InstagramKöşe Yazarlarımız

Yeşim Gözlü Dev Kadına







On Haziran’ın on bire bağlandığı bir gece, çalışırken bilgisayarda radyoyu açtım.

Ruhum ne kadar entelektüel olsa da gecenin sabaha bağlandığı saatlerde arabesk dinleme gibi bir huyum var –Lefkeli abilerimiz sağ olsun

Kulak aşina olunca çok da yadırgamıyorum. Ve yâd ediyorum; geleni, gideni, kalanı, özlediklerimi…

İşte bu saatlerde, bir film şeridi gibi geçiyor gözlerimin önünden her şey. Her şey, teker teker yerlerinden çıkıyor.

Hele de dinlediğim radyo yayınının bile bir anısı, bir yaşanmışlığı varken hem de…

Kendi cehennemimde kıvranırken, gecenin ikisi…

Acı acı çalan bir telefon sesiyle kafamı işten, daldığım ve boğulduğum o andan kaldırdım. Telefonu açtığımda tanıdık bir acı sesi geldi karşıdan. Tanıdık dediysem, ses tonu değil; acının kendisiydi tanıdık olan.

Sistemin, her şey gibi elimizden aldığı bir değerin, bir dostumun, Şöhret’imin emanetiydi o ses. Geride bana bıraktığı bir dost, bir kardeş; onun ise kalbinde devrim yaptığı büyük bir aşk…

Şöhret’le ilk tanışmamız bir çorbacıda olmuştu. Gözleri zümrütten hallice, simsiyah saçları vardı.

Yorgunluğu, yaktığı sigaradan görülüyordu adeta. Yorgunluğuna rağmen çok sevgi dolu, çok sevecen, yaşam dolu bir kadındı.

Onunla şarap tadındaydı bütün konuşmalarımız. Denizin kenarında şarap içmek için yaz mevsimine sözleşmiştik.

Sözümüz yarım kaldı. Ne o yazı görebildi ne de ben arkadaşımla o sahilin kenarında ezilen üzümlerin suyunu içebildim.

Çünkü bu kahrolası sistem, umudumuzla, hayallerimizle yaşarken bizi öldürdüğü gibi; sapasağlam insanları da ihmalkârlıkları yüzünden bizden alıyor.

Gün geçtikçe, bu sistem bizi yaşatmamak için söz vermişçesine her koldan basiretsizliklerini gösterip hayatımızı altüst ediyor. Tıpkı dostum, yoldaşım, Şöhret’imi yok ettikleri gibi…

Söyleyeceğim çok şey var ama…

Ne yazsam da biliyorum ki kimsenin o kafasına girmeyecek. Hiç kimse mevkisinden istifa etmeyecek. Ve hiç kimse de utanma, mahcup olma gibi onurlu hisler taşımayacak.

Acı demiştim…

Siz hiç, acıdan bir yere sığmadığınızı hissettiniz mi?

Sevdiğiniz, âşık olduğunuz bir kadını ya da bir adamı toprağın altına gömüp “O karanlıktan korkardı, ne yapacak orada?” dediniz mi?

Sizin de topraksız ölüleriniz oldu mu?

Özlemekten burnunuzun direğini sızlatan insanların yanından çaresizce geçtiniz mi?

Hayallerinizden vazgeçtiniz mi?

Geleceğe dair umudunuzu kaybettiniz mi?

Açlıktan, savaştan ölen binlerce insanın feryadına çaresizce, eliniz kolunuz bağlı kaldınız mı?

Tanrım, ne çok acı çekiyoruz.

Acıdan nefes alamadığımız geceler yaşıyoruz.

Tanrım, ne çok insan gömüyoruz -kimini toprağa, kimini kalbimize-…

Ve Tanrım, ne çok kapanmıyor bu gözlerimiz; yaşam denilen bu cehennemin şeytanları yüzünden.

Şairin “hüzün mevsimi” dediği şeyin tam da ortası…

Hüzün mevsimidir şimdi, bütün şiirleri gezen dediği yer…

Gecenin ikisi…
Cehennemin dibi…

Radyoda “Sabahçı Kahvesi”…
Entelektüel birikimler sizin olsun.

Benim yaşadığım bütün acılar sanırım birer arabesk kraliçesi…
Hüzünlerin assolisti.

Öperim hırpalanmış kalbinizden…













Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu