
Kıbrıslıtürklerin 6’ncı Cumhurbaşkanı seçilen Tufan Erhürman, Cumhurbaşkanlığı’nda gerçekleşen devir teslim töreni ile atanmış 5’inci Cumhurbaşkanı Ersin Tatar‘dan görevi devraldı
Erhürman biraz önce, atanmış 5’inci Cumhurbaşkanı Tatar’dan görevi devraldı
Cumhurbaşkanlığı binasında gerçekleşen törenle atanmış 5’inci Cumhurbaşkanı Ersin Tatar‘dan görevini resmen devralan Tufan Erhürman, seçim döneminde “cumhurbaşkanlığının Kıbrıs Türk halkının evi olacağını” temenni ettiklerini hatırlatarak, halka, “hepiniz evinize hoş geldiniz” dedi.

Konuşmasında geçmiş liderleri rahmetle anan Erhürman, “Doktor Fazıl Küçük’ü, Rauf Raif Denktaş’ı ve tüm eski cumhurbaşkanlarımızı saygıyla ve minnetle anıyorum” ifadelerini kullandı. Türkiye Cumhuriyeti adına törende yer alan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’a hitaben konuşan Erhürman, “Aramızdaki kardeşlik ilişkilerinin nişanesi olarak Sayın Yılmaz’a bir kez daha hoş geldiniz diyorum” dedi.
“Kulağım hep yurttaşlarımızda olacak, çünkü bu ülkenin insanları daha umutlu ve müreffeh bir yaşamı hak ediyor”
Görev sürecinde halkın sesine kulak vermeye devam edeceğini belirten Erhürman, “Kulağım hep yurttaşlarımızda olacak, çünkü bu ülkenin insanları daha umutlu ve müreffeh bir yaşamı hak ediyor” vurgusunu yaptı. Konuşmasında çocuklara özel bir yer ayıran Erhürman, “Bu topraklarda yaşayan her çocuk benim çocuğumdur, birinci görevim onların eşit ve özgür büyümelerini sağlamaktır” dedi.

“Bu adada Kıbrıslıtürkler de Kıbrıslırumlar kadar egemendir, kimsenin bizi yok saymasına izin vermeyiz”
Kıbrıs Türk halkının adadaki egemenliğine dikkat çeken Erhürman, “Bu adada Kıbrıslıtürkler de Kıbrıslırumlar kadar egemendir, kimsenin bizi yok saymasına izin vermeyiz” şeklinde konuştu. Müzakere sürecine değinen Erhürman, “Kıbrıs Türk halkı müzakere olsun diye değil, çözüm olsun diye müzakere ister” ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanlığı döneminde Türkiye ile ilişkilerin güçlendirilmesine önem vereceğini belirten Erhürman, “Görevim, Türkiye Cumhuriyeti ile ilişkilerimizi çok daha ileri bir seviyeye taşımaktır” dedi.
Konuşmasını duygusal bir tonla tamamlayan Erhürman, “Cumhurbaşkanlığı halkın evi olacak; bu yolu halkımla, çocuklarımızla, gençlerimizle, hep birlikte yürüyeceğim. Evinize hoş geldiniz” sözleriyle hitabını noktaladı.

Erhürman’ın konuşmasının tamamı şu şekilde:
Bugün burada Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin 6’ıncı Cumhurbaşkanı olarak görevi ve sorumluluğu devralırken beni ve sevgili eşimi yalnız bırakmadığınız için hepinize yürekten teşekkür ediyorum. Sağ olun, var olun. Öncelikle liderimiz Doktor Fazıl Küçük’ü, kıymetli eşleri Süheyla Küçük’ü, kurucu cumhurbaşkanımız Rauf Raif Denktaş’ı ve kıymetli eşleri Aydın Denktaş hanımefendiyi rahmetle ve minnetle anıyorum.

Cumhurbaşkanımız Sayın Mehmet Ali Talata, kıymetli eşleri Sayın Oya Talat’a, 3. Cumhurbaşkanımız Sayın Doktor Derviş Eroğlu’na, kıymetli eşleri Sayın Meral Eroğlu’na, 4’üncü Cumhurbaşkanımız Sayın Mustafa Akıncı’ya, kıymetli eşleri Sayın Meral Akıncı’ya ve bugün görevi kendisinden devralmakta olduğum 5’inci Cumhurbaşkanımız Sayın Ersin Tatar’a ve kıymetli eşleri Sayın Sibel Tatar’a, ülkemize ve halkımıza hizmetlerden dolayı yürekten teşekkür ediyorum.

Aramızdaki sarsılmaz kardeşlik ilişkilerinin nişanesi olarak bugün Türkiye Cumhuriyeti adına burada bizlerle birlikte olan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Sayın Cevdet Yılmaz’a huzurlarınıza bir kez daha hoş geldiniz diyorum. Siyasi hayatım boyunca da seçim sürecinde de sürekli halkımızı, yurttaşlarımızı dinledim. Bundan sonra da kulağım hep yurttaşlarımızda, hep halkımızda olacak. Bu güzel ülkede insanlarımızın daha mutlu, daha umutlu, daha müreffeh bir yaşam sürmeyi hak ettiklerini düşündüm hep.

“Atatürk’ün dediği gibi muasır medeniyet seviyesinde bir ülkey bırakmak borcumuzdur”
Annelerimizin, babalarımızın, ninelerimizin, dedelerimizin verdikleri varoluş mücadelesinin sonrasında çocuklarımıza, torunlarımıza çok daha güzel, büyük önder Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi muasır medeniyet seviyesinde insan onuruna yaraşır bir hayat sürecekleri bir ülke bırakmanın borcumuz, yükümlülüğümüz olduğunu yüreğimin en derinlerinde hissettim.

Biliyorum ki Kıbrıs Türk halkını siyasi görüş, parti gibi ayrımlar gözetmeksizin birleştiren en önemli unsur çocuklarımızdır. Bilinmesini isterim ki benim gözümde annesi, babası, kendisi nerede doğmuş olursa olsun bu topraklarda yaşayan her çocuk benim çocuğumdur.

“Şampiyon meleklerimiz ve bu ülkede kaybettiğimiz tüm çocuklarımız yüreklerimizde yaradır”
Ve cumhurbaşkanı olarak benim birinci görevim çocuklarımızın eşit, özgür, sağlıklı ve mutlu büyümeleri yaşamaları için gece gündüz demeden çalışmaktır. Şampiyon meleklerimiz ve bu ülkede kaybettiğimiz tüm çocuklarımız yüreklerimizde yaradır ve ben bu yaranın hayatım boyunca kapanmayacağının bilinciyle yaşıyorum. Gazze’de öldürülen binlerce çocuğumuzun da Kıbrıs Türk halkının yürek yarası olduğunu buradan bütün dünyaya duyurmak istiyorum. Kaybettiğimiz çocuklarımıza borcumuzun ödenmesi mümkün değil biliyorum. Ve bu bilgi bana çocuklarımız için çok daha fazla çalışmamız gerektiği bilincini aşılıyor.

“Kıbrıs Türk halkının bu ülkedeki hak ve çıkarlarını korumak birinci vazifedir”
Bu ülkede varoluş mücadelesini çok ağır şartlarda, ağır bedeller ödeyerek veren büyüklerimize ve üzerlerine titrediğimiz çocuklarımıza karşı en önemli borcumuz bu ülkeyi, bu halkı dünyada hak ettiği yere taşımak, dünyayla buluşturmak, çocuklarımıza, müreffeh ve gelişmiş ülkelerin çocuklarına sağladıkları olanakları sağlamaktır. Bunun için Kıbrıs Türk halkının bu ülkedeki hak ve çıkarlarını korumak ve gelecek nesillere aktarmak birinci vazifedir. Bütün dünya bilmelidir ve bilecektir ki, Kıbrıs Türk halkı bu adadaki iki eşit kurucu ortaktan biridir ve bu adanın üzerinde etrafında her ne varsa onda ortaktır.
Bu adada güvenlik, enerji, hidrokarbonlar, bu adada güvenlik, enerji, hidrokarbonlar, deniz yetki alanları, ticaret yolları, Avrupa Birliği yurttaşlığı gibi alanlarda Kıbrıs Türk halkının iradesi olmaksızın karar alınması, Kıbrıs Türk halkının yok sayılması mümkün değildir. Kıbrıs Türk halkının bu adadaki egemenlik haklarına sahip çıkmak hem bu halkın bu adadaki statüsünün gereği hem de varoluş mücadelesini veren büyüklerimize ve bu ülkeyi devredeceğimiz çocuklarımıza karşı yükümlülüğümüzdür.

Bir hukukçu olarak benim derdim sözcükler ve kavramlar ziyade içeriktir. Ve biliyorum ki insanlarımızdan federasyon diyenler de iki devlet diyenler de az önce söylediklerim konusunda yani Kıbrıs Türk halkının bu adadaki iki eşit kurucu ortaktan biri olduğu konusunda ve bu adanın etrafındaki her ne varsa onun ortağı olduğu konusunda hangi fikirde olursa olsun, biliyorum ki halkımız tam anlamıyla hemfikirdir. Yukarıda saydığım ortak yetki alanlarıdır ve yalnızca Kıbrıs Rum halkının egemenlik ya da yetki alanında sayılması mümkün değildir.
“Kıbrıs Rum halkı bu adada ne kadar egemense Kıbrıs Türk halkı da o kadar egemendir”
Kıbrıs Rum halkı bu adada ne kadar egemense Kıbrıs Türk halkı da o kadar egemendir. Bu adadaki bir Kıbrıs Rum çocuk hangi haklara sahipse bu adadaki bir Kıbrıslıtürk çocuk da aynı haklara sahiptir. Hidrokarbonlar üzerinde Kıbrıslırumların ne kadar hakkı varsa Kıbrıslıtürklerin de o kadar hakkı vardır. Hiç kimsenin bu adada Kıbrıs Türk halkı yokmuş gibi davranmasını asla kabul etmeyiz.

Herkes bilecektir ki Kıbrıs Türk halkı bu adada hep vardı. Bugün de vardır ve bundan böyle de hep var olacaktır. Kıbrıs Türk halkı çözüm iradesini bu adanın tamamının bu adanın tamamının garantörü olan Türkiye Cumhuriyeti ile birlikte defalar bütün dünyanın gözü önünde ortaya koymuştur. Kıbrıs Türk halkı çözümden, müzakereden, masadan hiçbir zaman kaçmamıştır.
Ama bilinmelidir ki bunca yaşanmışlıktan sonra dostlar alışverişle görsün diye müzakere etmek benim halkımın kabul edebileceği bir şey değildir. Benim halkım müzakere olsun diye müzakere değil, çözüm olsun diye müzakere istemektedir.
Bu nedenledir ki Kıbrıslıtürklerin siyasi eşitliğinin pazarlık konusu haline getirildiği, zaman sınırlaması içermeyen, sonuç odaklı olmayan, müzakerelerin bir kez daha Kıbrıs Rum liderliğinin masayı terk etmesi sonucu sona ermesi durumunda bugünkü statikaya dönülmeyeceğinin baştan güvence altına alınmadığı bir metod, çözümü getirmeyeceği baştan öngörülebilir olduğu için müzakere masasına oturmaya engeldir. Bu bölgede çözüm, kalıcı barış ve istikrar.
“Bu adada Türkler ve garantör ülke Türkiye görmezden gelinerek hat ve yetkileri ihlal edilemez”
Bu adada Türkler ve bölgede garantör ülke Türkiye görmezden gelinerek hat ve yetkileri ihlal edilerek sağlanamaz. O nedenle diğer garantör ülkelere Kıbrıs Rum halkına, Kıbrıs Rum liderliğine ve bütün dünyaya buradan çağrım herkesin kazanacağı çözüme, kalıcı barışa ve istikrara odaklanmaktır. Ancak bilinmelidir ki bizi çözüme ulaştıracak müzakere masasının kurulmasını sağlayacak koşullar oluşmadığı takdirde Kıbrıs Türk halkının çözüm iradesi bu kez de görüşme masasında olacaktır.

Yeni geçiş noktalarından var olan geçiş noktalarının rahatlatılmasına, Yeşil Hat Tüzüğü çerçevesinde ihracatta karşımıza çıkan sorunlardan mülkiyet konusunda gündeme getirilen davalara hala yürürlüğe girmemiş olan doğrudan ticaret tüzüğünden turizm konusunda karşımıza çıkarılan engellere karma evliliklerden doğan çocuklarımızın Avrupa Birliği vatandaşlığı hakkından adadaki dolaşım özgürlüğüne kadar pek çok konunun ele alınması, yeni ve yaratıcı güven artırıcı önlemlerin gündeme getirilmesi ve yurttaşlarımızın ihlal edilen haklarının korunması bizim için son derece önemlidir.
“Türkiye ile ilişkiler başka herhangi iki devlet arasındaki ilişkilerle kıyaslanamayacak derecede özeldir”
Bu ve benzer konular yalnızca Kıbrıs Rum liderliği ile değil, Avrupa Birliği, Birleşmiş Milletler, Türk Devletleri Teşkilatı, İslam İşbirliği Teşkilatı gibi uluslararası kuruluşlarla da ele alınacak. Bu amaçla elbette, Türkiye Cumhuriyeti’nin geçmişte olduğu gibi, açılmasına yardımcı olacağı tüm diplomatik kanallardan yararlanılacaktır. Türkiye Cumhuriyeti ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti arasındaki ilişkiler başka herhangi iki devlet arasındaki ilişkilerle kıyaslanamayacak derecede özeldir.

Bugüne kadar hiçbir cumhurbaşkanımız müzakere süreçlerini ve Kıbrıs sorunu ve dış politikayla ilgili diğer süreçleri Türkiye Cumhuriyeti ile istişare etmeden yürütmemiştir. Bu elbette benim cumhurbaşkanlığım döneminde de değişmeyecektir. Benim görevim Türkiye Cumhuriyeti, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ilişkilerini çok daha iyi bir seviyeye taşımak olacaktır.
“Mülkiyet düzeninin öngörülebilir kılınması hassasiyetle çalışacağım konulardan biridir”
Hep söylediğim gibi cumhurbaşkanlığı makamının yalnızca dışarıda değil anayasa mevzuat çerçevesinde içeride de görevleri vardır. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde bir nüfus politikasının geliştirilmesi kamu yönetimiyle ve başta eğitim ve sağlık olmak üzere kamu hizmetleri ile ilgili şikayetlerin ve güvenlikle ilgili endişelerin azaltılması, kamu görevlerinde liyakat esas alınması, beyin göçünün engellenmesi, göç eden gençlerimizin ülkemize dönüşünün teşvik edilmesi, hukukun üstünlüğüne saygı gösterilmesi, nicelik değil nitelik odaklı yükseköğretim, Taşınmaz Mal Komisyonu’nun sürdürülebilir, mülkiyet düzeninin öngörülebilir kılınması cumhurbaşkanı olarak benim üzerlerinde hassasiyetle çalışacağım konuların bir kısmıdır.

Cumhurbaşkanının bu konuların bazılarında anayasa ve mevzuatın diğer kısımlarından kaynaklanan doğrudan yetkileri varken diğerlerinde dolaylı ya da sorunların çözümüne önayak olmak şeklinde ifade edilebilecek yetkileri vardır. Benim açımdan önemli olan halkımızın yaşadığı sorunların, halkın derdiyle dertlenmek ve çözüm için çaba sarf etmektir.
“Hükümetle yarışa veya çatışmaya girmeksizin sorunların çözümü için azami göstereceğim”
Bu noktada bir kez daha söylemeliyim ki Anayasa’da cumhurbaşkanına yüklenen tarafsız olma, Kıbrıs Türk halkının bütününü temsil etme ve halkın tamamını kucaklama görevi benim için en önemli görevdir. Beni yakından tanıyan halkımızın hükümette hangi siyasi parti ya da partiler olursa olsun hükümetle yarışa veya çatışmaya girmeksizin sorunların çözümü için azami göstereceğim.

İnsanlarımız arasında asla ayrımcılık yapmayacağım ve yaptırmayacağım. Hiçbir ayrım gözetmeksizin tüm insanlarımızın hak ve özgürlüklerine sahip çıkacağım konusunda kuşku duymayacağından eminim. Konuşmamı bitirmeden önce cumhurbaşkanlığı seçimine ilişkin kısa bir değerlendirme de yapmak isterim. Seçim sürecinde de, seçim sonucunda da söyledim.
“Kıbrıs Türk halkı demokrasiyi içselleştirmiş bir halktır”
Kıbrıs Türk halkı demokrasiyi içselleştirmiş bir halktır. Farklı siyasi görüşlerdeki yurttaşlarımız en yoğun siyasi tartışmaları yaptıktan sonra oturup birbirleriyle sohbet edip gülebilecek demokratik olgunluğa sahiptir. Ve bunlar asla kaybetmememiz, üzerine titrememiz, hassasiyetle korumamız gereken dünyaya örnek olabilecek hasretlerimizdir.

“Bu seçimin kaybedeni yoktur. Kazanan Kıbrıs Türk halkıdır”
Bu seçimin kaybedeni yoktur. Kazanan Kıbrıs Türk halkıdır, çocuklarımızdır ve kardeşliğimizdir. Bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra cumhurbaşkanlığı makamında da bölünmemize, parçalanmamıza, kardeşliğimizin zedelenmesine asla izin vermeyeceğimi yüreğimin en derinden gelerek söylemek isterim. Evinize hoş geldiniz diyerek başlamıştım. Evet, cumhurbaşkanlığı halkın evi olacak.
Bizim en büyük zenginliğimiz nüfusumuzla kıyaslanamayacak kadar yetişmiş insan kapasitemiz beşeri sermayemizdir. Sanatçılarımız, bilim insanlarımız, sporcularımız, üreticilerimiz, emekçilerimiz, iş insanlarımız, engellilerimiz sadece onlar değil, örgütlerimiz de kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarımız, sendikalarmız, sivil toplum örgütlerimiz, gençlik, kadın, çevre örgütlerimiz, en fazla da gençlerimiz, en fazla da çocuklarımız. Hepimiz burada kendimizi evimizde hissedecek, birlikte çalışacak, birlikte üretecek halkımızı, ülkemizi yurt dışında hep birlikte temsil edecek bu güzel ülkeyi daha güzel günlere hep birlikte taşıyacağız.
“Müsterihim çünkü bu yolu halkımla birlikte yürüyeceğimden adım gibi eminim”
Buna inancım sonsuzdur. Bugün huzurlarınızda sevgili eşim Nilden ve canımız oğlumuz Toprak ile huzurlarınızda büyük bir sorumluluk üstlenmiş bulunuyoruz. Ama bilin ki son derece müsterihim. Müsterihim çünkü bu yolu halkımla birlikte, sizlerle birlikte yürüyeceğimden, çocuklarımız, torunlarımız geleceğimiz için hep birlikte çalışacağımızdan, haklarımız için hep birlikte mücadele edeceğimizden, yol arkadaşı olacağımızdan adım gibi eminim.
Halkımla sizlerle yol arkadaşlığı yapmak benim için onurdur. Bu halkın bir mensubu olmak benim en büyük gururumdur ve sizlere bu halkın kendisiyle, ülkesiyle ve kurumlarıyla gurur duymasını sağlamak için sizlerle birlikte gece gündüz demeden çalışma sözü veriyorum. Hepinizi saygıyla, sevgiyle kucaklıyor ve bir kez daha evinize hoş geldiniz diyorum. İyi ki varsınız. Sağ olun, var olun”



















