
Kıbrıs Türk Elektrik Kurumu Çalışanları Sendikası (El-Sen) Genel Sekreteri Hüseyin Peksever, Teknecik Elektrik Santrali’nde yıllardır atıl bekletilen ve ihmal edilen klor tüplerinin; ciddi bir çevre ve sağlık tehdidi oluştuğunu, dört çalışanın ciddi sağlık sorunu yaşadığını ve yönetimin klor kaçağı ihtimalini reddederek raporları değiştirdiğini belirtti
Peksever: Sabotaj mı? Bu iddia için akıl sağlığının yerinde olmaması gerekir
Sosyal medya hesabından yazılı açıklama yapan Peksever, uzun yıllardır Teknecik Elektrik Santrali’nde tüpler içerisinde atıl halde bekletilen ve ciddi çevresel ile insani riskler barındıran klor gazının bertaraf sürecinin, ihmaller zinciri nedeniyle bugün ciddi bir tehdit oluşturduğunu ifade etti.

2 Eylül sabahı saat 10.00 sularında santral çalışanlarından dört emekçinin solunum yetmezliği, öksürük, kusma ve boğaz yanması şikâyetiyle rahatsızlandığını öğrendiklerini aktaran El-Sen Genel Sekreteri, ilk şüphelerinin doğal olarak klor gazı kaçağı olduğunu belirtti.
KIB-TEK yönetiminin bu ihtimali ısrarla reddetmesinin, çalışan raporlarının aceleyle değiştirilmesinin ve dikkatlerin başka yöne çekilme çabalarının, klor gazı hakkındaki şüphelerini daha da güçlendirdiğini vurguladı.
Hüseyin Peksever şöyle devam etti:
“Sabotaj mı? Böyle bir iddiada bulunabilmek için akıl sağlığının yerinde olmaması gerekir. İhmal mi? Evet, çok daha olası. Yönetimin risklere göz yumması mı? Kesinlikle ihtimal dahilinde.
“Olay yeri incelemesi: Yine sınıfta kaldık”
Gaz kaçağı ihbarı üzerine Polis, Sivil Savunma, Çevre Dairesi gibi kurumlar sahaya çağrıldı. Amaç: Klor gazı kaçağına müdahale. Ancak sahaya giren ekipler ne özel kıyafet giydi ne de maske kullandı. Oysa güvenlik tedbirleri en başta alınmalıydı. Peki yapılan ölçüm ne ile gerçekleştirildi?

3 Eylül’de konunun araştırılması için Girne Polis Karakolu’na giderek şikayette bulundum. Ancak polis şikayetimi kabul etmedi. Gerekçe: ‘Zaten soruşturma yürütüyoruz’ Oysa yürütülen soruşturmanın ne ciddiyet ne de disiplin içerdiği kanaatindeyim. Riskin büyüklüğünün farkında olmadıkları gibi, soruşturmanın hükümete uzanabileceğini bilerek gönülsüz davranıyorlar.
“Polis, bu soruşturmayı hassasiyet ve disiplinle yürütüyor mu? Bana göre hayır”
Peki polis, bu soruşturmayı diğer kriminal olaylarda olduğu gibi hassasiyet ve disiplinle yürütüyor mu? Bana göre hayır. Çünkü riskin büyüklüğünün farkında değiller. Ayrıca soruşturma hükümete kadar uzanabileceğinden, işin üzerine gitmek istemedikleri ihtimali de güçlüdür.
Görüntülere göre olay günü gaz kaçağı ihbarı üzerine polis, sivil savunma, çevre dairesi ve diğer yetkililer sahaya çağrıldı. Amaç neydi? Klor gazı kaçağına müdahale! Ancak sahaya giren ekipler ne özel giysi giydi ne de güvenlik tedbiri aldı.
Sağlık Bakanlığı, Çevre Dairesi veya Sivil Savunma’nın klor gazını ölçebilecek cihazı var mı? Dedektörler kalibre edildi mi, çalışır durumda mı, kullanmayı bilen var mı? Cevap büyük ihtimalle hayır.
Çünkü bu dedektörler 7 ay önce taşeron bir firma tarafından kuruldu ve uzun süredir kontrol edilmedi ayrıca ölçüm yapan dedektörlerin organik madde ile çalıştığını için ölçüm yapma kabiliyeti çoktan bitmiştir.
“Alınması gereken tedbirler yerine dikkatler başka yöne çekilmeye çalışıldı”
Uzun yıllardır tüpler içinde atıl vaziyette bekletilen ve ciddi risk teşkil eden klor gazının bertaraf sürecindeki ihmaller, çevre ve insan hayatı için tehlikeyi her geçen gün büyütmektedir.
2 Eylül sabahı saat 10.00 sularında Teknecik Elektrik Santrali’nde çalışan dört emekçi solunum yetmezliği, öksürük, kusma ve boğaz yanması şikayetleriyle gündeme geldi. İlk şüphemiz doğal olarak klor gazı kaçağı oldu.
Ancak KIB-TEK yönetimi bu ihtimali ısrarla reddetti. Çalışanların raporları aceleyle değiştirildi, alınması gereken tedbirler yerine dikkatler başka yöne çekilmeye çalışıldı. Bu tavır, şüphelerimizi daha da arttırdı.
Sabotaj mı? Böyle bir şeyi iddia etmek için akıl sağlığının yerinde olmaması gerekir. İhmal mi? Çok daha olası. Yönetimin risklere göz yumması mı? En kuvvetli ihtimal. Polise engel mi oldu?
“Tüp neden kaçak verdi?”
Görüntülerini elde ettiğimiz tüp içerisine azot doldurularak temizlendiği iddia edilen bir klor tüpü. Peki madem temizlenmişti, nasıl olur da aynı gün içinde kaçak verdi? Vana bilerek mi açık bırakıldı?
Yoksa eskimiş vana kendiliğinden mi sızdırmaya başladı? En kolay cevap: “Sabotajdır.” Ama bu, gerçeği örtmekten başka bir şey değil.
Polis artık sağlıklı soruşturma yürütür mü? Kesinlikle hayır. Çünkü tüp emare olarak alınmadı. Alanda kamera kaydı yok. Tüpün vanası sökülüp bertaraf edildi. Ölçüm raporları güvenilir değil.
“Güvenlik için çağrılan ekipler kendi güvenliğini dahi almadı”
Sonuç olarak:
İmha ve bertaraf işlemleri protokole uygun yapılmadı.
Güvenlik için çağrılan ekipler kendi güvenliğini dahi almadı.
Polis soruşturması bilinçli ya da bilinçsiz şekilde engellendi.
Bertaraf sonrası elde edilen kimyasal halen Teknecik’te, akıbeti belirsiz.
Dört emekçi ciddi sağlık sorunları yaşadı.
Sağlık Bakanlığı raporlarında çelişkiler var.
Soruşturma tamamlanmadan KIB-TEK’in ödemeyi yapıp yapmayacağı meçhul.
Kolay yol: ‘Ahmet Tuğcu sabotajcıdır, içeri alın’ Böylece herkes rahatlayacak, ama siz de biz de kanser olmaya devam edeceğiz”




















