GenelInstagramKıbrısManşetSiyaset

“Türkiye’de istenmeyen her türlü kirli iş, ekonomik faaliyet adıyla burada yürütülüyor”







Kıbrıslılar Barış ve Dayanışma Hareketi, Avrupa Birliği Konseyi Başkanı Antonio Costa’ya bir mektup vererek; Kıbrıslılar tarafından, hiçbir yabancı gücün federal bir Kıbrıs Cumhuriyeti‘nin garantörü olmasının istenmediğini, Yunanistan‘ın zemin hazırlamasıyla Türkiye‘nin adayı 1974 yılında ikiye böldüğünü ve İngiltere‘nin buna seyirci kaldığını, Türkiye’nin adaya nüfus taşıdığını, Kıbrıslıların en değerli mülklerinin Türkiyeli sermayeye verildiğini, Sunni İslam baskısı yapıldığını belirtti

“Yüzyıllarca kardeşçe yaşayan Kıbrıslılar toplumsal çatışmalarla birbirlerinden koparıldı”

Birleşik Kıbrıs Partisi (BKP) Genel Merkezi’nde dün gerçekleştirilen basın toplantısıyla mektubun içeriği paylaşıldı. Mektup şöyle;

Sayın Antonio Costa
Avrupa Birliği Konseyi Başkanı

Ekselansları,

Hiçbir dini, etnik ayrım olmaksızın yüzyıllarca kardeşçe yaşayan Kıbrıslılar, yirminci yüzyılın ilk yarısında dıştan müdahalelerle etnik milliyetçilik, ırkçılık sarmalına kapılarak, toplumsal çatışmalarla birbirlerinden koparıldı.

1960 yılında kurulan ortaklık devletinin yaşamasını istemeyen ve dış güçlere hizmet eden iki toplum liderliği bu ayrılığı 1963 yılındaki kanlı toplumsal çatışmalarla fiziki ayrılığa dönüştürdü.

“Yunanistan Türkiye’nin adamızın yüzde 37’sini işgal etmesine fırsat yarattı, İngiltere izledi”

Kıbrıs Cumhuriyeti’nin garantörü olan Yunanistan, 1974 yılında askeri darbe yaparak, diğer bir garantör ülke olan Türkiye’nin askeri müdahalesi ile adamızın yüzde 37’sini işgal etmesine fırsat yarattı.

Kıbrıs’taki askeri üslerinin varlığından başka hiçbir endişesi olmayan garantör İngiltere ise bu trajediyi yaşayan Kıbrıs’ı, sadece izlemekle yetindi.

Güvenlik gerekçe gösterilerek, adamızda etnik temelde iki bölge oluşması için kuzey Kıbrıs’ta yaşayan Kıbrıslı Rumlar zorla güneye, Kıbrıslı Türkler de adamızın kuzeyine toplanıp adamız fiziki olarak ikiye bölündü.

Tüm bu yaşanan olumsuzluklara rağmen, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin 2004 yılında Avrupa Birliği’ne tam üye olması, ülkemizin yeniden birleştirilmesi ve Kıbrıs’ın yaşadığımız coğrafyadaki ülkelere örnek olabilecek bir “barış ve iş birliği adası” olması adına, Avrupa Birliği değerlerini benimsemiş Kıbrıslılarda çok büyük bir umut yaratmıştır.

“Kıbrıslılar Türkiye tarafından kurdurulan alt yönetimin idaresinde olağanüstü koşullarda yaşatılıyor”

1974 yılından beri, adamızın kuzeyinde yaşayan Kıbrıs Cumhuriyeti ve Avrupa Birliği vatandaşı Türkçe konuşan Kıbrıslılar olarak, Türkiye tarafından kurdurulan alt yönetimin idaresinde olağanüstü koşullarda yaşatılmaktayız.

Birleşmiş Millletler aracılığı ile 1968 yılından beri sürdürülen çözüm süreçlerine destek vermemize rağmen, Türkiye’nin izlediği kolonicilik siyaseti yüzünden toplumsal yokoluşla karşı karşıya bulunmaktayız.

2004 yılında, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Avrupa Birliği’ne tam üye olmasına ve Kıbrıs adası toprağının bir bütün olarak Avrupa Birliği’nin parçası sayılmasından sonra imzalanan 10. Protokol ile Avrupa Birliği Muktesebatı’nın, Kıbrıs

Sorunu çözülene kadar, kuzeyde askıya alınması, adanın kuzeyinde yaşayan Türkçe konuşan Kıbrıslıların Avrupa Birliği’nin sağladığı birçok imkandan yararlanmasının önünde çok ciddi bir sorun olarak durmaktadır.

“Türkiye adamızın kuzeyine yüzbinlerce insan taşıdı, demografik yapıyı değiştirdi”

1949 Cenevre Sözleşmeleri’nin savaş suçu olarak tanımlamasına rağmen, Türkiye adamızın kuzeyine yüzbinlerce insan taşıyarak, adamızın demografik yapısını değiştirmiştir. Taşınan nüfusa kuzeydeki alt yönetimin vatandaşlığı da verilerek, Kıbrıs Türk Toplumu’nun siyasi iradesi gaspedilmiştir.

Kuzey Kıbrıs’ta, yıllardan beri nüfus sayımı yapılması engellenmekte, yapılan sayım sonuçları da yanıltıcı olarak açıklanmaktadır. Son yapılan Avrupa Parlamentosu seçimlerinde, Kıbrıs Cumhuriyeti’nde kayıtlı Kıbrıslı Türk seçmen sayısı 103 bin olarak açıklanmışken, dağıtılan vatandaşlıklar yüzünden, kuzey Kıbrıs’taki seçmen sayısı 220 bin olarak verilmektedir.

“Türkiye’de istenmeyen her türlü kirli iş, ekonomik faaliyet olarak burada yürütülmektedir”

Bu rakamlara bakıldığında Kıbrıs’ın kuzeyinde yapılan seçimlerde belirleyici olanın Tükiye’den taşınan nüfus olduğu açıkça görülmektedir.

Kıbrıs’ın kuzeyi Avrupa Birliği toprağı olmasına rağmen, kumar, fuhuş, insan kaçakçılığı, uyuşturucu ticareti, kara para aklama, sahte diploma satan yüksek öğretim kurumları gibi Türkiye’de istenmeyen hertürlü kirli işler, ekonomik faaliyet olarak burada yürütülmektedir.

Kuzey Kıbrıs’ta çok yüksek enflasyonu olan Türk Lirası kullanma zorunluluğu nedeni ile Kıbrıs Türk toplumu fakirleştirilerek, ellerindeki mülkler, Türkiye’den gelen sermaye çevreleri tarafından alınmaktadır.

Adamızın en güzel doğal alanları özel ekonomik ayrıcalıklar yaratılan, Türkiyeli sermayedarlara peşkeş çekilmektedir.

“Sunni İslam öğretisi dayatılmaktadır”

Taşınan nüfusla birlikte, Avrupalı değerlere sahip, laik, demokratik yaşam biçimini benimsemiş Kıbrıs Türkler’in toplumsal yaşamına müdahale edilerek, Sunni İslam öğretisi dayatılmaktadır.

Dini okullar açılmakta, her köşeye camiler inşa edilmekte, Türkiye’den gönderilen yüzlerce imam ve öğretmen misyoner olarak görev yapmaktadır. Alt yönetimin başında sözde seçimle işbaşına getirilen yöneticiler, Türkiye’nin adamızın kuzeyinde görevlendirdiği memurların talimatları ile hareket etmektedirler. Rejime muhalefet edenler, baskı ve tehditlerle toplumdan dışlanmaktadırlar.

Medya kurumları rejim tarafından sıkı kontrol alınmış olup,rejime muhalefet edenlere yer verilmemektedir. Barışın bir erdem olduğuna inanan Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Türk vatandaşları olarak, başta Türkiye, Yunanistan arasında sürekli çatışma konusu olan bu tarihsel sorunun çözülerek, Kıbrıs’ın birleştirilmesini ve bu ülkeler arasında ekonomik ve siyasi işbirliği imkanlarının yaratılmasını istiyoruz.

Kıbrıslı Rumlar ve adamızın diğer etnik kökenden vatandaşları ile birlikte, Avrupa Birliği ailesi içinde yaşamak istiyoruz. Türkiye’nin dayattığı adamızın önce “taksimine” daha sonra da kuzey yarısının Türkiye’ye ilhak edilmesine yol açacak olan “ iki ayrı egemen devlet” yalanını reddediyoruz.

“Hiçbir yabancı gücün Federal Kıbrıs Cumhuriyeti’nin garantörü olmasını kabul etmiyoruz”

Kıbrıs Sorunu’na Birleşmiş Milletler’in arabuluculuğunda bugüne kadar devam eden görüşme süreçlerinde , iki toplumun uzlaştığı çerçevede, acilen çözüm bulunması, bu çözümün tek egemenlik, tek vatandaşlık, ve tek uluslararası kimlik temelinde olması, Federal Kıbrıs Cumhuriyeti’nin vatandaşlarının serbest dolaşım, serbest yerleşim ve serbest mülk edinme haklarını da içerecek şekilde tüm insan haklarını güvence altına alması temel talebimizdir.

Bugüne gelinceye kadar, garantör devletlerin varlığından sadece zarar gördüğümüzü dikkate alarak, hiçbir yabancı gücün Federal Kıbrıs Cumhuriyeti’nin garantörü olmasını kabul etmiyoruz.

Garantörlerin ülkemizi orta doğuda devam eden çatışmalarda bir saldırı üssü olarak kullanmaları ve ülkemizi bir silah deposuna dönüştürdükleri dikkate alınarak, tüm yabancı üslerin ve yabancı askerlerin ülkemizi terketmesini, adanın askersizleştirilmesini ve silahsızlandırılmasını talep ederiz.

“Türkiye’nin sürdürdüğü kolonicilik faaliyetlerinin durdurulması için çözümün vazgeçilmez olduğunu vurgularız”

Avrupa Birliği değerlerini benimsemiş, sövenizmden ve ırkçılıktan arınmış Kıbrıslıların dostluğu ve kardeşliği, Kıbrıs’ın bağımsızlığının ve toprak bütünlüğünün gerçek garantisidir.

Kıbrıs Sorunu’na Birleşmiş Milletler’in arabuluculuğunda Crans Montana’da bırakıldığı yerden görüşme sürecinin başlatılarak çözüm için Avrupa Birliği’nin insiyatif üstlenmesini ve temsilci atamasını talep ederiz.

Türkiye’nin siyasi rehine olarak kullandığı, Kıbrıs Türk toplumunun yok olmasını ve adamızın kalıcı olarak bölünmesini hedefleyen adamızın kuzeyinde Türkiye’nin sürdürdüğü kolonicilik faaliyetlerinin durdurulması için çözümün vazgeçilmez olduğunu vurgularız”















Başa dön tuşu