InstagramKıbrısManşetSiyaset

Elcil: Türkiye’nin Kıbrıs’ın kuzeyinde yürüttüğü hamleler Kıbrıslıtürkleri dünyadan koparmaya yönelik 







Kıbrıslılar Barış ve Dayanışma Hareketi üyesi Şener Elcil, 1983 sonrasının Kıbrıslıtürkler için bir kırılma noktası olduğuna dikkat çekerek, ticaretin serbestçe yapılabildiği, malların Avrupa’ya ulaştırıldığı bir dönemden, kendi kendine ambargo uygulayan, üretimi duran, spor ve kültürel alanda dışlanan bir topluma geçiş yaşandığını vurguladı

Elcil: Türkiye’nin Kıbrıs’ın kuzeyinde yürüttüğü hamleler Kıbrıslıtürkleri dünyadan koparmaya yönelik

Kıbrıslılar Barış ve Dayanışma Hareketi üyeleri Murat Kanatlı, Şener Elcil ve İzzet İzcan dün canlı yayında basın açıklaması yaptı. Hareket adına açıklamayı yapan Elcil, Türkiye’nin Kıbrıs’ın kuzeyinde yürüttüğü siyasi hamlelerin “iki ayrı devlet” söylemi üzerinden Kıbrıs Türk toplumunu uluslararası statüsünden koparmaya, 1960 Antlaşmalarıyla elde edilen siyasi eşitlik zeminini aşındırmaya ve adayı fiilen kendi kontrolüne almaya dönük olduğunu belirtti.

Elcil, “iki devlet” karar önerisini Meclis’e sunma sürecinin yalnızca bir seçim taktiği değil, uzun yıllardır adım adım ilerleyen bir “Taksim” ve “İstirdat” projelerinin bir parçası olduğuna işaret etti.

Elcil’in tam açıklamasını şu şekilde:

“Değerli basın emekçileri,

Türkiye’nin kolonisi haline getirilen adamızın kuzeyinde, devam eden seçim çalışmalarının içine gizlenmeye çalışılan girişimler, Kıbrıs Türk Toplumu’nu 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti’ni kuran antlaşmalarla kazandığı siyasi eşitlik ve uluslararası toplumsal statüyü geriye götürecek tehlikeli bir oyuna dönüşmüştür.

“‘İki ayrı devlet’ söylemi seçim kazanma maksadı için yapılıyor görünse de adamızın kuzeyinin Türkiye’ye bağlanması hedefinin bir parçası”

‘İki ayrı devlet’ adı altında dillendirilen ve AKP’li Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan  ve AKP iktidarının dayatıp, Kıbrıs’ın kuzeyindeki işbirlikçileri tarafından sahneye konan bu oyun, seçim kazanma maksadı için yapılıyor görünse de adamızın kuzeyinin Türkiye’ye bağlanması ve ‘Taksim’ hedefi ile yıllardan beri Türkiye’nin yürüttüğü ‘İstirdat Planı’nın’ bir parçasıdır.

Türkiye, Yunanistan ve İngiltere ile birlikte Kıbrıs Cumhuriyeti’nin toprak bütünlüğünü korumak ve Anayasal düzenini devam ettirmek için ‘Garantörlük Sorumluluğu’ verilen üç ülkeden biridir ve Kıbrıs Cumhuriyeti’ni kuran Londra ve Zürih Antlaşmalarının altında imzası bulunmaktadır.

Garanti ve İttifak Antlaşması’nın II. Maddesi açıkça şunu yazmaktadır:

‘Yunanistan, İngiltere ve Türkiye, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin diğer herhangi bir devletle gerek birleşmesini gerekse adanın taksimini doğrudan doğruya veya dolaylı olarak gerçekleştirmeye yardımcı ve teşvik edici bir amacı olan tüm hareketleri kendi yetki ve ilgileri oranında önlemeyi üstlenirler’

“Türkiye’nin açık imzası ve taahhüdü olmasına rağmen açık açık ‘ben adayı bölmek istiyorum’ diyor”

Yukarıdaki uluslararası antlaşma maddesinin altında Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin açık imzası ve taahhüdü olmasına ve 1974 askeri müdahalesinin gerekçesi olarak, bu maddeyi ileri sürmesine rağmen, ayni Türkiye açık açık ‘ben adayı bölmek istiyorum’ diyerek sorumluluklarını unutturmaya çalışmaktadır.

“Crans Montana’da, büyük ölçüde uzlaşıya varılmasına rağmen, Erdoğan–AKP iktidarı ‘federasyon ölmüştür’ diyor”

1964 yılında Türkiye Başbakanı İsmet İnönü, ‘federasyonu’ Kıbrıs Sorununun çözümü için Türkiye adına öneren taraf olup, 1968’den beri Birleşmiş Milletlerin arabuluculuğunda yapılan çözüm görüşmeleri bu temel üstünde gerçekleşmiştir. Taraflar Crans Montana’da yapılan son toplantıya kadar geçen sürede, karşılıklı olarak büyük ölçüde uzlaşıya varmalarına rağmen, Erdoğan–AKP İktidarı ‘federasyon ölmüştür’ açıklaması yapabilmekte ve adamızın kuzeyindeki kuklaları da Kıbrıslırumları suçlayarak çözümü engellemek için yoğun uğraşı vermektedirler.

1974 sonrası Kıbrıs Türk Toplumu, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin ona kazandırdığı toplumsal haklara dayalı olarak kendi kendini yönetirken, 1983 yılında tanınmayacağını bile bile ayrı devlet ilanı ile uluslararası hukukun dışına çıkarılmıştır.

Bu gelişme ile birlikte Kıbrıs Türk tarafı ‘ayrılıkçı, bölücü’ olarak tanımlanarak, Kıbrıs Rum tarafının ‘1963’te Kıbrıslıtürkler devlete isyan etti’ tezine yasal zemin kazandırılmıştır. Bu siyasi adım, Kıbrıs Cumhuriyeti’ni Kıbrıslırumların tek başlarına yönetmelerine zemin yaratan ve Türkiye’nin de onay verdiği 4 Mart 1964 Birleşmiş Milletler’in 186 sayılı kararına destek sağlamış ve Kıbrıs Türk Toplumu’nun dünyadan soyutlanmasını hızlandırmıştır.

“1983 yılına kadar, Kıbrıs Türk toplumu dünya ile ticaret yapabiliyorken, bu yıldan sonra kendi kendimize ambargo uygular duruma geldik”

1983 yılına kadar, Kıbrıs Türk toplumu dünya ile ticaret yapabiliyorken, bu yıldan sonra gümrük mühürlerinin değiştirilmesi ile birlikte kendi kendimize ambargo uygular duruma geldik. Üretilen mallar Mağusa Limanı ve Ercan Havaalanı’ndan Avrupa’ya rahatça giderken, artık gitmez olmuş, üretim durmuş, Sanayi Holding kapanmış, narenciye, patates ve diğer tarım ürünleri pazarları ABAD kararları ile birlikte Kıbrıs Türk Toplumu’na kapanmıştır.

1983 yılına kadar Türkiye takımları adamıza gelip maç yapabiliyorken, bu yıldan sonra bizi devlet olarak tanıdığını söyleyen Türkiye takımları, Kıbrıslırum takımlarla rahatça maç yapabiliyorken bizi görmezden gelmektedirler.
Kıbrıs Türk Federe Devleti’nin verdiği seyahat belgesi ve pasaportlar ile İngiltere başta olmak üzere birçok ülkeye vizesiz girebiliyorken, 1983 sonrası verilen pasaportlar nedeni ile seyahat özgürlüğünün önüne ‘vize’ engeli çıkarılmıştır.

“Kıbrıs Türk Devleti girişimleri de Kıbrıs Cumhuriyeti’nden kaynaklanan haklarımızı ortadan kaldıracak”

Bu listeyi uzatmak mümkündür. Görüleceği üzere 1983 ‘ten beri Kıbrıs Türk Toplumu’nun toplumsal hakları Türkiye tarafından geriye götürülmeye çalışılmaktadır. Avrupa Birliği ve Uluslararası hukuk içine girme yerine, Kıbrıslıtürkleri dünyadan soyutlayacak iki ayrı devlet ve Kıbrıs Türk Devleti girişimleri de bizim Kıbrıs Cumhuriyeti’nden kaynaklanan haklarımızı ortadan kaldıracaktır. Elimizde tuttuğumuz ve bizi uluslararası hukuk içinde tutan Kıbrıs Cumhuriyeti kimlik ve pasaportlarının da elimizden alınmasını ve geçiş kapılarını bize kapanmasını getirecek gelişmelerin arifesindeyiz.

Birleşmiş Milletler’in arabuluculuğunda 1968 yılından beri devam eden görüşme sürecini Crans Montana’da kaldığı yerden devam ettirerek, varılan karşılıklı uzlaşıları siyasi eşitlik ve tüm Kıbrıslıların insan hakları temelinde bir antlaşmaya dönüştürmek en akılcı yoldur.

“‘Ambargo var, izolasyon var, Rumlar çözüm istemez’ diyerek yaygara koparmanın hiçbir yararı yok”

Bu yolda yürüme yerine ayrılıkçı maceralarla Türkiye’nin kolonisi veya alt yönetimi olmayı reddeder, çözümden kaçmak ve kendi kendimizin etrafına duvar örerek, ondan sonra da ‘ambargo var, izolasyon var, Rumlar çözüm istemez’ diyerek yaygara koparmanın hiçbir yararı olmadığını vurgular, tüm topluma tehlikenin büyüklüğünü bir kez daha hatırlatırız”















Başa dön tuşu