InstagramKöşe Yazarlarımız

Başörtüsü ve Laiklik Açısından Tehlikeli Gelişmeler!






Son dönemde, Türkiye Cumhuriyeti elçiliği aracılığıyla Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) eğitim sisteminde başörtüsü uygulamalarının yaygınlaştırılması için atılan adımlar, laik bir yapı ve çağdaş bir toplum anlayışı açısından kaygı verici bir gelişmedir.

Cumhurbaşkanlığında 03 Nisan 2025 tarihinde yapılan toplantıda, Tatar, Üstel ve Başeri’nin bir araya gelmesi, sadece eğitim alanında değil, genel anlamda toplumda sorgulayıcı bir düşünce yapısını zayıflatacak adımların atıldığını göstermektedir.

Laiklik ilkesi, yalnızca din ve devlet işlerinin ayrılması anlamına gelmemekte, aynı zamanda bireylerin inançlarını özgürce yaşayabilmesi için gerekli olan koşulları da sağlamaktadır.

Ancak, başörtüsü gibi tartışmalı konuların eğitim müfredatına entegre edilmesi, toplumda gerici bir anlayışın yaygınlaşmasına ve bireylerin düşünsel özgürlüğünün kısıtlanmasına neden olmaktadır.

Bu uygulama, çağdaş ve demokratik bir sistemin temel taşlarını zayıflatmanın başlangıcı olarak değerlendirilmektedir. Tarihsel olarak, laiklik ilkesi toplumların ilerlemesi için gerekli bir zemindir; bu zemin sarsıldığında, demokrasinin de temelleri tehlikeye girmektedir.

Eğitim alanındaki bu değişim, sadece bugünü değil, gelecekteki nesilleri de etkileyecek bir boyutta önemli bir dönüşüm yaratma potansiyeline sahiptir.

Bugün yaşanan bu gelişmelerin en ağır sonuçlarından biri, anayasamızda yer alan laiklik ilkesine aykırılıktır.

Anayasa, bireylerin inançlarını özgürce yaşayabilmesi için bir zemin sunarken, devletin de bu inançları koruma sorumluluğu bulunmaktadır.

Başörtüsü gibi dinî sembollerin eğitim kurumlarında teşvik edilmesi, bu sorumluluğun tamamen göz ardı edilmesi anlamına gelmektedir.

Bu noktada, eğitim sendikalarının ve demokratik kitle örgütlerinin bu duruma karşı seslerini yükseltmeleri büyük bir öneme sahiptir.

Bizler, bu anlayışa karşı durmalı, öğretmenlerimizin ve eğitim çalışanlarımızın yanında yer alarak kadim değerlerimize sahip çıkmalıyız.

Sadece bireysel olarak değil, topluca sesimizi yükselterek bu durumu protesto etmemiz gerekmektedir.

KKTC’nin mevcut durumunun bir işgal altında olduğu ifade edilmektedir.

Bu işgal, sadece fiziki bir varlık üzerinden değil, toplumsal ve kültürel değerlerimiz üzerinden de gerçekleşmektedir.

Uzun zamandır devam eden bu duruma dur demek, artık bizlerin görevidir.

Mevcut yönetim ve onların temsil ettiği anlayış, laik bir yapıyı zayıflatmakta ve bir gericilik dönemine kapı açmaktadır.

Bu duruma seyirci kalmak, ileride telafisi imkânsız sonuçlar doğurabilir.

Sokağa çıkarak, düşüncelerimizi ve itirazlarımızı ifade etmek zamanıdır. Toplumsal bir direnişle, bu uygulamaların önüne geçmeli ve laik, demokratik bir toplum için bir araya gelmeliyiz.

Gelişmelerin dikkatle izlenmesi ve sorunların çözümü için etkin ve güçlü bir ses çıkartılması gerektiği aşikardır.

Eğitim sisteminin bu şekilde dönüştürülmesine, toplumun gerici bir anlayışa sürüklenmesine ve Anayasal değerlere aykırı adımların atılmasına izin vermemek, hepimizin ortak sorumluluğudur. Bu noktada, ayağa kalkarak, hem bireysel hem de toplumsal bir bilinçle hareket etmeliyiz.

Unutmayalım ki, laiklik ve demokrasi, toplumsal barışın ve bireysel özgürlüklerin güvencesidir ve bu değerlere sahip çıkmak hepimizin sorumluluğudur.

Sesimizi yükseltmek ve bu durum karşısında sessiz kalmamak adına, birlikte hareket etme zamanı gelmiştir.













Başa dön tuşu