InstagramKöşe Yazarlarımız

Katie Cleriedes’in Eli







Katie Clerides’in ölümü, bizim için özel bir kayıp. Bunu anlatmak kolay değil; çünkü kaybı en az onun kadar gerçek, derin ve kişisel.

Pek çok Kıbrıslıtürk gibi ben de Katie’yi tanıyordum, yakından değil ama yeterince.

Bazı insanları anlamak için yıllar gerekmez; birkaç karşılaşma, nasıl biri olduklarını fark etmek için yeterlidir. Katie öyle biriydi.

Glafcos Clerides’in kızıydı; ama babasından devraldığı şey siyasal bir program ya da kariyer hatta bir parti aidiyeti bile değildi.

Ondan miras aldığı şey, karşı tarafın da insan olduğunu görebilme yeteneğiydi, Kıbrıs siyasetinde neredeyse yok olmuş bir erdem.

Son yıllarında Cyprus Peace and Dialogue Center’da çalıştı.

Kimsenin alkışlamadığı, gazetelerin yazmadığı, siyasetçilerin umursamadığı işler yaptı: Kıbrıslıtürklerle Kıbrıslırumları aynı odada buluşturmak, birbirlerini düşman değil insan olarak görmelerini sağlamak… Yavaş, yorucu ama gerekli, anlamlı ve sahici işler.

Diğer yandan bizlerle kurduğu bağ da siyasi bir ittifaktan ibaret değildi.

Daha temelde bir inanç paylaşıyorduk: Bu adadaki iki toplumun hikâyeleri bir şekilde uzlaşmak zorunda. Hakikat burada hiçbir zaman tekil değil.

Kıbrıs’ta bunu söylemek çoğu zaman ihanet sayılır ama Katie bunu sadece söylemlerinde değil pek çok olay karşısında aldığı tavırda, tutumunda, insanın kişiliğini gösteren çıkaran o küçük ama önemli jestlerde açıkça gösterdi.

Katie’nin çabası gerçekti, bu nedenle bizim ona duyduğumuz sevgi de. Bizim acımızı tanıdı, kendi toplumunun acısını küçültmeden. Bu başka yerlerde doğal karşılanabilir ama Kıbrıs’ta değil.

Burada hâlâ her şey sıfır toplamlı: Bir tarafa verilen her şey, ötekinin kaybı sayılıyor. Katie bu mantığı reddetti.

Barış ve diyalog kelimeleri, yorgun kelimeler. Çok şey dinledik, çok umutlandık, çok hayal kırıklığı yaşadık. Ama Katie’nin ağzında bu sözler her zaman yeni, tazeydi.

Salonlarda nutuk atmıyor, kameralara poz vermiyordu. Sessizdi, ama ısrarcıydı. Yorulmadan çalışıyor, iki toplumu yan yana getirecek küçük, elle tutulur yollar arıyordu.

Katie’nin Kıbrıslıtürklerle kurduğu ilişki, Kıbrıslırumların tanıması, bilmesi gereken bir anlayış biçimi. O, kendi toplumuna ihanet etmedi; Kıbrıslı olmanın anlamını genişletti.

Kıbrıslıtürklerin acısını tanımanın, Kıbrıslırumların acısını küçültmek olmadığını gösterdi. Barış için çalışmanın, kendi tarafından bir şey kaybetmek anlamına gelmediğini.

Evet buna gerek duymamalıydık, ama bu adada hâlâ tekrar edilmesi gereken bir gerçek ve o bu gerekliliği yerine getirdi.

Biz onu kaybettik. Bir müttefiki değil, ondan fazlasını. Kolay yolu seçmeyen, karmaşayı göze alan birini. Kesinliklere sığınmak yerine, belirsizliğin içinde kalmayı tercih eden birini. Sertliğin erdem sayıldığı bir çağda, yumuşak kalabilen birini.

Çünkü Katie gibi birinin varlığı -öteki tarafta sesimizi duyan, acımızı anlayan, bizimle konuşmaya değer bulan biri- lüks değil, hayatta kalma meselesi.

Bu adada ya konuşacağız ya da sonsuza kadar böyle kalacağız: bölünmüş, uzak, kendi yaralarımızla baş başa. Tarih bize kötümser olmayı öğretti ama direnenleri de unutmuyor. Katie o direnişin bir parçasıydı.

Onu kaybedeceğimizi bilseydik, belki daha sıkı sarılırdık. Artık geç. Geriye kalan, onun başlattığı işi sürdürmek.

Söylemesi kolay, yapması zor. Ama Katie zaten zor olanı yapıyordu. Belki bize bıraktığı miras da bu: umutsuzluğa, yorgunluğa, hayal kırıklıklarına rağmen zor olanı yapmayı sürdürmek.

Cyprus Peace and Dialogue Center’daki çalışmaları sürecek. Kurduğu ilişkiler, açtığı yollar devam edecek.

Katie ardında bir boşluk bıraktı, nasıl dolar?

Bilmiyorum, kimsenin de bildiğini sanmıyorum. Ama öğreneceğiz.

Onun ömür boyu havada tuttuğu barış elini, ondan sonra bile tutmaya devam etmek için, bu soğuk, zor dünyada barışa o elin sıcaklığında yürümek için.













Başa dön tuşu