Diyelim Yüzde 17.79’u Verdiler!

İstatistik Kurumu’nun son verilerine göre, altı aylık hayat pahalılığı yüzde 17,79 olarak gerçekleşti.
Önce bir yanlış anlamayı düzeltelim, bu oran maaşımızın ne kadar eridiğini göstermiyor. Hayatın ne kadar pahalılandığını gösteriyor.
Yani 1 Ocak 2025’de 43 bin 469 TL ile yüz birim ürün alabiliyorsak; 1 Temmuz 2025’de aynı para ile 84,90 birim ürün alabiliyoruz.
Bu da bugünün 43 bin 469 TL’sinin, 1 Ocak tarihindeki 36 bin 903 TL ile eşit olduğu anlamına gelir.
Kısacası asgari ücretin altı ayda 6 bin 571 TL eriyerek, önceki asgari ücret olan 40 bin 436 TL’nin de altına indiğini gösterir.
Peki bu altı aylık kaybımız 6 bin 571 TL’den mi ibaret? Hayır! Çünkü yüzde 17,79’lük hayat pahalılığı bir defada oluşmadı.
Bu oran altı ay boyunca her gün birikerek, yani yüz seksen günde oluştu.
Ama hem maaşlar aydan aya ödendiği hem de enflasyon rakamları aylık olarak hesaplandığı için, biz bunu altı defada hesaplayabiliyoruz.
Yani her ay gerçekleşen hayat pahalılığı rakamlarını, maaşımızın alım gücüne oranladığımızda gerçek kaybımız ortaya çıkıyor.
Bu rakam, maaşların aydan aya erimesi ile altı ay için toplam 23 bin 749 TL’dir. Bu rakamı aklınızda tutun!
***
Şimdi diyelim ki Asgari Ücret Tespit Komisyonu toplandı. Ve diyelim ki Komisyon hayat pahalılığı oranında bir artışı Asgari Ücret’e yansıtmaya karar verdi! Biliyorsunuz bunlar çok sık olan şeyler değil.
Mesela 1 Ocak’ta geçmiş dört aylık hayat pahalılığı yüzde 11,12 olduğu halde, Asgari Ücret’e sadece yüzde 7,5 artış yapılmıştı!
Ama diyelim ki bu defa hayat pahalılığı oranında bir artış yapılmaya karar verildi.
Böyle bir durumda Asgari Ücret (brüt) 51 bin 202 TL olacaktır. Merak edenler için belirtelim bu durumda net maaş 44 bin 545 TL olur.
Ama biz hesaplarımızı brüt Asgari Ücret’ten yapmaya devam edeceğiz.
Evet diyelim ki hayat pahalılığı oranında bir artış yapıldı ve Asgari Ücret aylık 51 bin 202 TL olarak ilan edildi.
1 Temmuz’daki 51 bin 202 TL ile 1 Ocak’taki 43 bin 469 TL birbirine eşittir ve alım gücü aynıdır.
Ama 1 Şubat’ta, 1 Mart’ta, 1 Nisan’da, 1 Mayıs’ta ve 1 Haziran’da erimiş olan ücretler ile yeni Asgari Ücret’in ödeneceği 31 Temmuz’daki (henüz bilmediğimiz) hayat pahalılığı ne olacak?
İşçiler bu kayıpların üstüne bir bardak su içecekler. Ve patronlar da bu paranın üstüne oturacaklar.
İşte bu rakam 23 bin 749 TL ve Temmuz’da gerçekleşecek hayat pahalılığının toplamı kadardır!
Kısacası Asgari Ücrert Tespit Komisyonu hayat pahalılığı oranında bir artış yapsa bile, Asgari Ücretli’nin kayıpları yerine konmuş olmayacaktır.
***
Bu sorunun çözümü Asgari Ücret’in en düşük kamu maaşına eşitlenmesi ve iki ayda bir hayat pahalılığı oranında arttırılmasıdır.
Bu senaryoda dahi işçilerin hala, iki aylık enflasyon kadar kaybı olacaktır. Ama hem altı ay bu rakamın üç katıdır hem de söz konusu öneri mutlak ve kesin çözüm olarak önerilmemektedir.
Asgari Ücret’in en düşük kamu maaşına eşitlenmesi ve iki ayda bir hayat pahalılığı oranında arttırılması, patronlara şunu gösterecektir: İşçilerin maaşını eskisi gibi tırtıklamaları mümkün değildir.
Bunu anlayan patronlar maliyetlerini kısmak için başka yöntemler geliştirmek zorunda kalacaklardır.
Bir patron için maliyetin kısılması iki şekilde olur: Ya işçinin maaşına abanır ya da otomasyon yoluyla verimliliği arttırır.
Bilinmelidir ki Asgari Ücret artarken de maaşları kısmak mümkündür. Ama bu temel giderlerin ucuzlatılması ile sağlanır ve toplumu olumsuz etkilemez.
Eğitim, sağlık, ulaşım ve barınma maliyetleri azaldığı, enflasyon düştüğü oranda maaşları arttırmaya gerek kalmaz.
İkinci yol ise otomasyon yani verimliliğin arttırılmasıdır ki bu durumda yüksek teknolojili yatırımlar ve makineleşme devreye girer.
Daha çok maaş veren patron, aynı sayıda işçiden daha fazla verim almak için yatırım yapmak zorunda kalır. Bu da düzgün bir vergilendirme ile desteklenirse, yine tüm topluma yarar sağlar.
***
Bu konuların detaylarını başka yazılarda anlatmak üzere bir kenara bırakıyorum.
Ancak düşük asgari ücret politikasının sadece patronlara yarar sağladığını, toplumsal yaşama ise zarar verdiğini anlatmak için bu kadarının yeterli olduğunu düşünüyorum.
Niteliksiz ve ucuz işgücü ile darmadağın edilen toplumsal yaşama, kamusal eğitimin silinmesine, ücretsiz sağlık hakkının erimesine, toplu taşımaya yatırım yapılmaması nedeniyle trafiğin felç olmasına ve barınma hakkı diye bir hakkın kalmamasına tepkiliyseniz; bunun nedeni mevcut düşük asgari ücret politikasıdır.
Bu politika gelmiş geçmiş tüm hükümetlerin ortak programıdır ve vardığı yer; bir araç plakasına 250 bin TL veren şımarık zengin bebeleri ile 7 bin 333 TL’lik maaş artışını umutla bekleyen geniş halk kitleleri yaratmaktan öte bir yer değildir.
İşçi sınıfının çıkarı, tüm toplumun çıkarıdır. Patronların çıkarı ise arabalarının plakalarına astıkları bir statü sembolüdür ve topluma hiçbir faydası yoktur.



















