği, üretim sürecini, kaliteyi ve ekonomik değeri görüyor”
Çiftçinin bankaya gittiğinde elinde altın veya gayrimenkulü olmadığını, büyük bir şirketi ya da yüksek miktarda nakdi de bulunmadığını söyleyen Alas, çiftçinin elinde sadece peyniri olduğunu, bankanın da o peynire sadece bir gıda ürünü olarak bakmadığını, onun arkasındaki emeği, üretim sürecini, kaliteyi ve ekonomik değeri gördüğünü anlattı.
Alas, “Peynirler bankanın kontrolündeki güvenli depolara yerleştiriliyor. Her birinin miktarı ve değeri kayıt altına alınıyor. Üretici, henüz satamadığı peynirini teminat göstererek kredi alıyor. Böylece çiftçi üretmeye, peynir ise depoda olgunlaşmaya devam ediyor. Zaman geçiyor, peynirin değeri artıyor, üretici nefes alıyor. Ve bir gün, peynir sofraya ulaştığında yalnızca bir gıda ürünü olarak değil, arkasında bir finansman hikâyesi taşıyarak tüketiciyle buluşuyor” dedi.
“Tarım, yalnızca üretim değildir. Tarım aynı zamanda finansal bir değerdir”
“Banka, peynire güveniyor, çünkü o peynir yalnızca sütten yapılmıyor. İçinde çiftçinin emeği var. İçinde hayvanın beslenmesi var. İçinde toprağın, suyun ve tarımın değeri var. İçinde aylarca süren bir bekleyiş var. Ve en önemlisi, gelecekte satılabilecek bir ekonomik değer var” diyen Alas, şöyle devam etti;
“Bu model bize aslında çok daha büyük bir gerçeği anlatıyor; Tarım, yalnızca üretim değildir. Tarım aynı zamanda finansal bir değerdir. Bir ülkede çiftçi ürettiği ürünü hasat ettiği gün satmak zorunda kalıyorsa, fiyatın en düşük olduğu anda piyasaya çıkıyorsa ve üretim maliyetini karşılamak için ürününü hemen elinden çıkarmak zorunda bırakılıyorsa, orada tarımsal üretimin finansmanı eksiktir.
Oysa doğru sistem kurulduğunda, ürün depolanabilir. Üretici bekleyebilir. Piyasa koşulları iyileşebilir. Ürün değer kazanabilir ve üretici, ürününü ucuza satmak zorunda kalmadan üretimine devam edebilir. Belki de İtalya’da yapılanın başka bir versiyonunu bu toparklarda da yapmak mümkün olur.
“Bir gün bu topraklarda da bir üretici bankaya teminat olarak ‘depomda ürünüm var’ diyebilir”
Bir gün bu topraklarda da bir üretici bankaya gittiğinde, “Teminatınız nedir?” sorusuna:
‘Toprağım var. Hayvanım var. Evim, arabam var’ demek zorunda kalmayabilir. Belki şöyle diyebilir: ‘Depoda bekleyen ürünüm var’
Belki bir gün bankalar, üreticinin elindeki hellimi, zeytinyağını, patatesi, narenciyeyi veya başka bir tarımsal ürünü yalnızca bir ticari mal olarak değil, belirli standartlara göre değeri hesaplanmış bir ekonomik varlık olarak görebilir.
Ürün lisanslı depoya girer.
Kalitesi belirlenir. Miktarı kayıt altına alınır. Değeri hesaplanır. Üreticiye bir belge verilir ve o belge, bankanın kapısını açar.
“İşte o zaman bir parça peynir, yalnızca peynir olmaktan çıkar”
Çiftçi ürününü hemen satmaz. Banka üreticiyi finanse eder. Üretici üretmeye devam eder. Tüketici daha istikrarlı bir tedarik zincirine kavuşur. Ülke ise gıda güvenliğini güçlendirir.
İşte o zaman bir parça peynir, yalnızca peynir olmaktan çıkar. Bir çuval patates yalnızca patates olmaz. Bir bidon zeytinyağı yalnızca zeytinyağı olarak görülmez.
Bir kasa narenciye yalnızca narenciye olarak kabul edilmez. Hepsi, doğru sistem kurulduğunda ülkenin gıda varlığı ve ekonomik gücü haline gelir. Kim bilebilir, belki de geleceğin tarım politikası tam olarak burada başlıyor.
Üreticinin ürününü ucuza satmaya mecbur olmadığı, ürünün değerini koruyabildiği ve tarımsal emeğin finansal sistem tarafından güvence altına alındığı bir düzen kurmak. Çünkü bazen bir ülkenin bankasında en değerli şey para değil, o ülkenin ürettiği gıdadır”




















