
Kıbrıs Türk Tabipleri Birliği (KTTB) Yönetim Kurulu üyesi, Halk Sağlığı ve Koruyucu Hekimlik Sorumlusu Dr. Figen Gülen İnce, Emzirme Haftası vesilesiyle anne sütünün bebek sağlığı için hayati önemine dikkat çekerek, emzirmenin yaygınlaştırılması için sağlık sistemi ve yasal düzenlemelerde iyileştirme çağrısı yaptı
İnce: Emzirme Haftası, sağlık sistemlerini gözden geçirmek için önemli bir fırsat sunuyor
KTTB adına yazılı açıklama yapan İnce, Ağustos ayının ilk haftasının, Dünya Emzirme Haftası olarak, bebeklerin anne sütü alabilmesi konusunda yaşanan sorunları ele almak ve anne sütünün önemine ilişkin farkındalığı artırmak amacıyla değerlendirildiğini belirtti.

İnce, bu hafta kapsamında anne sütüyle beslenmenin artırılmasına yönelik politikalar belirlenmekte olduğunu ifade ederek, Emzirme Haftası’nın, tüm dünyada kadınların desteklenmesi ve bebeklerin ihtiyaçlarının karşılanması açısından sağlık sistemlerini gözden geçirmek için önemli bir fırsat sunmakta olduğunu vurguladı.
“Anne sütünün içeriği, bebeğin yaşına ve ihtiyaçlarına göre günbegün değişebiliyor”
Dr. Figen Gülen İnce açıklamasına şöyle devam etti:
“Anne sütü, bebekler için adeta mucizevi bir besindir. İçeriği, bebeğin yaşına ve ihtiyaçlarına göre günbegün değişebilmektedir. Anne sütünün yaklaşık yüzde 87’si su, yüzde 7’si karbonhidrat, yüzde 4’ü lipid ve yüzde 1’i proteinden oluşur.
Ayrıca kalsiyum, magnezyum, fosfor, potasyum gibi birçok vitamin ve mineral de içerir. Anne sütü, yaşamın ilk aylarında bebeğin tüm ihtiyaçlarını karşılayan temel besindir.
Bunun yanında; nekrotizan enterokolit, akciğer enfeksiyonları, ishal ve akut otitis media gibi ciddi enfeksiyonlardan korunmada; obezitenin önlenmesinde ve anne-bebek arasında sağlıklı duygusal bağın oluşmasında kritik rol oynar.
“Ülkemizde anne sütünün bebeklere verilme oranı hâlâ istenen düzeyde değildir”
Emzirmenin anne için de faydaları tartışmasızdır. Anne-bebek bağını güçlendirmesinin yanı sıra, emziren kadınlarda meme ve yumurtalık kanseri riskinin azaldığı gösterilmiştir.
Ne var ki, ülkemizde anne sütünün bebeklere verilme oranı hâlâ istenen düzeyde değildir. Başarılı bir emzirme uygulamasının önünde; aile ve toplumun farkındalık düzeyi, sağlık hizmetlerinin yeterliliği, sosyokültürel faktörler, anne-bebek etkileşiminin yetersizliği, işyeri koşulları ve doğum sonrası işe dönüş süreçlerindeki eksiklikler gibi pek çok engel bulunmaktadır.
2025 yılı Dünya Emzirme Haftası’nın Dünya Sağlık Örgütü tarafından belirlenen sloganı “Emzirmenin önceliklendirilmesi ve sürdürülebilir bir destek sisteminin oluşturulması” dır.
“Doğan bebeklerin yalnızca yüzde 44’ü doğumdan sonraki ilk bir saat içinde anne sütü alabiliyor”
Küresel olarak, doğan bebeklerin yalnızca yüzde 44’ü doğumdan sonraki ilk bir saat içinde anne sütü alabilmekte, altı aydan küçük bebeklerin ise sadece yüzde 42’si yalnızca anne sütüyle beslenmektedir.
Anne sütü alma oranlarını artırmak için, toplumun ve annelerin bilinçlendirilmesi ve teşvik edilmesi şarttır. Sağlık sistemi içinde, doğuma ve ebeveynliğe hazırlık eğitimleri kapsamında tüm annelerin erişebileceği emzirme danışmanlığı hizmetleri yer almalıdır. Bu hizmet, sadece belli hastanelerde değil, birinci basamak sağlık kuruluşlarının tümünde sunulmalıdır.
“Doğum sonrası annelerin işe dönüş süreçlerinde esneklik sağlanmalı”
Ayrıca, yasal düzenlemeler hızla tamamlanarak doğum sonrası annelerin işe dönüş süreçlerinde esneklik sağlanmalı; annenin bebekle daha fazla vakit geçirebilmesine imkân tanınmalıdır. Ülkemizde bebeklerin 0–2 yaş arasında yeterince anne sütü ve anne bakımı alma hakkı yasal olarak güvence altına alınmış değildir.
Anneler, doğumdan yalnızca sekiz hafta sonra, henüz iki aylık olan bebeklerini bir bakıcıya bırakmak zorunda kalmaktadır. Günlük iki saatlik emzirme izni kesinlikle yeterli değildir.
“Altı aydan iki yaşına kadar yarı zamanlı ödenekli çalışma hakkı verilmelidir”
Anne-bebek bağının sağlıklı gelişmesi ve bebeklerin anne sütüne erişebilmesi için annelere en az altı ay tam ödenekli doğum izni tanınmalı, altı aydan iki yaşına kadar ise yarı zamanlı ödenekli çalışma hakkı verilmelidir. Bu düzenlemeler, hem annelerin hem de bebeklerin hakkıdır.
Anne sütü ve anne-bebek bağının güçlendirilmesi için yapılacak bu yatırımlar, bütçeye yük getirmeyecek; aksine sağlıklı bir toplum için yapılabilecek en ekonomik yatırım olacaktır. Bu sayede sağlık harcamaları azalacak, ülkenin kalkınmasına da önemli katkılar sağlanacaktır”





















