
Bundan 172 yıl önce bir ekim günü Osmanlı devleti, temmuz ayında Eflak ve Boğdan beyliklerini işgal eden Rusya‘ya savaş ilan etti. Ardından Mart 1854’te Fransa ve İngiltere de Osmanlı devletinin yanında Rusya’ya karşı savaşa katıldı
Avrupa’nın büyük güçlerinin katıldığı ilk modern savaşlardan biriydi
BBC‘de yer alan Günce Akpamuk‘un haberine göre, 4 Ekim 1853’te başlayan ve 1856’da Paris Antlaşması‘yla biten Kırım Savaşı, Avrupa’nın büyük güçlerinin katıldığı ilk modern savaşlardan biriydi ancak sadece askeri bir çatışma değildi.

Fotoğraf altı yazısı,Fransız ressam Isidore Laurent Deroy’nun tablosunda Ömer Paşa komutasındaki Osmanlı ordusunun Kırım’daki Gözleve’ye (Kezlev) çıkışı, 1855.
Hem askeri teknolojiler hem de diplomatik dengeler açısından dönüm noktasıydı. Güç dengelerini yeniden şekillendirdi hem de jeopolitik açıdan dönüm noktası oldu.
Mesele Kırım değildi
Kırım Savaşı başladığında Rusya’nın başında Osmanlı için “hasta adam” benzetmesini yapan Çar I. Nikolay, Fransa’da stratejik bir zafere ihtiyaç duyan İmparator III. Napoleon, İngiltere’de ise 63 yıl tahtta kalacak Kraliçe Victoria vardı.

Fotoğraf altı yazısı,Kırım haritası, 1854.
Osmanlı devleti bir süredir ülke içinde ve dışında güç kaybediyordu. Kudüs başta olmak üzere Hristiyan kutsal mekanlarında; Rusya Ortodoksların Fransa ise Katoliklerin haklarını ve imtiyazlarını koruma iddiasındaydı.
Protestan İngiltere ise mezhep kavgasında taraf değildi ancak Rusya’nın genişlemesine, güçlenmesine ve güneye inmesine karşıydı. Rusya, 1783’te Kırım’ı ilhak etmiş ve Kırım Tatarlarını göçe zorlamıştı. İşte Kırım Savaşı, böyle bir ortamda başladı.
Badem: Savaş, çok geniş bir coğrafyada ve farklı cephelerde yapıldı
BBC Türkçe’ye konuşan tarihçilere göre, Kırım Savaşı olarak adlandırılsa da aslında bu toprakların dışında farklı stratejik amaçları ve sonuçları olan bir savaştı. Doktora tezini Kırım Savaşı üzerine yazan tarihçi Doç. Dr. Candan Badem savaşın Baltık Denizi‘nden Karadeniz‘e, Kafkaslardan Tuna boylarına kadar çok geniş bir coğrafyada ve farklı cephelerde yapıldığını hatırlatıyor.

Fotoğraf altı yazısı,Sivastopol kuşatması, 1854-55
“Bir devletin kendi tebaasının üzerinde başka bir devletin koruyucu olması kabul edilebilir değildir”
19. yüzyılın ortalarında özellikle Filistin bölgesinde, Ortodokslar ve Katolikler arasında, kutsal yerler üzerindeki hak iddiaları nedeniyle tartışma vardı. Rusya bu ortamda Osmanlı topraklarındaki tüm Ortodokslar üzerinde hamilik talep ediyor, Osmanlı buna karşı çıkıyordu.
Tarihçi Doç. Dr. Candan Badem, “Bir devletin kendi tebaasının bir kısmı üzerinde başka bir devletin koruyucu olduğunu kabul etmesi tabii ki mümkün değildir” diyor. Rusya’nın, Osmanlı’ya baskı yapmak için Temmuz 1853’te sınır kabul edilen Prut Nehri’ni geçerek Bükreş’e kadar ilerlediğini söylüyor.
Osmanlı açısından Kırım “çoktan yitirilmiş bir toprak parçası”ydı
Doç. Dr. Candan Badem, “Rusya’nın Batı’ya açılan iki penceresi var. Biri Baltık Denizi’nde, biri Karadeniz’de. Ruslar tabii ki Karadeniz’de güçlü bir donanma bulundurmak istiyordu” diyor ve Kırım’daki Rus donanmasını yok etmenin, İngiliz ve Fransızların öncelikli hedefi haline geldiğini söylüyor.

Fotoğraf altı yazısı,1855, Sivastopol.
Ayrıca Osmanlı açısından “Kırım’ın çoktan yitirilmiş bir toprak parçası” olarak görüldüğünü ve arşiv belgelerinde Kırım’ı geri alma niyetine dair bir ipucu olmadığını ekliyor.
Kırımlı: Ruslar Sivastopol’de en büyük üslerinden birini kurdu
Kırımlı Tatarlarla ilgili çalışmalarıyla tanınan Bilkent Üniversitesi’nden Prof. Dr. Hakan Kırımlı, Rusya’nın 1783’te henüz yarımadayı resmi ilhak etmeden güneyindeki balıkçı kasabası Akyar’a (Sivastopol) o zamana kadar gelmiş geçmiş en büyük deniz üslerinden birini kurduğunu söylüyor.
Kırımlı, “Oraya Yunanca isim verdiler: Sevastopolis. Rusçaya çevrilmiş hali Sevastopol. İmparator şehri gibi tercüme edebiliriz” dedi. Aynı yıl burada Karadeniz Rus filosu inşa edilmeye başlandı.
Prof. Kırımlı’ya göre bunun temel nedeni Rusya’nın gözünü İstanbul‘a dikmesiydi:
“[Ruslar] Bunu hiçbir zaman gizlemediler. Burayı bir zıplama taşı olarak gördüler. Kırım’a ve İstanbul’a hâkim olduklarında artık Karadeniz onların elinde demekti”
İngiltere ve Fransa savaşa girmek için neden Mart 1854’e kadar bekledi?
Peki Osmanlı İmparatorluğu 4 Ekim 1853’te Rusya’ya savaş ilan ederken İngiltere ve Fransa savaşa girmek için neden Mart 1854’e kadar bekledi? Londra King’s College Üniversitesi‘nde deniz tarihi profesörü Andrew Lambert, “Çünkü Baltık Denizi’nde buzlar o zaman erir. Böylece İngiltere’nin ana filosuyla Rusya’nın [limanlarına] saldırabilirsiniz”
Marx ve Engels, Kars’taki gelişmeleri takip etmişti
Marksizmin kurucuları Karl Marx ve Friedrich Engels de savaşın karakterleri arasındaydı. Kırım Savaşı ve Kars’taki gelişmeler üzerine New York Daily Tribune gazetesinde savaş röportajları ve analizleri yayımlanıyordu.

Fotoğraf altı yazısı,Kars Kalesi, 2012
Candan Badem’e göre her ikisi de yazılarında “çok net Osmanlı yanlısı” bir tavır alıyordu. Badem, Rusya’yı “Avrupa’da gericiliğinin jandarması ve kalesi” olarak gördüklerini, Osmanlı’yı desteklediklerini de ekliyor.
Andrew Lambert, Marx’ın Almanya prensliklerinin rakibi Rusya İmparatorluğu’nu devirmek yoluyla siyasi dönüşüm getirmeyi umduğunu, Engels’in ise Kırım Savaşı’ndan önemli askeri dersler çıkardığını söylüyor:
“Bu otokratik rejimler arasındaki çatışma üzerinden fikirlerini şekillendirdiler”
Lambert’e göre Kırım Savaşı’nda edinilen askeri tecrübelerden kısa süre sonra patlak veren Amerikan İç Savaşı’nda da (1861–1865) yararlanıldı. Bu tecrübeler arasında telgraf kullanımı, savaşta demiryolu taşımacılığının önemi, savaş muhabirlerinin kamuoyuna etkisi ve savaşları ve kuşatma teknikleri de vardı.

Fotoğraf altı yazısı,Florence Nightingale, Kırım Savaşı’nda yaralanan Osmanlı askerlerini de tedavi etmişti.
Modern hemşireliğin kurucusu kabul edilen Florence Nightingale’in Kırım Savaşı sırasında geliştirdiği hemşirelik reformları da Amerikan İç Savaşı’nda sahra hastanelerinin ve tıbbi lojistiğin gelişmesine ilham vermişti.
Osmanlı’da ilk dış borçlanma
Kırım Savaşı’nın Osmanlı modernleşmesi açısından da sonuçları oldu. Doç. Dr. Candan Badem, “Bu savaşın sonucu olan 1856’daki Islahat Fermanı, Osmanlı’da gayrimüslimlere siyasi ve hukuki eşitliğin verildiği önemli bir belge” diyor.

Fotoğraf altı yazısı,Kırım’daki Balaklava (Balıklava), 1854.
Fermanın Avrupalıların baskısından dolayı Paris Antlaşması’ndan hemen önce kamuoyuna duyurulduğunu vurguluyor. Ayrıca tarihçiler Osmanlı İmparatorluğu’nun ilk kez bu savaş sırasında dış borç aldığını vurguluyor. Badem, “1854’te başlayan bu dış borç serüveni 1876’da Osmanlı’nın moratoryum ilan etmesi ve Düyun-u Umumiye’nin kurulmasıyla sonuçlanıyor” diyor.
Bu borçların geri ödemelerinin 1950’ye kadar uzandığını hatırlatıyor. Öte yandan Osmanlı’ya dışarıdan köle ticareti Kırım Savaşı sırasında Avrupa’nın baskısı sayesinde yasaklandı. Rusya’da ise savaş sonucu bir reform çabası başladı. 1862’de serflik, yani toprak köleliği kaldırıldı.
Rusya’nın Batı ülkeleri ve Osmanlı’ya kıyasla dış sermayeye erişimi olmadığını, bu nedenle savaşta zorlansa da çok borçlanmadığını söyleyen Lambert, “Rus ekonomisi savaştan sonra bazı açılardan diğer herkese kıyasla daha hızlı toparladı çünkü büyük bir borç yükü taşımıyordu” diyor.
Savaş sonrası Kırım nasıl değişti?
Prof. Hakan Kırımlı, Rusya’nın 1783’te Kırım’ı ilhakı öncesi bölgede nüfusun çoğunluğunun Müslüman Kırım Tatarları olduğuna dikkat çekiyor. Ancak Prof. Kırımlı’ya göre ilhakın ardından “Kırım’ı Ruslaştırma/Hristiyanlaştırma” için çaba gösterildi, tedirginlik duyan Kırım Tatarları göçe mecbur bırakıldı.

Fotoğraf altı yazısı,1855’te Balaklava’ya (Balıklava) indirilen yaralılar.
“Kırım harbinin aslında en büyük kurbanları Kırım Tatarları oldu” diyen Kırımlı, bu halkın Osmanlı’ya büyük göç dalgasının Kırım Savaşı’nın direkt sonuçlarından olduğunu söylüyor.
Tarihçiler savaş sırasında Osmanlı ve müttefik güçlerin askerleri geldiğinde Kırım Tatarlarının onlara sempati gösterdiğini aktarıyor. Kırımlı, savaş sonrası bölgeye tekrar hakim olan Rusya’nın “düşmanla iş birliği yaptıkları” iddiasıyla Kırım Tatarlarına baskı uyguladığını söylüyor.
Kırım Savaşı’nın sona ermesinden sonra, zaten uzun süredir devam eden Kırım Tatar göçlerinin 1860–1861 yıllarında zirveye ulaştığı belirtiliyor. Prof. Kırımlı, 1859-62 arasında yüzbinlerce Kırım Tatarı’nın Osmanlı’ya göç ettiğini söylüyor: “Kırım’da Kırım Tatarları nüfusun mutlak çoğunluğunu ilk defa o zaman kaybetti. 700’e yakın köy bu şekilde boşaldı”
Serfliğin kaldırılmasıyla buraya Rus iskanının da hızlandığını ekliyor. Tatarlar 1944’de, Sovyetler Birliği tarafından Joseph Stalin döneminde bir kez daha Kırım’dan sürüldü. Bugün Kırım Yarımadası’nda nüfusun yaklaşık yüzde 15’ini oluşturdukları düşünülüyor.
Rusya’nın Karadeniz Filosu’nun ana karargâhı Kırım’da
Kırım Savaşı’nın sonunda Osmanlı İmparatorluğu reform yapması karşılığında İngiltere ve Fransa’nın desteğiyle Avrupa diplomasisine dönmüş, Rusya’nın Karadeniz’deki gücü kırılmıştı. Ancak Kırım Savaşı’nın bugüne uzanan en önemli sonucu Kırım’ın jeopolitik öneminin kalıcılaşması oldu.
Savaş sonunda Kırım Rusya’ya geri verildi. Önce Çarlık Rusyası, sonra Sovyetler on yıllar boyunca burayı yönetti. Sovyetler Birliği lideri Nikita Kruşçev, 1954 yılında yarımadayı o dönem Sovyetlerin parçası olan Ukrayna’ya devretti.
Kırım, 1991 yılında Ukrayna’nın geri kalanıyla birlikte çökmekte olan Sovyetler Birliği’nden bağımsızlık yönünde oy kullandı. Ancak Rusya, 2014’te Kırım’ı yeniden ilhak etti. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Rusya’nın Kırım ile “yaşayan ve kopmaz bağları” olduğunu söylüyor.
Uluslararası Ceza Mahkemesi, Rusya’nın bölgedeki varlığını “işgal” olarak tanımlıyor
Uluslararası Ceza Mahkemesi, Rusya’nın bölgedeki varlığını “işgal” olarak tanımlıyor. Ukrayna ise Kırım’ı “vazgeçilmez bir parçası” olarak görüyor. Sivastopol ise Rus donanmasının en önemli üslerinden biri olmaya devam ediyor.
Üs, NATO ve Batı için Karadeniz’deki en kritik Rus askeri noktası olarak görülüyor. Karadeniz Filosu’nun ana karargâhı hâlâ Sivastopol’de bulunuyor. Yani Sivastopol, Rusya için sadece bir şehir değil, Karadeniz stratejisinin de kalbi olmaya devam ediyor.



















