
Biyologlar Derneği Başkanı Mustafa Kofalı, orman yangınlarının yerel değil, Doğu Akdeniz ekosistemini sarsan çevresel felaketler olduğunu vurguladı. Kofalı, “Yanan doğa hepimizindir” diyerek, her iki toplumun bilim insanlarını iklim krizine karşı ortak önlem ve restorasyon stratejileri geliştirmeye çağırdı
Kofalı: Yangınlar tüm Doğu Akdeniz ekosistemini etkileyen felaketler olarak değerlendirilmeli
Biyologlar Derneği adına yazılı açıklama yapan Başkan Kofalı, Temmuz ayı içerisinde Türkiye ve Kıbrıs’ta peş peşe yaşanan orman yangınlarının, sadece yerel afetler olarak değil, tüm Doğu Akdeniz ekosistemini derinden etkileyen çevresel felaketler olarak değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı.

Kofalı, Eskişehir‘deki yangına müdahale eden 10 personelin üzücü vefatının da onları derinden üzmüş olduğunu belirterek, Sakarya’nın Pamukova , Hatay ve İzmir’in Menderes ilçesi kırsal alanlarında da büyük çaplı yangınların meydana geldiğini hatırlattı.
Biyologlar Derneği Başkanı Kofalı, açıklamasına şöyle devam etti:
“Bu yangınlarda toplamda binlerce hektar orman alanı ,yüzlerce yaban hayvanı, endemik bitki örtüsü ve toprak altı canlıları yok olmuştur. Tarım arazileri, yerleşim birimleri ve enerji hatları da zarar görmüştür. Bu felaket zincirine, dün Kıbrıs’ın güneyindeki Limasol bölgesinde ardından da Baf bölgesinde başlayan orman yangınları da eklenmiştir.
“Kuraklık, biyolojik çeşitlilik kaybının artık sınır tanımadığını gösteriyor”
Tüm bu yangınlar, Doğu Akdeniz havzasında iklim krizinin geldiği noktayı ortaya koymakta; sıcaklık artışı, kuraklık, orman yangını riski ve biyolojik çeşitlilik kaybının artık sınır tanımadığını göstermektedir.
23 Temmuz 2025 Çarşamba günü, Kıbrıs’ın güneyinde yer alan Limasol’un kuzeybatısındaki Malya köyü yakınlarında başlayan büyük orman yangını, kısa sürede kontrol altına alınamayarak 16 köye sıçramış, hızla büyüyerek adanın en geniş çaplı yangınlarından biri haline gelmiştir.
Yangına devam ederken Baf ın Ay Marinuda köyünde de yangın çıkmıştır. Yangının çıkışına eşlik eden 43–44 dereceye ulaşan sıcaklıklar ve kuvvetli rüzgâr, yangının kontrolünü zorlaştırmış; birçok köyde tahliyeler yapılmış, evler, üzüm bağları ve ormanlık alanlar tahrip olmuştur. Yangının görünen etkileri;
“100 kilometrekarelik bir alan yanarak geri döndürülemez kayıplar oluştu”
Yaklaşık 100 kilometrekarelik bir alan (10 bin hektar) yanarak geri döndürülemez ekolojik kayıplar oluşmuş,
İki kişi yangından kaçarken araçlarında hayatını kaybetmiş, en az 16 kişi yaralanmış ve çok sayıda kişi dumandan etkilenmiş, Yüz binlerce ağaç, çalı, makilik örtü, endemik bitki türleri ve sayısız küçük omurgalı canlı ile böcek türü tamamen yok olmuş,
Göç yolları üzerinde bulunan kuş türlerinin barınma ve yuvalama alanları da yangınla birlikte kaybedilmiştir.
Yangının bir baraj çevresine yakın olması da su kıtlığının bu kadar yoğun yaşandığı adamızda su kaynaklarının kirlenme riski taşımasına neden olmuştur.
“Bu alanlar, adanın tamamının soluduğu oksijenin bir parçasıdır”
Bu yangında yok olan ormanlar yalnızca bir topluma ya da bir coğrafi sınırın ötesine ait değildir. Bu alanlar, Ada’nın tamamının soluduğu oksijenin bir parçası, karbonu hapseden doğal yutaklar, toprak kaymasını önleyen kök sistemleri, tozlaşmayı ve biyolojik döngüyü sürdüren böceklerin yaşam alanı, iklim dengeleyici sistemlerin temel taşıdırlar.
Dolayısıyla adamızda yaşanan bu kayıp, sadece Kıbrıs Rum toplumunun değil, tüm adada yaşayan tüm insanların ve gelecek nesillerin ortak kaybıdır. Akdeniz in ve tüm dünyanın da kaybıdır. Yangınların dini, milleti, dili yoktur. Yanan doğa hepimizindir. Yanan her ağaç, tüm insanlığın nefesinden eksilendir. Bu bilinçle Biyologlar Derneği olarak;
“Her iki toplumun bilim insanları, iklim değişikliğine bağlı bu tür afetlere karşı ortak ve acil önlem stratejileri geliştirmeli”
Her iki toplumun bilim insanları, doğa koruma kuruluşları ve yerel yönetimlerinin, iklim değişikliğine bağlı bu tür afetlere karşı ortak ve acil önlem stratejileri geliştirmesini, yangın sonrası ekolojik restorasyon çalışmalarının adanın tamamını kapsayacak şekilde bilimsel temellerle yürütülmesini talep ediyoruz.
Bu tür afetlerin artık bir ‘karşı tarafın meselesi’ değil, ortak doğamızın haykırışı olarak görülmesi gerektiğini kamuoyuna önemle duyururuz”



















