InstagramKöşe Yazarlarımız

Ne Zaman Böyle Umursuz Olduk?







Son zamanlarda kendime en çok sorduğum soru şu:
Biz ne zaman böyle umursuz olduk?

Her geçen gün eski günleri biraz daha fazla özlüyoruz. Çünkü o günlerde eksik olan çok şey vardı belki ama bugün yokluğunu en derinden hissettiğimiz üç değer vardı: saygı, sevgi ve dürüstlük.

Eskiden bir mahallede, bir köyde cenaze olduğunda hayat adeta yavaşlardı. İnsanlar acıya ortak olmayı bir görev bilirdi.

Yüksek sesle eğlenmekten çekinir, düğününü erteleyen, müziğini kısmayı bilen insanlar vardı. Kimse bunu bir zorunluluk olduğu için yapmazdı; vicdanı öyle emrettiği için yapardı. Çünkü acının paylaşıldıkça hafiflediğini bilirlerdi.

Bugün ise bambaşka bir manzarayla karşı karşıyayız. Baktıkça mide bulandıran cinsten.

Bir tarafta yürekleri dağlayan acılar yaşanırken, diğer tarafta sanki hiçbir şey olmamış gibi devam eden bir hayat…

Elbette hayat durmaz. Elbette ölenle ölünmez. Bunu hepimiz biliyoruz. Ancak hayatın devam etmesi, saygının da yok olması anlamına gelmemeli.

Asıl üzücü olan ise insanların birbirleriyle adeta yarış içine girmesi…

Kimi siyasi çıkar elde etme telaşında. Kimi yaşanan her olayda suçlu arama yarışında. Kimi birkaç takipçi daha kazanmak uğruna acıları bile içerik haline getiriyor.

Diğer tarafta ise “Ben eğleniyorum, geziyorum, meyhanedeyim, düğündeyim” mesajını insanların gözüne sokarcasına paylaşanlar…

Bütün bunlar insanın içini daha da acıtıyor.

Çünkü mesele eğlenmek ya da hayatına devam etmek değil; mesele zamanlamayı ve toplumsal hassasiyeti kaybetmemek.

Empati dediğimiz şey tam da burada başlıyor.
Bir an durup düşünmek…

Ya o acıyı yaşayan ben olsaydım?
Bugün kaybeden benim ailem olsaydı, bu paylaşımları görmek bana ne hissettirirdi?

İnsan bazen sadece bu iki soruyu kendine sorsa bile birçok davranışını yeniden gözden geçirir.

Toplumsal olarak uzun zamandır ciddi bir ahlaki aşınma yaşıyoruz. Saygının yerini umursamazlık, nezaketin yerini öfke, vicdanın yerini ise bireysel çıkarlar almaya başladı.

Belki de bu yüzden artık en çok eksikliğini hissettiğimiz şey teknolojinin ya da ekonomik refahın değil; insanlığın kendisi.

Hiç kimse hayatını tamamen durdursun demiyoruz. Kimse yasını, acısını başkasına göre yaşamak zorunda da değil.

Ama bazı günlerde biraz daha sessiz olmak, biraz daha anlayışlı davranmak, acısı olanın gözüne sokarcasına mutluluğunu sergilememek çok zor olmamalı.

Çünkü saygı, insan olmanın en temel göstergesidir.

Siyasi açıklama yapma yarışını, siyasi çıkar hesaplarını, sosyal medya fenomeni olma telaşını, “kim daha çok geziyor, kim daha çok eğleniyor” rekabetini bazı günlerde bir kenara bırakabilsek belki yeniden birbirimizi anlamaya başlayacağız.

Belki o zaman çocuklarımıza daha vicdanlı bir toplum bırakabiliriz.

Çünkü bir toplum, önce saygısını kaybeder; sonra birbirini anlamayı, en sonunda da insanlığını…

Dileğim odur ki; acının karşısında susmayı, saygı göstermeyi ve empati kurmayı yeniden hatırlayalım.

Çünkü bugün başkasının yaşadığı acı, yarın hepimizin kapısını çalabilir.

Güneşin doğduğu yerden herkese selam olsun.















Başa dön tuşu