InstagramKöşe Yazarlarımız

Kendini Mi Yaksın?

Evlat acısının tarifi yoktur…

Toplum olarak bunu 6 Şubat depreminde yaşadık…
Adıyaman’da çocuklarımızı kaybettik…

Evlatlarını toprağa veren anne ve babaların acısını paylaştık…
O günden beri çocuklarımıza bir başka bakar olduk…
Onları severken ellerimiz titriyor…

Bunu yaşamış bir toplum ve o toplumun yönetimi olarak bu tür konulara hiç olmadığı kadar duyarlı olacağımızı düşünmüştüm…

“Nerede böylesine büyük bir acı, orada biz”olacağımızı sanmıştım…

Ancak ne yazık ki öyle olmadı!..

***

Bir baba evladını kaybetmiş, yırtınırcasına “Evladım ihmal sonucu öldü” diye haykırıyor…

Ali Can Gül

Futbol oynamaya ara verdiği süreçte aldığı kilolar nedeniyle son dönemin en popüler operasyonu (10 dakikalık bir mide balonu taktırma operasyonu) için Türkiye’ye gitti, masaya yattı ancak bir daha kalkamadı!..

Basına “Kalp krizi” diye bilgi geçildi ancak genç kardeşimize otopsi bile yapılmadı!..

Acılı Babası günlerdir, “Oğlum kalp krizinden ölmedi” diyor…

Doktorun ve operasyonun yapıldığı hastanenin ihmallerini teker teker sıralıyor…

Aynı operasyonlar ülkemizde de yapılıyor…
Etrafımdaki birçok kişi bu operasyonu yaptırmış durumda…

Elbette her operasyonun bir riski vardır ancak bu operasyonun öyle çok büyük riskler taşımadığını hepimiz biliyoruz…

Binde bir olacak şey Ali Can’a mı denk geldi?
Olabilir!..

En küçük risk gelip genç kardeşimizi bulmuş olabilir…
Veya babanın feryadı doğrudur, genç kardeşimiz bir ihmal yüzünden aramızdan ayrılmıştır!…

Bunu öğrenmenin yolu belli…

Yaşanılan bu olay araştırılmalı, ihmali olan varsa yargılanmalı ve Ali Can kardeşimizin ailesi evladını neden kaybettiğini öğrenmeli…

Bu ailenin en doğal hakkı!..
Ancak bakıyorum 2-3 basın organı dışında bu olayı takan yok!…
Oysa yazının girişindeki hassasiyetin gösterilmesini beklerdim…

Özellikle de ülkeyi yönetenlerden…

Acılı babaya “Gel be gardaş buraya, senin evladın bizim evladımız” deyip telefonu Ankara’ya kaldırmalıydılar…

İlgili doktor ve hastane hakkında yasal işlem başlatılmasını talep etmeliydiler…

Ve acılı babaya, Kıbrıs Türk Barolar Birliği ile temasa geçip Türkiye Barolar Birliği’nin desteğini sağlamalıydılar…

Görebildiğim sadece bir başsağlığı mesajı ile süreç geçiştirildi…

Hani ülkeyi yönetenler bunu yapmıyor, belki muhalefet devreye girer diye düşündüm…

Örneğin CTP Lideri Tufan Erhürman ile TC Lefkoşa Büyükelçisi’nin tanışıklığı eskiye dayanıyor…

Mesela o bu konuda Sayın Metin Feyzioğlu’ndan destek talep edebilirdi…

Acılı babaya “Gel be gardaş, belki bu ülkeyi yönetenlerin önceliği insan hayatı değil ama biz yanındayık” güvenini verseydi…

Fakat kimse bu adamın elinden tutmadı ve acısına ortak olmadı!..

Hani bu adama birisinin yardımcı olması için illa sokak ortasında kendisini mi yakması gerekiyor?

Bilmiyorum, belki de ben abartıyorum!!!

Veya fazlasıyla hassaslaştım ama bu adamın, bu babanın acısının paylaşılması gerektiğine inanıyorum…

Nasıl ki sevgi paylaşarak çoğalıyor, acı da paylaşarak azalır…











Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu