InstagramKöşe Yazarlarımız

Bavuldan Taşan Düşünceler







Gönül kırıklığının acısını dindirecek bir yolculuk yapılmadı henüz…

Bir bavulu kapatıp yola çıktığınızda, sanki hayatı da ardınızda bırakıyormuşsunuz gibi gelir.

Oysa insan, kendi yükünü bavuluna değil, kalbinin en derin yerine saklar. Ve her yolculukta, o yük bavulun fermuarından sızıp yanı başınıza oturur.

Ankara’ya böyle vardım. Lefke’nin sessiz sokaklarından ayrılıp gri bir şehre adım attım. İlk bakışta denizsiz, dalgasız, suskun bir Ankara vardı karşımda.

Ama taşın, asfaltın, kalabalığın içinde başka bir ses fısıldıyordu: “Ben denizsiz de ayakta kalırım” Belki de başkentin kudreti buydu; direnmek, devam etmek, hiç yılmamak…

Karagöl’de doğanın sessizliğini dinledim; Anıtkabir’de kudreti, Denizlerin, Mahir’in, Hüseyin’in mezarlarında bir kuşağın hiç sönmeyen ışığını hissettim. Kuğulu Park’ta geçmişin hayalleri dolaşıyordu;

Kelime Müzesi’nde unutulmuş sözcükler içimde yeniden filizlendi. Ankara Kalesi’nde zamanın taş duvarlara sinmiş nefesini duydum, Aylak Kadın Kahve Evi’nde salaş bir özgürlüğün sıcaklığını.

Ama bütün bu manzaralar, bütün bu sokaklar bana şunu hatırlattı: İnsan nereye giderse gitsin, kendi kırıklığını da beraberinde taşır.

Ne bir gölün dinginliği ne bir kalenin yüksekliği ne de kuğuların zarafeti o kırıklığı susturur. Çünkü en uzun yol, kilometrelerle ölçülmez; insanın kendi içine yaptığı yolculuktur.

Ankara bana bir şehirden fazlasını öğretti. Şehirler, insanın kendi içini okumak için açılan kitap sayfalarıdır.

Taşında, kelimesinde, parkında, mezarında bize hep aynı şeyi hatırlatır: “Kaçış yok. Önce kendinle yüzleş

Ve ben anladım ki, asıl çare gitmekte değil; kalmakta, dinlemekte, kabullenmekte…

Çünkü her yolculuk biraz dışarıya, çokça içimize çıkar. Ve insan, nereye giderse gitsin, en çok kendisiyle yol alır.

Öperim hırpalanmış kalbinizden…













Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu