InstagramKöşe Yazarlarımız

Karpaz Konuşulunca Neden Her Kafadan Bir Ses Çıkıyor?







Karpaz söz konusu olduğunda tartışmaların hiç bitmemesi artık şaşırtıcı değil. Her yeni proje, her yatırım önerisi ya da her gelişim planı toplumun farklı kesimlerini karşı karşıya getiriyor.

Bir tarafta “Karpaz olduğu gibi kalsın, doğası ve bakir yapısı korunsun” diyenler var. Diğer tarafta ise “Yatırım gelsin, istihdam artsın, gençler göç etmesin, bölge hak ettiği değeri görsün” diyenler bulunuyor.

Aslında iki tarafın da dile getirdiği kaygılar yabana atılacak cinsten değil. Çünkü Karpaz gerçekten de korunması gereken eşsiz bir coğrafya. Ancak aynı zamanda burada yaşayan insanların da hayatlarını sürdürebilecekleri, çocuklarına gelecek kurabilecekleri ekonomik bir düzene ihtiyaçları var.

Karpaz halkını yıllardır tanıyan herkes bilir ki, bölge insanı doğasına, çevresine ve kültürel dokusuna büyük bir hassasiyetle sahip çıkıyor.

Kimse betonlaşmış, kimliğini kaybetmiş bir Karpaz istemiyor. Fakat bu hassasiyet, gelişime tamamen kapalı olmak anlamına da gelmiyor. Yerel halkın önemli bir bölümü kontrollü, planlı ve sürdürülebilir bir gelişim modeli görmek istiyor.

İşte tam da bu noktada önemli bir ayrım ortaya çıkıyor.

Her yatırımın karşısına çıkarak, her projeyi peşinen reddederek ve sadece sloganlarla hareket ederek çözüm üretmek mümkün değil.

Sürekli “hayır” demek, zamanla bölge insanının da desteğini kaybetmeye neden olabilir. Çünkü burada yaşayan insanlar yalnızca doğayı değil, kendi geleceklerini de düşünüyor.

Karpaz’a Lefkoşa‘dan, Girne‘den ya da başka bir yerden bakmakla, Karpaz’ın içinde yaşayarak bakmak aynı şey değildir. Bölgenin gerçek ihtiyaçlarını en iyi bilen, o köylerde yaşayan insanlardır. Bu nedenle karar verilirken onların sesine daha fazla kulak verilmesi gerekir.

Koruma söylemi elbette önemlidir. Ancak korunması istenen bu yapının içerisinde yaşayan insanların ekonomik olarak güçlenmesini sağlayacak bir model ortaya konulmadığı sürece, bu söylem tek başına yeterli olmaz.

İnsanlar kendi yaşam standartlarının yükseldiğini görmez, çocuklarının geleceğine dair umut hissetmezse, koruma fikri zamanla karşılık bulmamaya başlar.

İnsanları yalnızca “koruyun, sabredin, bekleyin” diyerek ikna edemezsiniz. Bunun yanında, o bölgenin kalkınmasına katkı sağlayacak somut projeler de üretmek gerekir. Doğayı korurken ekonomiyi de güçlendiren, yerel halkı merkeze alan bir anlayış ortaya konulmalıdır.

Bugüne kadar ise ne yazık ki bunun güçlü bir iradeyle hayata geçirildiğini söylemek zor. Yıllardır Karpaz için planlardan, vizyonlardan ve projelerden bahsediliyor.

Ancak birçok konu ya erteleniyor ya da tartışmalar arasında kaybolup gidiyor. Sürekli bekleyen, sürekli ötelenen bir bölgenin insanında ise doğal olarak bir bıkkınlık oluşuyor.

Bugün Karpaz’da hissedilen duygu tam da budur.

İnsanlar yatırım istiyor. Gelişim istiyor. İstihdam istiyor. Planlama istiyor. Bölgenin değer kazanmasını istiyor. Bu talepler görmezden gelindikçe, her yeni yatırım önerisi daha fazla destek bulmaya başlıyor. Çünkü insanlar artık değişim görmek istiyor.

Elbette her yatırım doğru değildir. Her proje kabul edilmemelidir. Ancak her projeyi de daha ilk günden reddetmek doğru bir yaklaşım değildir.

Önemli olan; doğayı, tarihi ve kültürel mirası koruyan, bilimsel planlamaya dayanan ve yerel halkın doğrudan fayda sağlayacağı projeleri ortaya koyabilmektir.

Karpaz’ın geleceği “ya tamamen koruyalım” ya da “her şeyi yapalım” ikilemine sıkıştırılamaz. Gerçek çözüm; koruma ile kalkınmayı aynı masada buluşturabilmektir.

Eğer bu denge kurulamaz, anlamlı, planlı ve sürdürülebilir bir gelişim modeli ortaya konulamazsa, Karpaz’da yarın çok daha farklı şeyler konuşulacaktır. O gün geldiğinde ise sadece izlemekle yetinmek zorunda kalabiliriz.

Çünkü planlanmayan, ertelenen ve cesaretle ele alınmayan her gün, Karpaz için geri kazanılması zor büyük bir kayıptır.

Güneşin doğduğu yerden, herkese selam olsun.















Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu